Hiçlik duygusu

0

Arayan insanın sorusu genelde hayata dairdir.  

Varlığını sorgular ve varlığını sorgularken bunu genelde bir hiçlik duygusu içinde olduğu düşüncesiyle yapar. 

Hayattan anlamı yalıttığınızda hiçlik her yerdedir.  

Anlamı sorguladığınızda ise, bunun sizden ötürü var olan bir kurgu olduğunu, size dair bir kurgu olduğunu, onu sizde anlam bulacak şekilde şeylerle kendi kendinize var ettiğinizi görürsünüz. 

Tabi anlam hiçlikten çıkmıyor, şeylerden çıkıyor ve şeylerde belirli şeylere karşılık verdiğinden insanın o anlamı kurgulamasına cevaz veriyor. 

İnsanın şeylere bu kadar anlam yıkmasının nedeni de buradan geliyor, çünkü hiçlik duygusundan onu onlar kurtarıyor. 

Kuşkusuz hiçlik her yerdedir ve her arayış bir hiçlik noktasından başlamaktadır; ancak hiçliği dolduranın anlam olması tesadüf değildir, hayat seçimler yapmaktadır ve yaptığı seçimlerde aldığı müspet sonuçlara tutunmaktadır. 

Kısacası hiçliği dolduran anlamdır ve anlamı var edende insandır. 

O nedenle insan bir anlama esas hayatın içinde değilse hayat onun için bir hiçlikten ibarettir ve insan hiçliği bir anlamla dolduramıyorsa o hiçlikten korkmalıdır; çünkü şeylerden bir anlam çıkaramıyorsa onun hiçlikten bir şey alma veya hiçlikten bir şey çıkarma şansı yoktur, hiçlik onu yok eder.   

Evet, o yüzden hiçlikten korkmalısınız, çünkü hiçlik sonsuzluktur, sınırsızlıktır, içine düşeni yalnızca yutmak ve yok etmek için beklemektedir.  

Hiçlik her yerdedir, anlamın bittiği her bitim noktasında hiçlik başlamaktadır, aslında siz farkında olmasanız da bir hiçliğin için yaşıyorsunuz, eğer kendinizi öyle bir hiçliğin içinde hissetmiyorsanız bu, o duyguyu yaşamayacak kadar bir anlama, bir gayeye tutunduğunuz içindir.  

Kısacası sizi hiçlikten kurtaran şey sizin yaşama gayenizdir. O gayeniz ise bir anlama matuftur, siz ona sahip olduğunuz veya sahip olmayı başardığınız için o hiçlik duygusuna gar olmuyor, öylece kendinizce, kendi kendinizi inandırdığınız bir anlama göre yaşayıp gidiyorsunuz. 

Kelimenin en açık ifadesiyle; anlam bittiği an hiçlik duygusu başlar ve kelimeyi tersinden alırsak; hiçlik duygusu bitiyorsa bu da bir anlam başladığı içindir. 

Olaylara anlam vermeniz sizdeki bir tasarruftur, ancak bu öylece hemen kendi kendine var olan -tasarlı- bir tasarruf değildir, bu yaşama arzusunun gerçekleştirdiği ve seçerken içinden müspet sonuçlar aldığı bir tasarruftur. 

Müspet sonuçlar seçimlerinizden çıkmıştır, seçimleriniz ise sebeplerinizi tamamlamış, sizde bir gayeye esas anlamı bulmanıza vesile olmuştur. 

Yani kısacası anlamı sebeplerinizden, sebeplerinizi de hayata dair gereklerinizden çıkarmış bulunuyorsunuz. 

Sebeplerinizin sizde bir farkındalık yaratması ise şartlı bir bilincin tezahürü olsa da bir seçme şartına göre yaşamanıza cevaz vermiş, sizi seçerek yaşayan ve seçtiğinin farkında olan bir varlık durumuna getirmiştir.  

Buna göre siz görünürde gereklerle yaşıyor olsanız da aslında farkındalığa vardığınızdan bu yana bir seçme şartına göre yaşıyorsunuz. 

Bu seçme şartı ise bir anlama matuftur, çünkü seçimini aldığı geçmiş müspet sonuçlara göre gerçekleştirmektedir.  

Kısacası siz anlamı şeylerden çıkarıyorsunuz, şeyler de size bir şekilde kendi istediklerinizi verdiği için öylesi bir anlamı çıkarma şansına sahip olmuş oluyorsunuz. 

Ötesi, hepinizin malumu, müspet sonuçlar daha fazlasını umut etmenize ve umutta size şeyleri istediğiniz gibi soyutlamanıza neden oluyor. 

Daha açık bir ifadeyle; umut size şeylere istediğiniz anlamı yıkmanıza fırsat veriyor. 

Siz böylesi bir anlama ulaştığınız için bu sonsuz hiçlik içinde kendinize bir yol, bir yörünge bulma fırsatını elde etmiş oluyorsunuz.  

Gerçekte ise böyle bir yol yok, siz yalnızca şeylerden çıkarsadığınız müspet sonuçlardan hareketle kendi kendinize böylesi bir netice çıkarmış, onun üstüne her şeyi kendi isteklerinizden mütevellit bir anlam dünyası inşa etmiş bulunuyorsunuz. 

Kaldı ki karşılaştığınız pek çok şey aslında size böyle bir dünyanın olmadığını gösteriyor, ancak bir anlama tutunma ihtiyacı sizi bu şekilde inanmaya ikna ediyor, çünkü bunun tersini düşünüyor olmak bile nefes almanıza fırsat vermiyor.  

Sizin bir anlama tutunma ve inanma hikayenizde böylece başlamış oluyor; inanmak size tersini yapmaktan hem daha iyi hem de daha kolay geliyor, yani aslında siz seçenekleri elerken işinize gelenleri seçmiş bulunuyorsunuz. 

Ama şu kuşku hep ‘Demoklesin Kılıcı’ gibi tepenizde duruyor; yani aslında sizi hiçbir şeyin doğrulamadığının farkındasınız, yalnızca bunun böyle olmadığına inanmak istiyorsunuz ve siz inanmak isteyince geriye yapacak fazla bir şeyi kalmıyor.  

Anlayacağınız siz bir hiçlik içinde kendi tahayyülü olan bir anlam dünyasında yaşıyorsunuz, o dünyayı siz inşa etmiş, kendinizi onun içine kapatarak kendi kendinize bir mutluluk oyunu oynuyorsunuz.  

Yanılgınız -ki hep yanılıyorsunuz- kendinizi o anlama kapatma halini bir çeşit güvenlik hali şeklinde alıyor ve o anlama inandığınız oranda kendinizi mutlu ve güvende hissediyorsunuz.   

Önceki İçerik90’ların siyaseti geri dönüyor
Sonraki İçerikBİR ŞEY YAPMALI 
İbrahim Yersiz
İbrahim Yersiz 1967 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesinde doğdu. Eğitimine aynı yerde başladı. Gazeteciliğe ilk Yeni Ülke ile başladı, sonra Özgür Gündem ile sürdürdü. Daha sonra bağımsız olarak muhtelif gazete ve dergilere bilgelik üzerine yazılar gönderdi. Olasılık Prensibi Okulu ve Kaçıklar Gezegeni adında iki kitabı var. Halen bilgelik üzerine çalışmaları sürüyor.