İbn Rüşd’den Kındi’ye İslam Felsefesi

0

Endülüs ve İbn Rüşd’ü tanımayı ve anlamayı hedefleyen yazılarla bir bakıma İslam Felsefe’sine giriş yapmış olduk. Klasik ve yaşını almış Müslümanlar için çok ehemmiyete sahip olmayabilir ama İslam Felsefe’sini ve filozofları tanımak yeni kuşaklarımız için ihtiyaç. Din-dünya, felsefe-din ve İslam-hayat bütünlüklerinde İslam filozoflarının yaklaşımları ve bakış açıları önümüze ışık tutacak.

İslam’ı öbür dünya endeksli anlamak ve ona göre yaşamak Müslümanlar için açılım oluşturmamakta. İbn Rüşd’ün din-felsefe düşüncelerine baktığımızda, din ve felsefenin kavga etmek zorunda olmadıklarını anlıyoruz ve bu hayatımıza farklı bir bakış açısı kazandırıyor.

…….

Bu yazıyı yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

……

İslam filozoflarını okuyucularımıza tanıtmak acizane benim için çok önemli.

Peki neden?

İslam denince duygulara hitap eden, gönül dünyasını zenginleştiren, öbür dünya endeksli bir din algısı sunulmakta.

Reklam

Dünyaya dair olan, aklı ve mantığı hedef alan, gündelik hayatın içinde olan konular sanki İslam’da yok imiş gibi bir resim oluşturuldu ve oluşturulmaya da devam ediliyor.

Bu şekilde yetişen bireyler duygu ve ruh için din, düşünce ve akıl için felsefe ikilemiyle yoğurulmaktalar.

İslam hem bu dünya hem de öbür dünya için ise, peki bu durumda ne olacak? Şimdiye kadar olanlar olmasın diyoruz. Şimdiye kadar felsefe dışlandı, kötü görüldü ve ötelendi. Bazı ilahiyat fakülteleri haricinde İslam felsefenin esamesi okunmadı. Başka fakültelerde okuyan Müslüman insanlar bu filozofları hiç tanımadılar bile. Çünkü Müslüman kesim felsefe yerine hep kelamı ön plana çıkardı ve aklı imanı temellendirme aracı haline getirdi.

Akıl, Mutlak Varlık’ın tersine işlerse bu İslam’a aykırı mıdır? Böyle bir durum mümkün değildir ama hadi öyle oldu diyelim.

Hayır değildir. Çünkü bu dünya imtihan dünyası ve herkes inanmak zorunda değildir. İnanmanın da ne olduğunu irdelememiz gerekir. Müslümanım diyenlerin hepsi acaba inanıyorlar mı? Bu soru çok rahatsız edici biliyorum ama mümkün ve günümüzde yaygın bile denebilir.

Neyse biz İslam felsefesine ve filozoflara geri dönelim.

İbn Rüşd’den uzun uzun bahsettikten sonra İslam filozoflarının ilklerinden olan Kındi’yi anmadan geçmek olmaz.

Kındi, 801 yılında doğmuş ve Abbasi Dönemi’nde yaşamıştır. Kındi ailesi, İslâm öncesinde olduğu gibi İslami dönemde de hem Emevi hem Abbasi hilafetinde önemli devlet görevlerinde bulunmuş, babası İshak Harunürreşid zamanında yıllarca Kufe valiliği yapmıştır

Reklam

Çocukluk ve ilk gençlik yılları Kufe ve Basra’da geçen Kındi felsefe, tıp, matematik astronomi, ilahiyat, psikoloji, fizik, kimya ve müzik alanında eğitim görmüş ve eserler kaleme almıştır.

Kelamın Mutezile elinde bağımsız bir ilim olarak şekillenmesi döneminde yaşamış olan Kındi’nin Basra’da bulunduğu sırada bu mezhebin Basra kolundan büyük ölçüde yararlandığı ve diyalektik alanındaki ilk zihni disiplinini burada kazandığı düşünülmektedir

Ortaçağ Avrupası’nda Alchindus olarak tanınan Kındi, Latince’ye çevrilen eserleriyle haklı bir şöhret kazanmıştır. Nitekim İtalyan filozofu ve matematikçisi Cardanus Heironimus (ö. 1567), eserinde dünyaca ünlü on iki seçkin alim ve filozof arasında Kındi’yi de sayar ve onun altı nicelik hesabıyla ilgili eserinden söz ederek kendi alanında ondan daha iyisinin bulunmadığını söyler (Felsefî Risâleler, Önsöz, s. XVIII). McCarthy’nin tespitlerine göre Kındi’nin eserlerinden 17’si Latince’ye, 4’ü İbrânice’ye, modern dönemde ise 5’i Almanca’ya, 4’ü İtalyanca’ya, ikişer tanesi de İngilizce ve Fransızca’ya tercüme edilmiş; böylece Kındi hem ortaçağ hem de modern dönem Avrupa’sında tanınmış ve etkili olmuştur.

Kısa zamanda Halife Me’mun’un takdirini kazanmış, sarayında düzenlenen dini, ilmi, felsefi ve edebi toplantılara katılarak ilim ve felsefe alanlarındaki başarısını ve yetkinliğini kanıtladığı gibi Memun’un 215’te (830) kurduğu Beytülhikme’deki alim ve mütercimler kadrosu içinde yer almayı da başarmıştı.

Kındi Yunan felsefesi geleneği üzerinden kendi düşüncesini temellendirmeye çalışan bir filozoftur.

O, şu iki şeye kesin olarak inanıyordu: Kadim filozofar, hakikate ulaştıran yolları keşfetmişler ve tam olmasa bile, gerçeğe vakıf olmuşlardır. Onlardan bize intikal eden gerçek felsefe ile sahih din arasında asla bir çatışma yoktur.

Ona göre, filozofun elde ettiği bilgi mantık ve matematiğe dayalı bir takım araştırma ve inceleme süreçlerinin ardından ve zaman içerisinde gerçekleşirken peygamberin sahip olduğu bilgi bunların hiç birini gerektirmeksizin gerçekleşir. Yani Allah’ın peygamberlere vermiş olduğu bilgiler belli yöntemler eşliğinde tikelden tümele yükselerek cereyan eden normal bilme süreçlerini ve kulun herhangi bir dahlini gerekli kılmaksızın, Allah’ın iradesinin bir neticesi olarak gerçekleşir.

Görüldüğü gibi Kındi ve diğer bütün İslam filozofları pergel gibi çalışmışlardır. Bir ayakları ayetler ve Yaratıcı’nın varlığı konularında sabit olup, diğer ayakları ile bütün ilimleri gezmişler ve bizlere de bu konuda çok güzel örnek olmuşlardır.

İslam filozoflarının tanınması, okunması ve anlaşılması Müslüman kesimdeki gençler için, işte bu yüzden çok önemlidir.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here