Hepimiz metafizikçiyiz

0

Metafizikçiler fiziğin ipini fiziki olandan koparmış olanlardır, ya da en azından öyle biliniyorlar.

Aslında hepimiz ipimizi fiziki olandan koparmak, yani şeylere bağımlılıktan kurtularak fizik ötesine çıkmak istiyoruz, çünkü kafamızdaki nihai özgürlüğün tanımı bu ve biz özgür olmak istiyoruz. 

Bu ise sevelim sevmeyelim hepimizi bir çeşit metafizikçi yapar.

Ancak izmlerden hoşlansak da metafiziğin izminden hoşlanmıyoruz, yaptığımız işlerin ucuna denenip sınanabilir, yani pozitif bilimlerin “izmlerini eklemeyi tercih ediyoruz.  

Oysa izmlerimiz olsun olmasın bir şeylere göre yaşıyoruz ve referans aldığımız şey her ne ise izmlerimizi o referanslara göre alıyoruz.

Yani demem o ki, izmlerimiz bizi doğmalardan kurtarmıyor ki, her doğma bir kabul ve biz o doğmaların çoğuna aslında bu izmler sayesinde varmış bulunuyoruz.

Şeyler değiştiğine göre doğma olmayacak tek kabul var, o da şeylerin değiştiğidir, neye göre ve nasıl konusu ise başka bir tartışmanın konusudur, konumuz olan bir şeyi başka bir şeye göre aldığımız ve bir sonuca giderken o şeye esas bir sonuca gitmeye çalıştığımızdır. 

Esas aldığımız ise kabuldür, kabul ise doğma, çünkü her kabul değişim yasasına karşı bir tavırdır. 

Yani aslında her referansımız bir doğmadır, çünkü ona kabul vermiş bulunuyoruz. 

Fakat sorun şu ki, biz bir şeyi bir şeye göre almadan yol alamıyoruz; yani biz o yüzden bir şeyi diğer bir şeye göre alıyor ve ucuna bir izm ekleyerek gitmeye çalışıyoruz.  

Simya

Neden izm, derseniz, çünkü izmlerde şeffaflık ve sınama şartı var. 

Yani bilim sandığımız kadar dosdoğru giden bir gemi değildir, o da sınama sınavlarında düştüğü yanılgılardan çıkardıklarının rehberliğinde yol gitmeye çalışıyor. 

Ve doğrusu her defasında birileri o yanılgıların faturasını öderken bir başkaları da o yanılgılardan hareketle rota düzenleme yoluna gidiyor ve öylece düştüğü yanılgıdan bir başka yanılgıya doğru yol alıyor.

Henüz bir şaşmazlık söz konusu değildir, o şaşmazlığı yakalamak için her şeyi biliyor olmak gerekir ki, her şeyi bilenin zaten bir referansa veya rehbere ihtiyacı yoktur, çünkü o zaten o şaşmazlığın kendisidir.

Ama o şaşmazlığa sahip olmadığımıza göre referanslarla gidiyoruz demektir ve yol pusulamız kabul verilmiş o referanslar olduğuna göre bu da yanılabileceğimizi kabul ettiğimiz anlamına geliyor. 

Kısacası biz yanılgılarla ilerliyoruz, yol rehberimiz yanılgılarımızdır, yalnızca bizi daha az yanıltanı referans alıyor, bir sonraki yanılgıya kadar onun rehberliği altında gitmeye çalışıyoruz.

Biz her yenilikte düşüncelerinin doğrulandığını düşünen hazırkonducular ise -hazıra konanlar- o yanılgıların faturasını ödemeden o doğrulara ortak olmaya çalışıyoruz.

Metafiziğin temeli de fiziktir, metafizikçi de kanıtlanmış olduğu varsayılan şeylerden hareketle olmasını istediği şeyi savunuyor, onunda tek hatası hazırkonducular gibi bir şey yapmadan kanıtlanan şeyler üzerinden tasavvur ettiği şeyin kanıtlandığını savunması ve yine o hazırkonducular gibi bir kanıtın bir sonraki doğrunun yanlışı olabileceğini hesaba katmamasıdır. 

Demem o ki, bizim doğruluk adına bilimlere irca ettiğimiz şeylerin de metafizikçilerin yaptığından bir farkları yoktur.

Sanırım bizim tek numaramız o kanıtları metafizikçiler gibi bir gize irca etmememizdir; ancak o bize ait bir ayrıcalıkmış gibi başkalarına satmaya çalışmamız bizi de onlar gibi o yüzsüzlüğü yapmaktan kurtarmıyor, çünkü her numaranın bir önceki yanlışın türevi olduğunu bizde görmezden geliyoruz.

Ne yazık doğruluk adına en doğrusu bizim doğrumuz diye bizde tafra satabiliyoruz.

Oysa hiçbir doğrunun bilimdeki yeri kalıcı veya dokunulmaz değildir, aksine her doğru bilimde süreli bir önyargıdır ve bilim o yargıyı aştığı oranda ilerlemekte, yeni ufuklara ilerleyebilir olma şansını elde etmektedir. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here