- HANGİ ATATÜRK 16 (SON) - 27 Mart 2022
- İki torba makarnaya oyunu satan - 15 Mart 2022
- Kendime öğütler - 14 Mart 2022
BU APTAL MİLLET(!)
‘Muko’ adında bir facebook arkadaşım yorum yazmış benim bir paylaşımıma:
‘Bana ne, sana ne’ değil de sevgili abim ‘Hepimize ne’ mi desem bilmiyorum?
Ama bu millette müstahak, canları cehenneme, hak ettiklerini yaşasınlar…
Bunlar değil mi bir iki torba makarnaya, patatese oylarını satanlar, din tacirlerine inananlar?
Yaygın olarak benzerlerini çok zamandır sosyal medyada gördüğümüz, yıllardır elitlerimizin diline persenk olmuş bu ifadelere benim cevabım şudur:
Ey Mukocan Kardeşim,
(Aşağıdaki itirazlarımın hepsi kesinlikle sana değil, senin bir anlık haklı hayıflanmanı tabii ki hissediyorum. Senin yorumun aşağıdaki açıklamalarıma sebep oldu sadece, bilesin.)
Neler düşündüm söyleyeyim:
Tepkini anlıyorum ama öyle bildiğin gibi değil vaziyet… diyerek başlayacağım söze.
Bu millet, bu halk çok mutedil, münzevi, sakin, uyaroğlu denilen türden söz dinler bir halktır esasen.
Ama ta Osmanlıdan beri daima dayak yemiş, sürekli darp edilerek şamaroğlanına çevrilmiş ve çok zulüm görmüş, onun için de devletten korkan, karşı çıkınca başına gelecekleri çok iyi bilen bir halktır.
Nitekim bu halka muktedirlerin yaşatmadığı azap, çektirmediği eziyet kalmamıştır. Korkunçtur yaşananlar ve üstelik hep cezasız kalmıştır.
Ve hal bu iken kendisine bir adım atana, azıcık adam yerine koyana büyük bir teveccüh gösterir bu halk. Kendinden alınanlarla da olsa kendilerine yönelik bir lütfa karşı borcunu nasıl ödeyeceğini şaşırır, müteşekkir kalır, eli ayağı birbirine dolaşır. Birinci sebep budur.
İkincisi de şu:
Bu halkı şaşırtmak için idarecilerce inanılmaz oyunlar oynanmaktadır ve halkın bütün kimyasını bozmayı, onu çılgına çevirmeyi, söz yerinde ise onu yalama yapacak bütün fırıldakları kullanmayı gayet iyi becermektedirler.
Bu toplum mühendisliği hususunda bizim muktedirlerimiz yüzlerce yıllık büyük tecrübelere sahiptirler.
Ol sebeple halkı suçlamak, iki torba makarnaya, bir torba patatese kendini satan bir aptallar sürüsü diye bakmak haksızlıktır, insafsızlıktır bana göre.
Bu iktidar sağlık konusu başta olmak üzere birçok alanda bu halkın gönlünü çalacak ciddi işler yaparak muazzam bir göz boyama ameliyesini hayata geçirdi başlangıçta; unutmamak lazım.
Bunlar sinekten yağ çıkarmada şeytana pabucunu ters giydirecek derekede cin gibi adamlar.
Rahmetli Vasil abi bunlar seçimi kazandığı gün koşarak benim odama gelip aynen şunları söylemişti 2002’de:
-Hocam, ben bu adamları Tahtakale’den tanıyorum, bunlar at hırsızı, bunlar piyasa adamları, bunlar isterlerse Türkiye’yi uçururlar. Yeter ki istesinler. Gözümüz aydın!
Tam da rahmetlinin dediği gibi oynadılar oyunu ama bir farkla:
Türkiye’yi uçurmadılar, kendilerini, yakınlarını, yandaşlarını uçurdular.
Adı sanı bilinmez, Tahtakale’de g. kadar dükkanı olan adamlarını bir hamlede yüz yıllık sanayicileri solda sıfır bırakacak derecede dünya çapında varlık ve mülkiyet sahibi, dolar milyarderi yaptılar. Hem de on yirmi değil, iki yüz, üç yüz, beş yüz milyar dolarlar seviyesinde.
Yüzyıllarca imparatorluklar kurup yaşatabilmiş koca Türkiye’nin kasasında, envanterinde yok o miktarda para!
Düşünsene.
Bunlar eğer isteselerdi Türkiye’yi ABD ile, Rusya ile Çin ile boy ölçüşecek seviyelere getirirlerdi.
Ama tercihlerini, etkilerini, yetkilerini sadece ve sadece ceplerinden, ailelerinden, akrabalarından, yalakalarından yana kullandılar.
Demek ki millet bunlardaki bu potansiyeli gördü. Bizim göremediğimizi gördüler bana göre. Kabul etmek lazım.
Şöyle de düşünebiliriz:
Bu memleket şu an iflas halinde.
Beğenmediğimiz, 30 yıl önce vatandaşlarını üç kuruşa en berbat işlerde çalıştırdığımız Romanya’nın dünya piyasalarından bulabildiği borç paraya biz onların ödediği faizin neredeyse 15 katını ödüyoruz ama yine de para bulamıyoruz.
Onlar yüzde 0,5 faizle borçlanabilirken biz yüzde 7 veya 8 faiz vermeye razıyız ama buna rağmen borç bulamıyoruz ve gidip Arap Şeyhlerinin münasip ve münhal yerlerini yalıyoruz para için.
