İdlib’de ne olur?

0

Karmaşık ve çözümlenmesi imkansız gibi görünen sorunların zorluklarını vurgulamak üzere “işler çıkmaza girdi” cümlesini çok sık kullanırız. Bu durum iç ve dış politikada da geçerli. Çıkmaz sokak da bu anlamda kullanılan, kentleşme ile dilimize yerleşen ve sosyolojik boyutu olan bir tanımlama. Ancak özellikle İstanbul’da gördüğüm bazı çıkmaz sokakların sonunda yolun merdivenle diğer sokağa bağlanması bu çıkmazların araçlar için daha geçerli olduklarının bir kanıtı olsa gerek. İnsanlar için çıkmazlardan kurtulmak daha kolaydır diyebiliriz. Yeter ki çareler aransın, bulunsun. Fransızların çıkmaz sokak için kullandıkları “cul de sac” yani çantanın dibi kavramını Anglo Saksonlar da “dead end”in yanısıra kullanıyorlar.

Ancak bazı çıkmazlara saplanmak özellikle de plansız programsız ve sağlam stratejilere dayanmıyorsa bu çıkmazdan kurtulmayı da zorlaştırır diyebiliriz. Yavuz Sultan Selim’in, Mercidabık (1516) ve Ridaniye (1517) Savaşları sonunda Kutsal Topraklarla birlikte Hilafet de Osmanlılara geçmiş, bugün adını sıkça duyduğumuz İdlip şehri de Suriye ile beraber Osmanlı topraklarına katılmıştı. Osmanlı İmparatorluğunun Fatih Sultan Mehmet’den itibaren akan giden kararlarla, plansız programsız kişisel öngörülerle genişlemesi, İmparatorluğun da sonunu getiren başlangıç oluşturmuştur denebilir. Bu konuda tarihçilerimizin eserleri, yazıları ayrıntılı olarak konuya ışık tutmakta.

Bu çerçevede, Hatay ilimize 60 km mesafedeki İdlip, Suriye’deki 14 ilinden birisi. İdlip aynı zamanda Suriye’nin tarım ambarı olarak görülür. En uzun kara sınırına (911km) sahip olduğumuz Suriye’nin İdlip tarafına düşen sınırın uzunluğu 170 km’ye yakındır.

İdlib’in, ülkemizin yanı başında böyle büyük bir sorun olarak durması, içinde bulunduğumuz bu çıkmaz sokağın sonunu göremememize neden olmakta. Astana Sürecine ilişkin koşulların taraflarca yerine getirilmemesi, Moskova ve Soçi toplantılarının sonuçsuz kalması Türkiye açısından yeni bir stratejinin hemen yapılmasını gerekli kılıyor. ABD ve Rusya Türkiye’nin Suriye’den çıkması konusunda aynı görüşteler. Sınırdaş olmamız nedeniyle İdlib’in Suriye karşıtı cihatçı örgütlerle dolması Türkiye açısından büyük bir tehlike arz ediyor. Şam Kurtuluş Heyetinin (HTŞ) bunlar içinde en kuvvetli ve tehlikeli oluşu, beş milyona yakın bir göçmen dalgasının daha sınırlarımıza yığılacağı Orta Doğu uzmanlarınca yazılan konuların başında gelmekte.

Burada en tehlikeli durum, gelişmeleri olayların akışına bırakmak, bu konuda ısrarlı talepleri ile Türkiye’yi masada zor durumda bıraktıklarını ileri sürenlere karşı hemen bir strateji geliştirmektir.Bunun için deneyimli Dışişleri Bakanlığı kökenli dış politika uygulayıcılarından oluşturulacak bir heyetin Suriye, ABD ve RF ile görüşülecek öncelikleri haiz bir liste yaparak eylem planı hazırlamaları, bunu dış misyonlarımızda sadece büyükelçiler aracılığı ile en üst düzeyde tanıtmaları sonra Türkiye’den gidecek yetkililerimizin hazırlanmış bu zeminde çözüm önerilerini ifade etmeleri daha uygun olmaz mıydı?

Değişik taktikler, aynı suda iki kere yıkanmayı da önleyeceği için yetkililerimize de yeni pazarlık kapılarını açacaktır.

Zaman ve gelişmelerin geri dönülmez şekilde akması Türkiye için olumsuz gidişat olmakla beraber çıkmaz yolun sonunda yine de bir ışık, bir merdiven bulunur. Önemli olan bu ışığa doğru yönelmek ve kaçırılan fırsatları bir daha kaçırmamak olmalı.

Bunun çaresi de çok taraflı diplomasi, savaşan taraflara mesafeli durulması bir an önce Suriye ve Mısır’a kariyer diplomat olan liyakat sahibi büyükelçiler atanmasından geçmekte.

Önceki İçerikMüslüman Mahallesi ve Diyanet’in Ayşe Özdoğan ile İmtihanı
Sonraki İçerikHal-i perişanımızı görmek için Einstein olmak gerekmiyor…
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here