HDP Sözcüsü Günay: Tek adam rejimi kurup her şeyi kendisine bağlayanlar, dış politikada ülkeyi dışa bağımlı hale getirdi

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “AKP-MHP bloğu insan haklarını katlederek insanlığa, demokrasiye, özgürlük değerlerine meydan okuyor.” diyen Günay, şunları söyledi:

“OHAL ve KHK rejimi ile, cezasızlık dosyaları, işkence, infaz, kayyumlarla insanlığa meydan okuyor. Tutuklamalar, ihraç ve hasta tutsakları kaderine terk ederek insanlığa meydan okuyor. Eşit, özgür ve kardeşçe bir yaşamın temeli insan haklarıdır. İktidar bu temel hakkı ayaklar altına almıştır. Evrensel insan haklarının yok sayıldığı, ihlal edildiği, insanların helikopterlerden atıldığı, siyasetçilerin, gazetecilerin, aydınların tutuklandığı, mezarlıkların tahrip edildiği, annelere çocuklarının cenazelerinin kargo yoluyla gönderildiği bir dönemden geçiyoruz.

AKP’nin yarattığı bu karanlık tabloya kısaca bakalım; partimizin verilerine göre 24 Haziran 2015’ten beri sadece partimize karşı yürütülen siyasi soykırım operasyonlarında eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, il-ilçe eş başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimizin de aralarında olduğu 16 bin 490 kişi gözaltına alındı, 3 bin 695 kişi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında 93 il eş başkanımız, 194 HDP ilçe eş başkanımız, 18 milletvekilimiz, 23 MYK, 21 PM üyemiz, 800’ü aşkın il ve ilçe yöneticimiz bulunuyor. Halen 7 milletvekilimiz ve 15 MYK üyemiz rehindir. 13 milletvekilimizin bu zaman zarfında milletvekilliği düşürülmüştür. Sadece 19 Ağustos 2019’dan bu yana, 3’ü büyükşehir, 5’i il, 33’ü ilçe, 7’si belde belediyesi olmak üzere toplam 48 belediyemiz kayyım darbesiyle gasp edildi. 37 belediye eşbaşkanımız hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Halen 18 Belediye eşbaşkanımız rehin tutulurken, 7 belediye eşbaşkanımıza ev hapsi verildi. 82 belediye meclis üyemiz görevden uzaklaştırıldı, 119 belediye meclis üyemiz gözaltına alındı, 2’si tutuklandı.

İşte bu tablo partimize, halkımıza, seçmenlerimize Türkiye toplumuna karşı yapılmış açık bir siyasi darbenin tablosudur. Bu tablo darbeci bir kliğin demokrasiye, insan haklarına, hukuka karşı açık şekilde savaş ilan etmesidir. Hedef partimiz ve demokrasi güçleridir ama zararını bütün Türkiye yaşıyor. Bu tablo iktidarın demokrasiye, insan haklarına, hukuka karşı meydan okumasıdır.

Daha dün Erdoğan bu meydan okumayı bir kez daha tekrarladı. Erdoğan, önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın ve rehin arkadaşlarımızın içeride tutulması için bir kez daha yargıya talimat verdi. ‘Demirtaş’ın hakkını koruyacak değiliz, yargımız Demirtaş’a böyle bir imkân tanımaz. Tahliyesinin asla önünün açılmasına yol vermeyiz’ diyerek Demirtaş’ı ve binlerce HDP’linin bizzat kendisinin talimatıyla içeride tutulduğunu bir kez daha itiraf etti.

Biz de tam olarak bunu söylüyoruz, arkadaşlarımız, partililerimiz yargı kararlarıyla değil, Erdoğan’ın, Saray’ın siyasi kararlarıyla içeride rehin tutuluyor diyoruz. Erdoğan işte bu gerçeği itiraf ediyor. Zaten hiç gizlemedi bunu, daha dün AİHM kararı sonrası ‘Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz’ dediğinde yargıya talimat veriyordu bugün de yargıya talimat veriyor. Biz de diyoruz ki, arkadaşlarımızın özgürleşmesinin de toplumun sizden kurtulmasının yolunu da size rağmen mücadelemizle biz açacağız. Size rağmen bu ülkeyi bizler özgürleştireceğiz. Sizlere rağmen bu ülkeye barış ve demokrasi getireceğiz.

Ülke içinde tek adam rejimi kurup her şeyi kendisine bağlayanlar, dış politikada ise ülkeyi dışa bağımlı hale getirdi. İçeride de dışarıda da savaş politikasıyla ömrünü uzatmaya çalışan AKP dış politikada da sıfırı tüketti, dünya açısından kriz üreten pozisyondadır. Bir taraftan ABD ile S-400’ler başta olmak üzere birçok alanda sorunlar yaşarken öte yandan AB ile başta Doğu Akdeniz, mülteciler gibi temel konularda ciddi ayrışmalar yaşıyor.

