Her insanın gönlünde diktatör olmak vardır

0

Birey kendi başına olunca tepesinde onu idare edecek bir siyasetçiye ihtiyacı yoktur, kendisini idare edebilir. Ama birey topluma karıştığında bu iş değişmekte, kendisini idare edebilen birey burada herkesin kendisini idare edebileceğini düşündüğü bir kalabalığın gürültüsü içinde kaybolmaktadır; çünkü herkesin bir doğrusu var ve herkes doğrusunun en doğru olduğunu, ona uyulması gerektiğini iddia etmektedir. Tabii her kafadan bir ses çıkınca bu da idare etmeyi de edilmeyi de imkânsız hale getirmektedir, çünkü artık ortada farklı bir gerek var ve o da bireysel idare şekli değil, toplumsal bir idare şeklinin gerek haline gelmesidir. 

Fakat bir sorun daha var, çünkü o kalabalığı oluşturan her birey bu sefer de kendisinin en iyi yönetici olduğu iddiasındadır. Kötüsü bu, bunların hiç birinin iyi bir yönetici olmasından değil, hepsinin tek tek ikinci bir kişi tarafından yönetilmek istememesidir, zira başkası tarafından yönetilmek bireyin karakterine göre değildir. O yüzden burada genelde kavga çıkmakta, siyasetten egosu en yüksek olanlar üste çıkana, diğerlerine hiza verebilir duruma gelene kadar sürmektedir.

Burada gerçekte kabullenilmeyen şey bir siyasetçinin diğer bir siyasetçiye boyun eğmesi değildir, egonun diğer bir egoya boyun eğmemek için direnmesi ve boyun eğiyorsa bu genelde eğmek zorunda kalması, hayatını bir başkasının idaresine vermesine gönülsüzde olsa rıza göstermesidir. Bu, insanın hayatında kabul verdiği, hatta daha doğrusu vermek zorunda kaldığı bir andır; çünkü hiç güvenmemesine rağmen hayatının kontrolünü başkasına vermektedir. 

Herkesin bir şekilde siyaset yapması, siyasette bir iddiasının olması, en iyi kendisinin yönetici olabileceğini düşünmesi nedeni tam anlamıyla egonun bu üstünde kimseyi kabul etmemesinden gelmektedir. Ama yine de egonun tüm o iddiasına rağmen başkalarının egosuna yenilmesi veya belirli bir noktadan itibaren ileri gitmeyerek o başkalarının egosuna boyun eğmesi şartı da buradan gelmektedir.

Buradan ne tür bir sonuç çıkarmalıyız?

Olay şu; gerçekte sizi yöneten sizden daha iyi bir siyasetçi olduğu için sizi yönetmiyor, egosu sizin egonuzdan daha güçlü olduğu için siz onun egosuna boyun eğiyorsunuz.

Tabii bu, görünürde bir boyun eğmedir ve doğrusu çoğunluğun yaptığı da tam olarak budur, zira itiraf etmese de herkes beklediği, o yüzüne gülecek günün bekçisidir. 

Buradan şunu anlıyoruz; hani derler ya “iyi olan kazansın.”

Burada iyi olan kazanmıyor, egosu sizin egonuzdan yüksek olan kazanıyor, çünkü sizden iyi olduklarına daha çok inanıyor ve onun için sizden fazla çaba göstererek sizden daha iyi bir başarı yakalıyor. Bu da bize o kabul itibariyle “iyi olan kazansın” sözünün siyasetten bir kural olmadığını, egosu en yüksek olanın gösterdiği çabayla kazandığını gösteriyor. Siz ise buradan kendinize ondan daha iyi biri olduğunuza dair bir paye çıkarabilirsiniz, çünkü tüm o egonuza rağmen kendinizi ondan daha ileri sürecek kadar bencil davranmamış ve fazladan bir paye daha çıkarırsak, idari işlerin çıkmaza girmemesi için onun yönetimine rıza göstermiş bulunuyorsunuz.

Siyasetçiler mutlak manada kötü müdür?

Kuşkusuz mutlakıyet istisna tanımamaktır, ancak egosuyla boy ölçüşülemeyenin iyi olması bir olasılık olsa da bu oldukça zayıf bir olasılıktır, çünkü iyi olanın “ben herkesten daha iyiyim” diyecek kadar baş edilmez bir egonun sahibi olması zayıf bir olasılıktır.

Zira iyi olmanın ölçüsü zaten kişini egosunu -kısmi de olsa- frenleyebilir olmasıdır. O nedenle bir siyasetçinin iyi ve alçak gönüllü bir insan olması görülen bir şey olsa da doğrusu bu oldukça az görülen bir şeydir. Sizi iyi biri olduğuna inandırması ise yine egosunun ona bunu kazandırdığı bir başarıdır, çünkü zaten egosunun hedefinde bunu başarması çabası vardır ve sizi ikna etmişse, bu egosunun onu başardığına işarettir. 

Diğer yandan, birinde bu denli bir ego yoksa onun bu düzeyde başarılı olması da olası değildir. Ama şimdilik olayın bu tarafını geçelim.

Siyasetçiler kötü müdür diye sormuştuk, evet, çünkü iyi bir insanın “herkesi en iyi ben yönetirim” iddiası söz konusu bile değildir.

Ve size şunu tüm samimiyetimle söylüyorum, eğer biri “sizi en iyi ben yönetirim” diyorsa kaçın ondan, çünkü o kişi hayatınızı hem yönetme hesabı hem de kontrol etme hesabı içindedir. O kişinin kararlılığı sizi etkileyebilir, ama zaten onun tüm hesabı sizi etkilemek, buna inandırmak üzerine değil midir? 

