İktidar bu ülkeyi adım adım faşizme götürüyor..

0

HDP Parti Meclisi, Eş Genel Başkanı Mithat Sancar başkanlığında toplandı. Pandemi nedeniyle online olarak gerçekleşen toplantıda konuşan Sancar, şunları söyledi:

“İktidar bu ülkeyi adım adım faşizme götürüyor, faşizmi kurumsallaştırmak için her yolu deniyor ama karşısında bir direnç olduğunu biliyor ve bu direncin kaynağının yine HDP olduğunun farkında. O nedenle HDP’yi devre dışı bırakmak için her yolu deniyor ama başaramıyor. Başaramayacak da. Biz bundan eminiz, onların da emin olacağı noktayı göstereceğimizi biliyoruz.

Yılın son hamlesi 6-8 Ekim protestolarının davasıydı. İddianame apar topar hazırlandı ve mahkemeye sunuldu. Mahkeme de bu iddianameyi kabul etti. Biliyorsunuz geçtiğimiz aylarda bu çerçevede 2014 yılı MYK’mıza yönelik bir operasyon da gerçekleşti. Çok sayıda yoldaşımız, arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı. 6-8 Ekim olayları başlığı altında hazırlanan bu süreci çok dikkatle izlememiz lazım. Bu rejimin, bu iktidarın başvurmayacağı hukuksuzluk, denemeyeceği bir zorbalık yoktur. Ama bunların da bir siyasal amacı ve bir siyasal hedefi vardır. Bu siyasal hedefi iyi görmemiz gerekiyor. Bu siyasal hedefe göre de hazırlıklarımızı sağlam bir şekilde yürütmemiz gerekiyor.

Nedir ‘6-8 Ekim protestoları’ diye adlandıran bu süreç? Biliyorsunuz 2014’te IŞİD Kobanî’yi kuşattı. Eğer orada başarılı olsaydı Suriye’nin bütünü, daha sonra da Ortadoğu’nun diğer bölgeleri için hedeflediği noktalara çok rahat ilerleyecekti. Kobanî’de o dönemde IŞİD’in saldırılarına karşı güçlü bir direniş vardı. Kobanî kuşatıldığında yardım çağrılarına en fazla cevap vermesi gereken ülke Türkiye’ydi. Çünkü Kobanî’ye girişlerin tek yolu Türkiye’dendi. Hem insani hem askeri yardımın girebilmesi için Türkiye’nin sınırı açması gerekiyordu. IŞİD saldırıları devam ettikçe tepkiler de büyüdü.

Bütün dünyada tepkiler çığ gibi yükseldi. Ama buna rağmen Türkiye ve AKP hükümeti bu çağrılara kulaklarını tıkamayı tercih etti. Sonunda Kobanî’de halk direndi ve yardımlar bir şekilde uluslararası koalisyon aracılığıyla ulaştı, IŞİD yenildi. Yenilen sadece IŞİD değildi. Bunun altını çiziyorum. Çöken sadece IŞİD’in Suriye ve Ortadoğu politikaları değildi. Aynı zamanda AKP’nin Suriye ve Ortadoğu politikaları da orada çöktü.

Çünkü AKP iktidarının temel politikası, o dönem Suriye’den başlayacak bir Müslüman Kardeşler iktidarı aracılığıyla, Sünni bir eksen yaratmak ve mezhepçi Sünni eksenin hamiliğini üstlenerek Ortadoğu’da hegemonyal hayallerini hayata geçirmekti. İşte bu yolda ilerleyebilmek için Kobanî’nin IŞİD tarafından düşürülmesi gerekiyordu. AKP iktidarının yatırımları bu yöndeydi. Bütün çabaları da bu yöndeydi. Bütün dünya halkları tarafından bu gerçek biliniyor. IŞİD’in yenilgisi ile AKP’nin Suriye planları ve hayalleri suya düştü. Bu bozgunun yarattığı öfke dinmedi.

