İfadenin gücü

0

Bir programda Ahmet Kaya’nın tahsilini sormuşlardı. 

O da “bir okulun bahçesinden geçmişliğim vardır” demişti.

Ne mutlu, tahsil görmemişse de tahsilli merkepler görmüştü!

Sonra o merkepler çatal-kaşık onu memleketinden kovmuşlardı. 

Aslında basit bir meramı vardı, ama nedense onu o gün o merkeplerin istediği kelimelerle ifade etmenin bir yolunu bulamadı. 

Ve merkeplerde onu tepti, ta sınırın dışına kadar kovaladı.

İfade çok önemlidir, doğru kelimeleri bulamadığınızda haklı olduğunuz halde haksız çıkabilir, başkalarının ödemesi gereken faturayı ödeyebilirsiniz. 

Tabii ifade kendi başına bir anlama haiz değildir, içinde amacı doğru sözcüklerle ifade eden kelimeler olmadıktan sonra.

Yani sihir ifadenin şeklindedir ve ifade etme yönteminiz ne kadar güçlü ise bu sihriniz o kadar güçlü olduğu anlamına gelir.

Jean-Jacques Rousseau’ya kulak verirsek; bundan bir zaman önce Spartalıların meclisini pisleyen Lakademonyalılara karşı Sparta meclisi bir karar çıkarır.

Karar şöyledir:

Lakademonyalılara meclisimizi pislemeleri serbesttir.

Eh, artık Lakademonyalılar Spartalıların meclisini istedikleri gibi hacet yolu olarak kullanabilir.

Neden olsa artık ellerinde meclisin yasal bir kararı vardır.

Ama Lakademonyalılar kendilerine verilmiş bu yasal hakkı kullanmadılar ve aksine öyle utandılar ki, bir daha öyle bir şeye kalkışmadılar. 

Ahmet Kaya için artık öyle bir düzeltme yapma şansımız yok tabii; kaldı ki artık buna gerekte yoktur, onu mezarında rahat bırakmamız ona yeterdir.

Artık buna geride bıraktığı merkeplerin ihtiyacı vardır.

Bundan bir zaman önce (isimleri bende kalsın) bir taziye evine giderken yanımdaki bayanın olumsuz tavırlarından dolayı cenaze sahiplerinden bir kısmı bendenize “hoş geldin” çekerken onu görmezden gelmişlerdi.

Muhterem pek incinmiş, “bu artık benim onlarla son tangom” demişti.

Arada bendeniz kafası şişirilecek kurban olunca: Ee, sende onlara “bende hoş geldim” diyerek onları utandırma yoluyla yaptıklarına pişman etseydin” dedim. 

Aklına yatmadı, ama velev ki öyle yapsaydı müspet netice alacağından da hiç kuşku duymadı.

Tabii insanın en büyük zayıflıklarından biri kibridir, kendinden ödün vermediği için başkalarından fazla kendisine kötülük etmektedir ve dahası, görülecek işinin yarım kalmasına onlardan fazla kendisi neden olmaktadır.

İnsanlar oldum olası kibri sorgular, kibrin nemenem kötü bir şey olduğundan dem vurur, ama nedense bize kibrin ne olduğunu ve niye var olduğunu anlatmaz.

Naçizane sıradan biriyim, büyük iddialarım yok ama kibrinde kibarlığın çocuğu olarak hep gerekli bir şey olduğuna inandım, yeter ki ipin ucunu kaçırmayalım.

Hasılı kibri olmayan insan kibar olamaz, çünkü kibir olmadan kibar olmaya neden bulamaz.

Tabii bana Sokrates’in eğittim kuramıyla saldırmayın; elbette eğitilmiş kafaların kibarlığı kibrinden gelmeyebilir, ama naçizane kanaatim, kişi eğitilmiş de olsa, eğer ona kibir ve kibarlığın birbiriyle ilişkisi öğretilmemişse mektepli merkepten pek fazlası olacağını düşünmüyorum. 

Malumunuz, Sayın Cumhurbaşkanımız millet cumhurbaşkanı görsün misali söylenecek son sözü peşin söyler, sonra o sözü sona varana kadar küçük küçük restorasyonlarla tamir etme yoluna gider.

Herhalde bu da onun mizacı, bunda ne var?

Bendenize kalsaydı Mehteran Takımını ’da yanıma alır, onlara sınıra kadar “Cettin Dede marşıyla” yol verirdim.

Madem öyle, işte böyle!

İyi ki cumhurbaşkanı değilim!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here