Diğer yandan, öylelerinin hayatı genelde tam bir keşmekeşlik içindedir, kendilerine eş bulurken bile öncelikleri o keşmekeşliği bir düzene sokacak eş bulmaktır. Yani kendi hayatını bile düzenleyemeyen kişi sizin hayatınızı bir düzene sokma iddiasındadır ve onun hayatını eşi yönetirken, o da eksik biri olarak yönetilmiş hayatının intikamını muhtemelen sizin hayatınızda alacaktır.

Dua edin sizin hayatınızı da onun hayatını yöneten o eş yönetsin!

Merak etmeyin bu işin iyi tarafıdır, çünkü o eşlerin yönetme ihtirası genelde eşlerinin yönetme ihtirası kadar güçlü değildir, onlar genelde çaresizlikten işe el atanlardır. Ki eşlerinin aşırılıklarını genelde bu eşler frenlemekte, onlara hiza vererek makul olanı bulmalarına yardım etmektedirler. Yoksa nemelazım eşle de frenlenemeyeni durduracak başka bir şey yoktur ve takdir eder misiniz bilemem, ama eşle de durdurulamayan kişiyi durduracak fazla bir şey yoktur, artık egosunun insafındayız ve doğrusu egonun durmak gibi bir özelliği yoktur. 

Dikkat edin, en demokratik ülkelerde bile liderlerin yaptığı devamlı suretle yetkilerini artırmak, kendilerine fren çekenleri alaşağı etmek, yanlarına yönetme keyfiyetlerine yol verecek adamlar toplamaktır. Yanlarına gidenlerinde bir hesapları var, ancak bunlar liderlere istediklerini vererek işe başladıkları için onlarda en az o liderler kadar tehlikelidirler.

Muhtemelen hepiniz kavganın şu haline aşınasınızdır; yani siyaset yaptığınızda insanların düşüncelerinden önce egolarıyla kapıştığınızı ve ikna etmenin düşüncelerini çürütmek değil, egolarını aşmak veya ezmek olduğunu ve kaç ego eziyorsanız o kadar fazla düşman kazandığınızın farkındasınız. Size şunu söylüyorum; hiçbir siyasetçi size cevap verdiğinde hak vermek veya düşüncelerinizi onamak için cevap vermez, hatta düşüncelerinizi eleştirmek için bile cevap vermiyor olabilir, hesap konuşurken sizi sınamak, düşman olarak nerde durduğunuzu ve lazım olduğunda sizi nereden vuracağını bilmek için cevap verir. 

Kişi siyasette bulaştığında bulaştığı oranda samimiyetten uzaklaşıyor, artık zamanını başkalarının egolarını alt etmek, onlara kendisinin nemenem bir rakip olduğunu, tek ve mutlak çözümün onların kendi iradesine teslim olmalarından geçmek olduğunu göstermeye çabasındadır. Onun bunu bir partinin, derneğin veya tarikatın çatısı altında yapması bu kaideyi bozmamaktadır. Ki muhtemelen hepiniz bu tür kurum ve kuruluşların çatısı altında iradenin teslim alınması şartına aşinasınızdır; zira egonun üstün gelme, kapıştıklarının iradesini teslim alma savaşı yalnızca bilindik manada siyasi parti arenalarıyla sınırlı değildir. Üstün gelme kavgası iki kişi bile bir araya geldiği başlamaktadır ve bu kavga kendisini sözlü rekabet şeklinde gösterdiği sürece bu savaşın silahsız sürdürülmesi halidir, ta ki söz bitene, devreye güç girene kadar. Güç ise savaşın farklı bir safhası, iradenin dayatılmasında yalın uygulamaların devreye sokulması halidir. Yani silahlı kavganın başlangıcıdır. Bu da özlemi duyulan sorgulanamazlığın başlangıcıdır.

Her insanın gönlünde bir diktatör olma özlemi vardır, çünkü diktatörlük kararlarınızı birileriyle istişare etme mecburiyetinizi ortadan kaldırmakta, size istediğiniz insanları buyruklarınızla yönetme şansını vermektedir. Burada kararlarınızı sizinle istişare edenlerin eşiniz, çocuklarınız, anne-baba ve arkadaşlarınızın olması bile bu kuralı değiştirmemektedir. Diktatör olmanız ise zaten kararlarınızı istişare etmenize engel değildir, çünkü bu seferde diktatörlüğünüzün güvenliği o kararların istişaresinden geçmektedir, yani nihai kararı verme yetkisi sizde olduğu sürece herhangi bir kararınızın istişare edilmesi sizin için bir sorun teşkil etmemektedir, istişareciler kraldan daha kralcı kesilmedikleri sürece.  

Ama istişare edenler sıranın neferi rolünü oynasa da bu genelde onların kraldan daha kralcı davranmalarına engel değildir, çünkü onlar ikili oynamakta, bir yandan krala karşı maymun rolünü oynarken diğer yandan kralın ayağını kaydırma hesabı yapmaktadır. Zira bu nihayet onların istediğidir.

Öte yandan, kitlelerin sessizliği sizi sakın uyutmasın, sessizlikleri göze batmamakla ilgili bir çeşit durumu kurtarma çabasıdır; çünkü göze batmayınca görünmüyorlar ve görünmeyince kimsenin şimşeklerini üzerlerine çekmeden bekledikleri günün olgunlaşmasını sağlıyorlar. Ego her tür etkiye açıktır, ama kesinlikle bir diktatörü tepesinde sonsuz şekilde taşıyacak kadar açık değildir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here