Bu öfke sonraki yıllarda farklı şekillerde yine yankı buldu. Türkiye ve AKP politikalarında bu öfkenin derin izlerini görebileceğimiz pek çok tecrübe yaşandı. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin bir diğer hayali suya düşmüştü. O da erkenden tek adam rejimini kurma hayaliydi. Bu ikisi birleşince AKP’nin uzun vadeli, kapsamlı planları devre dışı kaldı. Bunun yarattığı travmalar büyüdü. Bu iktidar travmaların etkisiyle daha baskıcı politikalara, zulüm ve savaş politikalarına yöneldi. Kobanî protestoları denen olaylar da tam o sırada, IŞİD’in Kobanî’yi düşürmek, işgal etmek istediği sıralarda gerçekleşmişti. O sırada yine unutmayalım Erdoğan’ın ‘Kobanî düştü düşüyor’ sözü vardı. Bütün bunlara dönüp baktığımızda 6-8 Ekim’de yaşananlarda sorumlu olan o dönemin iktidarıdır. Sorumlu olan AKP’dir. Siyaseten de hukuken de sorumludur.

Ama yıllarca bu olaylar bir kenara bırakıldı, üzerinde konuşulmadı. Ne zaman ki AKP düşmanlaştırma politikalarına ihtiyacı olduğunu düşündü, o zaman devreye soktu ve bize karşı saldırının kozu haline getirdi. Bunları seçim dönemlerinde yaptı. 2018’de yaptı, referandumda yaptı. İhtiyacı olduğu her zaman bu yalanları ısıttı, servis etti.

En son bu yıl içinde özellikle Selahattin Demirtaş’a karşı yürütülen saldırılarda Kobanî olayları yeniden kullanıldı. Kurgulanan şeyin hangi amaca yönelik olduğunu iyi görmek gerekiyor. Bir benzetme yapmak gerekirse tarihten bazı dersler çıkaracağımız önemli bir olayı akılda tutmak gerekiyor. AKP’nin amacı HDP’yi ve Kürt halkının direngen mücadelesini devre dışı bırakmak. Bu neden gerekli? Kendileri için. Çünkü diktatörlüğü halk oyuna dayanarak meşrulaştırmak amacı güdüyorlar.

Halk oyu ile diktatörlüğü meşrulaştırabilmek için HDP’nin mutlaka etkisiz hale getirilmesi gerekiyor kendilerine göre. Fakat bunu beceremiyorlar. Operasyonlar, saldırılar yapıyorlar; yasaklar koyuyorlar ama beceremiyorlar. Çünkü HDP güçlü bir halk desteğine sahiptir. HDP, mücadelesini ve direnişini kararlılıkla taviz vermeden sürdürmektedir.

Bakın 6-8 Ekim olayları gerekçesiyle açılan dava hiçbir mantıkla açıklanamayacak bir kurguya sahiptir. Bırakın hukuku. Hukukla bu süreci açıklamanın bir gereği ve anlamı yoktur çünkü ortada hukuk garabetinin ötesinde bir durum vardır. Bu hem absürt bir durumdur hem de tehlikelidir. Bu tehlikeyi herkesin mutlaka görmesi gerekiyor.

Ben iddianameyi okuduğumda aklıma ilk 1933 tarihinde yaşanan Alman Reichstag yangını geldi. 1933 yılının Şubat aylarında Alman Parlamento binası yakıldı. Hangi şartlarda gerçekleşti bu olay? Hitler şansölye olmuştu, Başbakan olmuştu ve genel seçim kararı almıştı. Bu genel seçim kararı, kendisi için diktatörlüğe giden en önemli hamlelerden biriydi. Genel seçim ortamında diğer partileri susturmak için oyunlar tezgahladılar.

