İki Hüseyin

0
Veysi Dündar

Hüseyin Çapkın emniyet müdürü iken; İstiklal caddesine gelirdi. Asmalı’nın girişinde işyerim olduğundan caddedeki hareketliliği hemen fark ederdim. Tünelden giriş yapar, Taksim Meydanı’na kadar yürürdü ve en az yirmi kişi kadar da ardında. En önde de Çapkın olurdu. Bana bir merasim kutlaması ihtişamı yaşatırdı o görüntü.

Kendisiyle unutumadığım bir anım var. Dolmabahçe’de İmam Halil Necipoğlu önde, biz de arkada ilk safta beraberiz akşam namazında. Farz kılınmış, selam verilmişti.

Memurlardan biri geldi ve Başbakan Erdoğan’ın gelişini haber vermiş olmalı ki; sünneti kılamadan Halil Hoca ile selamlaşıp kalktı hızlıca. Ben de ne kadar başarılı bir emniyet müdürü diye düşünüyordum.

Çok derin bir nazar etmiş olmalıyım ki; ertesi gün Gezi patladı. O arz-ı endam terse dönmeye başladı. Vali Mutlu için de durum aynıydı. İhtişam kendini gerginliğe, strese ve maalesef keşmekeşe bıraktı.

Malumunuz 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlatılan Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan eski Vali Mutlu ile eski Müdür Çapkın’ın da aralarında bulunduğu 15 eski vali ve kaymakamın yargılamasına başlandı. Çapkın, 35 yıllık en deneyimli ve en başarılı emniyet müdürü olarak addedilerek göreve getirilmişti.

Çapkın, tutuklu yargılandığı davada Cemaat mensubu olmadığını söylerken “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sorsunlar, FETÖ’cü derse savunma yapmayacağım” dedi. FETÖ ile anılmasının haksızlık olduğunu, Vali Mutlu ile her açıklamada yanında bulunmasına rağmen görev süresince 7-8 defa bile görüşmediğini söyledi.

Hüseyin Avni Mutlu ise; savunması sırasında 10 yıl boyunca Güneydoğu’da görev yaptığını, bombaların patladığı sırada çocuklarının korktuğunu ağlayarak anlattı. Ve “15 Temmuz darbesi gerçekleşmiş olsaydı, beni Silivri’ye bu yapı kapatacaktı. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabildim” diye ifade verdi.

Duruşları güven veren bu iki insan Gezi’de ne kadar samimi idiler problemi çözme konusunda, bunun tespiti yargı makamlarına kalmış bir hadisedir. Vatandaş olarak Gezi eylemleri sırasında hep Taksim’de bulunduğumdan tüm hareketliliğe şahit olurdum. Bu isimlerin dolayısıyla emniyet birimlerinin aralıksız ve uykusuz çalışmalarına şahittim. AKM’deki operasyon da aksiyon filmlerini aratmamış tüm bayrak ve flamalar sökülmüştü. Atatürk’ün ve iki dev bayrağın asılı konuma getirilmesi 1 saatte tamamlanmıştı.

İfadelerine başlanan eski üst düzey bu iki ismin; Gezi’de yetersiz kaldıkları ve 17-25 Aralık’ı da bilip tepkisiz davrandıkları ithamı üzerlerine atılı suçlar. Hep deriz ya; finali güzel yapmalı insan diye. Üst düzey iki koltuktan, demir parmaklıklar ardına düşmek herhalde hiç bir devlet görevlisinin yaşamak istemediği bir hal olsa gerek. Vali-Emniyet Müdürü demek oranın şehrin emini demektir.

Gezi olayları sırasında ‘aslansın, kaplansın’ denilerek her yaptıkları onaylanan bu isimlerin, şimdilerde 17-25 Aralık operasyonunda yap(a)madıkları yüzünden, dolayısıyla cemaatçi oldukları için ve üç defa ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmaları ironik bir durum.

Vatanseverlik nedir? Koltuğunda görev yaptığı devletine en üst hizmeti sunmak mı? Şeref ve haysiyet üzerine yemin ettiği devleti korur ve kollarken samimiyeti derecesinde dürüst olmak mı? Bunca sene görevi layıkıyla yapıp, finalde vatan hainliği ile suçlanmaktan daha acı ne olabilir ki? İnsan bile bile tüm ömrüne çizik atar mı?

Vali Mutlu çok net hatır hatırladığım TRT Radyo-1’deki röportajında devleti aklı erdiğinden itibaren baba olarak gördüğünü, devletin imkanlarıyla okuduğunu, devlet terbiyesini en ince ayrıntılarına kadar aldığını, bu makama devlet baba sayesinde geldiğini ve devlete sahip çıkmanın asli ve milli bir vazife olduğunu beyan etmişti. Dolayısıyla Gezideki gençlerin Mutlu’ya, “baba” diye hitap etmelerinin sebebi de bu olsa gerek.

Mutlu’nun ve Çapkın’ın sureti haktan göründüklerine inanıyorum. Kararı verecek olan yine de yargıdır.