Düne kadar içerideki baskıcı yönetimini sürdürmek için dış güçlere sırtını dayayan AKP, bu politikasını değiştirmeden, aynı zamanda her alanda düşman yaratarak ömrünü uzatmaya çalışıyor. Avrupa Birliği ve uluslararası güçlerin AKP ile çıkar ilişkileri çerçevesinde yürüttükleri pazarlık siyasetinin de artık sürdürülebilir bir tarafı yok. Türkiye toplumu çözüm beklerken, halkı ‘sahte reform söylemleriyle’ oyalamak isteyen AKP-MHP ittifakı kendi çıkarları uğruna dış politikada saldırgan, tehditkar bir yolu Türkiye halklarına dayatıyor. Bunun sonucunda geçtiğimiz gün Türkiye’ye yaptırım kararı, ABD Temsilciler Meclisi’nden geçti. Daha önce de Senato’dan geçen yaptırım kararı Trump’ın imzalamamasıyla yürürlüğe girmemişti, fakat gelen son haberler Trump’ın yaptırım kararlarını onayladığı yönünde.

Yine maalesef AKP iktidarı döneminde bir ilk yaşıyoruz. ABD yaptırımları konuşurken, dün gerçekleşen AB Liderler Zirvesi’nden de aşamalı olarak Türkiye’ye yaptırım kararı haberleri geliyor. Aslında Avrupa Birliği, Türkiye’nin adım atmaması halinde Mart ayında yaptırımları genişletme eğilimdedir. Hem ABD hem de AB ülkelerinin Türkiye’ye yaptırımları ciddi bir başlık olarak gündemlerine alması Türkiye için ciddi bir durumdur.

Türkiye bu durumu değiştirebilir, Mart’a kadar AB tarafından tanınmış süreyi fırsata dönüştürebilir. Bir beklentimiz yok ama atılacak adımlarla Türkiye’nin içeride ve dışarıda içine sürüklediği bu dar boğazdan çıkması mümkün olabilir. Ancak iktidar bu tablo karşısında “Ülkeyi daha ne kadar uçuruma sürükleyerek kazanç sağlayabiliriz?” anlayışı içinde ve ülkeyi ateşe verip önünde ısınmaya çalışmaktadır. Bizim iktidarın bu yıkım politikasına, iflas eden bu diplomasi anlayışına karşı tutumuz nettir: Türkiye halklarının geleceğiyle oynamaktan vazgeçin.

ABD ve AB’den çıkacak olası yaptırımların faturası bütün halkın sırtına yüklenecektir. Ve herkes bu zirvelerden çıkan her türlü olumsuz kararın, yaptırım uygulamasının sorumlusunun savaşı, hukuksuzluğu, şantajı dayatan bu iktidar olduğunu biliyor. Halkların S-400 veya F-35’lere ihtiyacı yok. Tek ihtiyacımız içeride de dışarıda da barışı sağlamaktır. Zaten diplomasi bunun için vardır.

Fakat AKP, her alanı nasıl militarist politikanın zeminine dönüştürebilirim diye düşündüğü için diplomasinin de içini boşaltarak bir savaş cephesine dönüştürmüştür. Türkiye halklarının geleceği militarist dış politikayla değil, bölgesel ve küresel barışa vesile olacak bir anlayışla gerçekleşecektir. İki yol var Türkiye için: Ya sorunun bir parçası olmaya devam edecek, ya da barışçıl politikalarla çözümün bir parçası olmak için çaba sarf edecek. Son olarak AB ülkelerine de söyleyecek sözümüz var.

Yıllar boyunca AKP iktidarının kendi halkına yönelik izlediği anti demokratik uygulamalara göz yumarak AKP’nin insan haklarını yerle bir etmesine, saldırganlaşmasına göz yummanız hiçbir şeyi değiştirmedi. Kaygıyla izlediğiniz durum bugün sadece Türkiye’yi değil, Suriye’yi, Libya’yı, Yunanistan’ı, Ermenistan’ı sarmış durumda. Avrupa Birliği’ni insan haklarını ve demokrasiyi, temel değerleri pazarlık konusu yapmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. AB özgürlüklerden yana tutum almalıdır. Siyasetçilerin, insan hakları savunucuların, gazetecilerin hukuksuz bir şekilde AKP tarafından rehin tutulması ve buna göz yumulması AKP’yi bugünlere getirmiştir. Dileriz bundan sonra bu anlaşılır ve insan hakları, demokrasi gibi değerler esas alınarak bir yaklaşım sergilenir.

HDP olarak asgari ücretin net 4000 TL olması gerektiği konusunda tavrımız ve kararlılığımız sürecektir. Buna dair bütün verileri paylaştık. Enflasyon, döviz kurundaki artışlar, TL’nin yüksek değer kaybı, elektrik, doğalgaz ve temel gıda kalemlerine gelen yüzde 30’un üzerindeki zamlar zaten zorunlu bir şekilde asgari ücretin en az 4000 bin TL olmasını gerektirmektedir. Bizler uygulanacak zammın AKP iktidarının başarısız ve aciz ekonomi yönetimi karşısında tekrar erimemesi için teklifimizi yineliyoruz. Saraya, israfa, lükse, patronlara değil alın terinin sahibi emekçilere kaynak ayrılmasını istiyoruz. Biz sermayeye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, yalana ve sömürüye karşı hakkı ve hukuku savunacağız. Üreten biziz, yöneten de biz ezilenler ve emekçiler olacağız.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here