Alman Parlamentosu binası 27 Şubat akşamı ateşe verildi, yakıldı. Ertesi gün operasyonlar başladı. Hitler ve kadroları bu yangını komünistlerin çıkardığını iddia ettiler. Hemen yasakları devreye soktular. Kendilerine yakın bir parti hariç bütün diğer partilerin seçim çalışmalarını yasakladılar. Daha sonra da bir dava açıldı. Leipzig kentinde görüldü bu dava. Tarihi bir davadır, dünya kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim üzerinden yürütüldü bu dava; Dimitrov. Fakat yargılanan Dimitrov olmadı. Tam tersi oldu.

Dimitrov, tarihe parlak Leipzig Savunması olarak geçen bir savunma yaptı ve Nazi rejimini yargıladı. Evet yargı kendilerinin elindeydi. Belki devlet aygıtı kontrol ediliyordu, belki kamuoyu kontrolü tam olarak sağlanmıştı ama direniş de vardı. İşte bu iddianamesi kabul edilen 6-8 Ekim protestoları yargılamalarını abartısız Leipzig Davası’na benzetebiliriz. Leipzig Davası, Hitler’in diktatörlüğe giderken kullandığı en önemli araçtı, en önemli bahaneydi. Daha sonra bu yangını Nazilerin çıkardığı anlaşıldı, asıl kendileri bir komplo ile Parlamento binasını yakmışlardı ve daha sonra da muhalefeti, devrimci güçleri tasfiye etmek için bu yangını bahane olarak kullandılar.

Biz de ısrarla söylüyoruz 6-8 Ekim olaylarında ne yaşandıysa bunların başlıca sorumlusu AKP’dir. AKP kendisinin sorumlu olduğu bir dönemden bizi yargılayarak kendisini aklamaya çalışıyor. Ama başaramayacak. Çünkü bizde de Dimitrovlar var. Orada yargılanan bütün arkadaşlarımızı, HDP’yi merkeze aldılar. HDK’yi de, DTK’yi de, DBP’yi de, kadın kuruluşlarını da hedefe koydular. Başka yerlere de genişlettiler davayı, kendi inandırıcılıklarının ortadan kaldırdıklarının farkında değiller. Ama burada hedefin HDP ve HDP ile siyaset yürüten kurumlar olduğunu biliyoruz. Bu kurumları çökertme planları olduğunu da biliyoruz.

Yargılanacak arkadaşlarımız, AKP’yi yargılayacak. Sanırım ilk duruşma 25 Nisan’da görülecek. Burada yargılanacak arkadaşlarımız AKP’yi yargılayacaklarından hiç şüphemiz yok. Birer Dimitrov gibi AKP’yi yargılayacaklar. 6-8 Ekim olaylarının hesabı mutlaka sorulacaktır. Bu yargılama, bunun için güçlü bir platform olacaktır. Bizlere düşen bu sürece tam olarak hazırlanmak, her aşamasını titizlikle takip etmek her adımımızı aynı özenle oluşturmaktır. Buradan kazanarak çıkacağız. Türkiye halkları kazanarak çıkacaktır. Faşizme giden yolda bu davayı boşa çıkaracağız.

Bu davanın Alman Parlamentosu yangını davasına benzeyen bir diğer yanı da Nazilerin faşizmi yaratmaya çalışırken geçtikleri en önemli dönemeç olmasıdır. Buradan da Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin ders çıkarması gerektiğini hatırlatayım. Eğer gerçekten bu iktidar, bu planında başarılı olursa Ertuğrul Kürkçü’nün güzel ifadesiyle, Türkiye halkları için ebedi kış başlayacaktır. O nedenle biz direneceğimizi biliyoruz. Haklılığımıza inancımız tamdır.

Halkımızın desteğinden zerre şüphemiz yok. Ama bu mesele sadece HDP’ye bırakılamaz. Türkiye’de bütün demokrasi güçleri, adalet isteyen, faşizmin kurumsallaşmasına karşı çıkan bütün güçler, kendi görevlerini dikkatle tartışmalı ve bunun gereğini yerine getirmek için mutlaka hareket etmelidir. Bu çağrı mutlaka dikkate alınmalı mutlaka kayda geçmeli ve mutlaka en ciddi şekilde tartışılmalıdır. Beklentimiz budur.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here