- Bilinç Bir Lanettir! - 6 Aralık 2025
- Ihre Evolution verwirklicht Ihre Wünsche - 10 Kasım 2025
- Ist es wirklich Weisheit, wenn der Mensch sich selbst kennt? - 17 Ekim 2025
İnsan bilinci belirli ikilemlerle yaşıyor.
Ego mu bilinci yönetiyor yoksa bilinç mi egoyu yönetiyor, bu genelde karışıyor.
Kişi bundan bir netice çıkarırken umumiyetle kendiyle ilgili bir olaydan dolayı bir neticeye varıyor ve bu neticeyi kendisine değil genelde karşısındaki kişiye yıkmayı tercih ediyor; çünkü insanın kendisini suçlaması egosuyla bir uygunluk arz etmiyor.
Kişi normal şartlarda sorulduğunda elbette mükemmel olmadığını kabul ediyor; ama bu itiraftan sonra mükemmel değilse bile tüm anlattıkları ne mükemmel biri olduğu üzerine oluyor ve dahası, davranışlarını hallere göre gerekçelendirirken bunun ancak bir mükemmelliğin ürünü olabileceği konusunda sizi ikna etmeye çalışıyor.
Evet kendisi mükemmel değilse bile, bulduğu gerekçelerin iradenin mükemmel birer istidadı olduğu şüphe götürmezdir; burada savunma içgüdüsü kişinin kendisini savunması konusunda zekasını harekete geçirmesi ve zekasının mükemmel istidatlar yaratması ise insanın aslında bize mükemmel olmaktan öte mükemmel üstü olduğunu kanıtlıyor.
Bu, ömrü mütemadiyen hem avcı-savaşçı hem de av olarak geçen bir türün kendisini savunması konusunda anlaşılır bir durumdur, çünkü insanın kendisini eksik, zayıf, yanlış veya aşağılık görmesi avcı-savaşçı egosunun taşıyabileceği bir kabul değildir. Ama av olma içgüdüsü tüm o aşağılık savunmaları taşıyabilirdir, zira paçayı sıyırmak için avın gerekçeye ihtiyacı vardır ve böylesi bir kültürde gerekçe seçenin asaletinden taviz vermesi bir kaçınılmazdır.
Evet, insanın bu aşağılık yanı av olması içgüdüsünün kendisini savunması gerekçelerinin beslediği bir neticedir ve kişinin kendisine olan güveni ne kadar zayıfsa o düzeyde aşağılık davranması olası bir neticedir.
Kişiyi burada davranışları üzerinden sorgulamanın sosyal gerekçeleri olabilir, ancak o savunmaların zekanın birer istidadı olduğu ve her avın veya av durumuna düşmüş kişinin kendisini kurtarmak için savunması doğal bir neticedir.
İleri gidersek şunu söyleyebiliriz; “Ben aşağılık biri değilim” diyen herkesin aslında bir düşme noktası vardır, bu yalnızca o anın o şarta ne zaman denk geleceğiyle ilgili bir neticedir.
Evet, yani aslında abartmasak hepimiz birer aşağılık mahlukuz, asalet sahibi olduğumuz konusunda ısrarcı olsak da bunu ilişkilerimizde kendimizi savunmak zorunda bulduğumuz an bilmekte, sonucu o ana dair verdiğimiz kararın neticesi belirlemektedir.
Aslında sosyal normlar bizi aşağılık olduğumuz konusunda kabule zorlamasa aşağılık olduğumuzu düşünmeyiz, çünkü ya kazanmak için avcı-savaşçı güdümüzü kullanmışızdır ya da paçayı sıyırmak için, yani av olmaktan kurtulmak için aslında her şekilde o güdünün yönlendirmesi altında hareket etmişizdir.
Diğer alt türleri, yani hayvanları bu temeldeki davranışları konusunda suçlamamamızın nedeni de aslında o davranışları o doğal kategori içinde almamızdan ötürüdür. Oysa biz de pek çok davranışımızda o kategorinin içindeyiz ve grup hali bizi yer yer farklı davranmaya ikna etse de yine önemli oranda o şekilde yaşamaktayız.
Burada sorun bizim nasıl davrandığımız değildir, davranırken sosyal normların bizi sınırlaması, bizi o güdülerimizi baskılamak zorunda bırakarak olmadığımız biri gibi davranmak mecburiyetinde bırakmasıdır.
Kısaca biz isteğe esas sosyal bir hayvan değiliz.
Yani aslında asalete dair yücelttiğimiz tüm davranış şekilleri birer rolden ibarettir, kendimizi düşürmemize engel olan şey grup halinin metapsişik kabulleri ve o kabullerin de yüceltilmeleri dolayısıyla grup içinde egomuza hitap etmelerinden dolayıdır.
Bu da bize aslında tüm sosyal normlarımızın temellerini o egodan aldığı ve egonun seçimini geliştirirken duruma veya hale göre davrandığını göstermektedir.
Zekâ elbette önemlidir, ancak şunu da itiraf etmek gerek ki, zeka davranışı tayin eden emil değildir, o davranışa neden olan egonun arzusunu gerçekleştirirken sosyal normlara uydurmaya çalışan emildir.
O nedenle şu söylenebilir; yani zekanızın mucizeler yaratmasının temeli çok zeki olmanızdan kaynaklanmıyor, güçlü bir egonun o zekayı o düzeyde harekete getirmesinden kaynaklanıyor.
Ve şunu üzülerek belirtmeliyim ki; buluşlara imza atmış her zekanın gerisinde o güçlü ego olduğu için bu mümkün olmuştur. Dahası konuya şunu da ilave etmeliyim; güçlü bir ego güçlü bir savaşçı yaratabilir, ama genelde güçlü savaşçı savaşçı olmaya, istediğini güç kullanarak elde etmeye yönelmektedir, bunun aksine o büyük buluşlara imzasını atanlar güçsüz savaşçılardır, avcı-savaşçı değil, daha çok av durumunda olanlar o imzaları o buluşlara atmaktadırlar, çünkü onlar egonun isteğini güçle değil, bir tek zekalarını kullanarak gerçekleştirebilir durumdadırlar.
Evet tüm mucitlerin geçimsiz, sosyopat birer maraz veya ‘arıza kişilik’ olmalarının nedeni bu sebeplerden kaynaklanmaktadır ve aslında tüm buluşları ise kendilerini kanıtlama, diğerlerinden eksik biri olmadıklarını gösterme çabalarının bir sonucudur.
Çünkü her şartta ego için mükemmelin en mükemmeli kendisidir, onun için diğer herkes gelip geçicidir, onlar gelir ve gider, o eninde sonunda kendiyle yalnız kalır; artık kendine tahammül etmek için kendisini düşünmesi, kendisini kayırması ve kabul görmek için farkını ortaya koyması gerekmektedir.












