Her Türlü Aşısı Tam Olan Vatandaş Aranıyor: Karne veya Maske ile İbrazı Zorunludur!

0

Gördüğümüz her imgenin bizde çağrıştırdığı farklıdır. Sosyal çevremiz, yaşam boyunca maruz kaldığımız çevresel uyaranlar ve tabii ki sosyal bir varlık olarak edindiğimiz tecrübe gereği, karşımıza çıkan/ çıkartılan her kavrama da farklı yaklaşırız. Sosyal medyada dolaşıma giren ülkemizi tanıtıcı o maskeler ise beni yıllar öncesine götürüverdi. Bir süredir içinde bulunduğum ülkenin sağlık sisteminde hayal bile edilemeyecek hasta/ insan hakkı ihlalinin bizim coğrafyadaki halini hatırlayıverdim birden. “Aşılandım, beni tepe tepe kullanabilirsiniz Sayın Yabancı Turist!” sözü, Güldür Güldür adlı eğlence programındaki İbrahim karakterine söyletiliverdi. Yüzündeki muziplik ile de gerekli tepki verilmiş oldu bir nevi aslında…

Çok değil, belki 15 sene öncesinde hasta dosyalarının üstüne, muayene etmeye veya müdahalede bulunmaya hazır olduğumuz hastanın hepatit B veya C hastası olduğuna dair kocaman harflerle “HBV veya HCV pozitif” diye yazılırdı. O zor şartlarda çalışan sağlık personelini korumak amaçlı idi bu uygulama. Art bir niyet aramaya gerek yok! Gelen hastanın bulaşıcı bir hastalığı olduğu bilinirse, ek önlemler alınırdı, daha bir dikkat kesilirdi herkes. Ne de olsa hastadan kan aldığı iğneyi eline batırdığı için hastalık kapan sağlık personeli sayısı hiç de az değildir veya ameliyat ettiği, doğumunu gerçekleştirdiği hastadan bulaşan bir hepatit virüsü, cerrahların veya kadın doğumcu hekimlerin korkulu rüyasıdır halen.

Zamanla, özellikle HIV virüsünün yaygınlaşması ile durum biraz değişmeye başladı. İnsan hepatit virüsüne sahip olduğunu ilan etmekten çekinmiyor idi, ne de olsa toplumumuzdaki her 100 kişiden 10’unda vardı bu virüsler (yaygın aşılama kampanyaları ile oran %1-2’lere kadar geriledi, eklemeden geçmeyeyim!). HIV ilk çıktığı zamanlarda ABD’de bile ölüm fermanı gibiydi. Bir erkek ile cinsel ilişkiye girdiğinin ilanıydı o erkek hastanın. Tedavisi de olmadığı için de ölüm mutlak, ve hatta ölene kadar da birlikte olacağın ve olduğun neredeyse herkeste bu hastalık ortaya çıkacaktı! Daha enfeksiyonun nasıl yayıldığının bilinmediği ilk zamanlarda, HIV’e sahip hamile hastanın doğumunu bile yapmaktan çekinir idi hekimler. Ben de yeterli önlemleri tam olarak almayarak HIV’e sahip bir hastayı entübe ettiğim için, yani solunumu durduğu için hastanın nefes almasına yardımcı bir plastik boruyu nefes yoluna yerleştirdiğim için az endişe etmedim doğrusu. Bana bir şey olmadı, ama acil durumda hastasını entübe eden doktor arkadaşı Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalığından kaybettiğimiz de oldu maalesef.

Hastaların hiçbir sağlık bilgisini, hastanın izni olmadan eşine, çocuklarına dahi vermemeyi kural edinmiş ve aksi durumu şiddetli bir şekilde cezalandıran batı toplumlarının aksine, bizde hasta gizliliği/ özeli (privacy) kavramı tam yerleşmiş durumda değildir. Neyse ki hastalıklar ifşa eden hasta dosyalarındaki o ifadeler kaldırıldı; ama daha kat edeceğimiz çok mesafe var maalesef.