Buna, bu iflasa rağmen iktidar bugün hâlâ kamuoyu yoklamalarında birinci parti durumunda.
Peki suç kimde?
Sen ‘halkta tabii’ diyeceksin.
İyi de bu halka ekonomik, toplumsal ve siyasi çözümler sunamayan, onları ehliyetine, samimiyetine inandıramayan bizlerin (bizi de boş ver, bu toplumun elitlerinin, seçkinlerin, şu sefil muhalefetin) bunda hiç mi suçu yok sence?
Çok kötü bir koşullanma içindeyiz diye düşünüyorum. Bu koşullanma CHP elitizminin, onların söylemleriyle gelişen jakobenizmin sayesinde bu toplumun kimyasına karıştı.
Nedir o diyeceksin?
Kendimizi sorgulamak yerine işin kolayını tercih ediyoruz daima:
Suçlu olan üç kuruş ekmeğe muhtaç bırakılan halktır. Vur zavallıya… demiş oluyoruz, farkında değiliz.
Ama bu halk davulla zurnayla şenlik yaparak çocuğunu ‘vatan için fedâ olsun’ deyip cepheye gönderirken;
‘Dur hele, senin çocuklarla bizimki de gitsin, başlarına haksız hukuksuz bir iş gelirse hesabını beraber soralım, sırf Allaha emanet etmeyelim! Yıllarca ettik de sonucunu gördük; boşu boşuna harcandı canlarımız!’ demiyoruz, diyemiyoruz ve bu zavallı halka o evrede sahip çıkamıyoruz.
‘Dur hele, sen düğün dernek çocuğunu askere gönderiyorsun ama senin ‘efendi’ dediklerinin hiçbiri çocuğunu askere filan göndermiyor ya çürük raporu alıyor ya deniz kıyılarındaki orduevlerinde tatil yaptırıyor; şimdi de her zaman olduğu gibi bedel ödeyip yana çekiliyor!’ da demiyoruz.
Onun gözünü açacak tek bir cümlemiz yok.
Aksine ‘Şu halkın vatan sevgisini görünce gözlerim yaşarıyor yaa!’ diye övgüler yağdırıyoruz, şiirler düzüyoruz.
Ama övgüler yağdırdığımız vatan sevgisinin zerresi bizde var mı yok mu; varsa ne kadarı var, mesela ben de davul zurna ile çocuğumu bir ölüm yolculuğuna güle oynaya çıkarabilir miyim acaba demiyoruz, diyemiyoruz?
Sonra da o zavallı halkın çocukları daha körpe bir filiz iken sapır sapır toprağa düşüyor, ana-bana sefil, eş mağdur, çocuklar yetim, sahipsiz dayanaksız sefalete düşüyorlar.
Dönüp onların durumu ne olacak acaba? Çocukları, gözbebekleri nasıl kurban gitti, nasıl harcandı? demiyoruz.
Ama o zavallıları, kendilerini iki torba makarnaya sattılar diye aptallıkla suçlayabiliyoruz.
‘Başka çare mi bıraktık acaba onlara?’ da demiyoruz.
Acaba biz farkında olmadan ikiyüzlü, tutarsız, kaypak bir kişilik mi taşıyoruz?
Sorgulamaya buradan başlasak ve o çocuğunu Suriye’de, Irak’ta, Libya’da… daha başka yerlerde kaybedenlerin yerine bir an için kendimizi samimiyetle koysak, koyabilsek diyorum?
Bunları söylerken Sarıkamış geliyor aklıma ve boşu boşuna telef edilen 110 bin gencecik insan?
Bunları söylerken Çanakkale geliyor aklıma. O geçilmez diye elan dellendiğimiz ama 1918’de bal gibi geçilen Çanakkale!
Bu zavallı halkın yavrularını Alman militarizminin hizmetine sunarak 250 binini katlettirmemiz geliyor aklıma!
O yıkım yetmemiş gibi Avrupa ortalarına Galiçya’ya Almanlara destek için gönderdiğimiz TOP YEMLERİ, 115 bin vatan evladı geliyor aklıma mesela…
HİÇBİRİNİN HESAPLARI SORULMAMIŞ, GÖRÜLMEMİŞ?
Ağaların, şeyhlerin, mütegallibenin, eşkıyaların, kalem efendilerinin, şehirlizadelerin değil bu zavallı halkın çocukları bunlar!
BİLİYOR MUYUZ?
Lakin hamasete, nutuk atmaya, halkı dolduruşa getirip coşturmaya sıra gelince nasıl da kendimizden geçiyor, nasıl da coşuyoruz!
Nasıl cilalı, janjanlı, tumturaklı cümleleri bir bir döktürü döktürüveriyoruz.
Nasıl şiirler yazıyoruz ama… Ah o nasıl nutuklar… nasıl nutuklar!
Biz bir âlemiz yahu, biz çok akıllıyız valla.
Ama bu halk aptal. Bunlar bir iki torba makarnaya oylarını değil her şeylerini satarlar değil mi dostlar(?)
Hah hah hah haaaaaa(!)
Adam olmaz bu millet canım, mal bunlar(!)
Bırakalım layığını bulsunlar, bırakalım sürünsünler angutlar(?)
Ama toplum olarak biz gene de oynaşmış, kaynaşmış, sırnaşmış bir milletiz evelallah!
Et ilen dırnak gibiyiz ele!
He mi canım?
-Anca barabar kanca barabar deel mi Cabbar emmi?
-Diline gurban yegen, hele dert görmeyesen!












