Huzura uyanış

0

Uyanış çabuk gerçekleşen bir mevhum değildir. Diriliş rüyası insan gönlünde ve yüzünde yavaş yavaş oluşur. Birdenbire olan her şeyde bir eksiklik aramak gerekir.

‘Hayırlı işlerin muzır manileri çok olur’ kaidesince uyanışı bazen geciktiren olaylar bulunabilir. Gözlerini açmaya çalışan insanların göz ve gönlüne bir karabasan gibi çöken kişiler bulunabilir. Bu bazen bilmeden, bazen de bilerek ve iradi olarak olur.

Bir gülün açılışı nasıl aheste aheste oluyorsa, huzura uyanışın filizleri de tomurcukları da öyle belirir kalp toprağının altından. Perdeyi çeker gibi uzanır uyanışın dalı budağı ümit ve inanç canibinden…

İnsanlık huzura uyanış için nice devirler nice asırlar bekleyebilir. Başın, kalbin ve dahi vicdanın huzura uyanış semasına ermesi için nice badireler atlatmaları gerektir.

Uyanış, gerçeğe ve hakikat olanadır. Batıla ve yanlışa uyanış yoktur. Onlara ancak düşmek vardır. Girdaba yuvarlanır gibi silinme ve tehlikeli bir tuzakta kaybolmak vardır.

Bir gece duası gibi hak ve hakikate yükselmek ve gerçeğin çehresindeki sütreyi çekmek huzura uyanışın en tatlı ve revnaktar yanıdır.

Kalp ve vicdan huzura uyanışın bütün çilelerini yokluğa savurur.

Yanlışın gerçeğe taarruzu yıllar yılı süregelmiş bir kaos adetidir. Zira batıl acılı ve kaos yüklüdür. Bu sebepten aklıselim hiçbir kişi o yanlışın eğri büğrü yollarında ve karanlık labirentlerinde kaybolmak istemez.

Işığın karanlıkla, ümidin yeisle, aşkın kin ve öfkeyle zıtlaşması gibi gerçek ile batıl devamlı bağrındaki zıtlıklar ile savaşa gelmiştir ezelden beri… Bu sebepten yanlışın mağdurları bir gün en acımasız zalim olarak hınç ve öfke kılıcıyla intikamını almak için yeltenecektir. Bu onun dünya durdukça hep yenilgiyi tatmış olmasının verdiği kuyruk acısıdır.  Zira mağlup daima öfkelidir.

Öyleyse ne yapmak gerekir? Batılın bu irsi temayülüne karşı nasıl bir tavır ortaya koymalıdır?

Elbette sabır en önemli faktördür. Buna aktif sabır da diyebiliriz. Zira pasif direniş şeklindeki bazı bekleyişler bazen fertleri enerji yönüyle tüketebilir. Bu sebepten bir taraftan sabrımızı zorlayan bu hadiseler karşısında öfke ve hiddet yolunu seçmeyi redderken bir taraftan da aksiyonumuza daha da hız vermeliyiz.

Sabır asla pısırıklık ve korkaklık değildir. O en zor olan bir davranışı sinesinde besleyen bir dayanma gücüdür.

Bu sebepten bazen en fazla uyanışa meyyal bir gönül bile hak ve hakikate ilk başta en büyük düşman olarak karşı durabilir.

Fakat uyanışın efsunlu busesi onun ruhuna ilk soluğunu duyurduğu andan itibaren en nice yürekli ve en rakik ruha sahip insanlar olarak da hak ve hakikat canibinde yerini alıverirler.

Hani ‘güzeller nazlı olur’ derler. Onların da uyanış iklimine gelişleri ve efsunlu diyara yelken açmaları binbir naz ve niyazla olmaktadır; ama buna değer. Zira bu tarz zalim pozisyonundaki nice insanlar bir gün yüz güldüren fetihlere imza atıp, insanlığa hayatlarıyla bir panorama sunup bu dünyadan öyle gitmişlerdir.

Zaman sayfasında öfke ve hiddetin hiçbir zafer ve fetih imzası olmadığı gibi, zalim ve despotların da hiçbir göze görünür ciddi muvaffakiyetleri yoktur.

Daima mağlup olanların öfkeyle kalkanlar olduğu bilinmeli ve ona göre huzura uyanış baharının ilk günlerinde insanın kendi düşen ise güllerden bir gül olmak ve gülistana diriltici soluklarla eşlik etmek gerekir.

Yoksa bütün semerelerin, bütün işlerin bir gün talan Ebu Bekir sabrı ve itidaliyle işe vaziyet etmeyenlerin bir yığın sarsıntı ve bir sürü yanlış hareketle nice aydınlık günlere birer perde ve sütre olacakları gün gibi açıktır.

Öyleyse bu iş için canını dişine takmış ve samimi çalışanların özverilerine ve gayretlerine destek olalım ta ki, bu çorbada bizim de bir tuzumuz bulunsun.

Onlarla beraber aynı aksiyon korosunun içinde, ayni fetih ordusunun arasında yerimizi alalım. Uyanışın karasevdalıları ile beraber huzur ve saadet dolu günlere yürüyelim…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here