Gelelim aşılandığımızı belirten bir maske ile dolaşma konusuna! Gelelim mi? Aslında hiç gelmesek de olur. COVID-19 aşı pasaportu verelim, bireyin özgürlüğüne saldırı anlamına gelir mi, gelmez mi tartışmalarının yaşandığı dünyada, bu konuda sadece bizleri gülümsetecek hicive ihtiyacımız var sanırım. Ciddiye alınıp da yorum bile yapmak insanoğluna haksızlık sayılır…

New York Times’da, Ceylan Yeginsu adlı bir araştırmacıdan COVID-19 aşı pasaportları ile ilgili, ABD’de tarafların pozisyonlarını özetleyen güzel bir derleme çıktı Nisan ayında. Bu yazıdan kısa bir özet yaparak günü kapatalım. Büyük yolcu gemileri (Cruise) ve spor müsabakalarını organize eden oluşumlar, COVID-19 aşısı olunduğuna dair bir belge talep edeceklerine dair beyanlarda bulunmuşlar, açılma başlangıcında. Takip eden günlerde New York, kendi sakinlerine online aşı karnesi vermeye başlarken, Florida ve Texas yönetimlerinden aşı karnesi benzeri taleplerin kesinlikle yasaklanacağı ile ilgili açıklama gelmiş.  Vatandaşlarına yönelik yoğun bir aşılama kampanyası uygulayan İsrail ise aşılanmayanları kıskaca almak amaçlı, spor salonlarına, evlendirme merkezlerine, konser salonlarına vs girişlerde kişinin aşılandığını gösteren yeşil karneyi zorunlu tutmakta imiş. Halk sağlığı sorunu halini alan pandemiyi kontrol altına alabilmek amacıyla da Avrupa Birliği de dijital karne uygulamasına geçmek için hazırlıklarını tamamlamak üzere olduğunu bildirmiş.

Dünya Sağlık Örgütü ise olaya tamamen farklı bir pencereden bakıyor. Yolculuklarda istenecek bu aşılama belgesi ile, zaten adaletsiz aşılama nedeniyle daha az eşit olan dünya vatandaşlarına yönelik ek dışlanma ve ayrımcılığın başlayacağından endişe etmekte DSÖ yetkilileri. Dünyaca kabul edilen bir aşıya ulaşmış bir ülkenin ferdi iseniz, sizin için sıkıntı yok; ama ya tersi durum? Mesela, Çin aşısı Avrupa Birliği tarafından kabul edilmeseydi, her uçağa binişte vücudumuzdaki antikor seviyesinin ölçen kan tetkikini yaptırıp sonucunu yetkililere göstermek zorunda kalacaktı ülkemizin vatandaşları. 

Ülkeler sınır kapılarını genel olarak kapatarak kendi COVID-19 yükünü kendisi ile sınırlamaya çalışmaktalar ve haklı olarak da bu savaşta her ülke kendi bacağından asılıyor diye kimse başkasının virüs yükü ile uğraşmak istemiyor. Kendi içlerinde de kabaca benzer bir halk sağlığı politikası takip ederek kendi ülkesinde toplumsal bağışıklamayı sağlayıp hiçbir vatandaşını da dışlamak istemiyor. Yani, aşı karşıtı bir tavır sergileyerek aşı olmayan vatandaşlarına karşı bile bir dışlayıcı tavır belirlemek istemiyor. Özellikle Texas veya Florida yönetimleri bu görüşte…

Hukuk anlayışımızdaki zaman zaman karşımıza çıkan o garip durum, bu konuda da kendisini gösterdi. Çağdaş hukuk anlayışında olması gereken “iddia sahibi, karşısındakinin suçlu olduğu ispat etmek zorunda” ilkesi, bizde nasıl ki “suçsuz olduğunu iddia et” şeklinde evrildi ise, burada da gelenin COVID-19 virüsü taşımadığını delillendirmesi yerine, yerleşiğin gerekli önlemleri aldığını göstermesi istenmektedir!

Yazıyı bağlayacak son bir söz bile bulamadım, affediniz efendim!..

Önceki İçerikİcra ve İflas Kanunu’nda değişiklik..
Sonraki İçerikSaklambaç
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here