İktidar, çekirge istilası gibi yurdumuzun dört bir tarafında ocaklar yıkıyor..

0

HDP Kocaeli Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevlerindeki insan hakkı ihlalleri ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

OHAL Komisyonu’nun görev süresinin 1 yıl daha uzatılmasına tepki gösteren Gergerlioğlu, şunları söyledi: “20 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’den sonra 6 ay kadar mağdurlar mahkeme mahkeme dolaşmıştı. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi, AİHM’de dolaşmışlar ve binlerce dilekçe vermiş, dava açmışlar ama kabul edilmemişti. Davaları yargısal açıdan hiçbir yer kabul etmiyordu.

Aradan 6 ay geçtikten sonra Avrupa Konseyi’nin onayı AİHM’in uygun bulmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti, OHAL Komisyonu denen idari bir komisyon kurdu. Bu komisyon kuruluşunda anayasal ilkeleri çiğneyen bir kuruluş olarak ortaya çıktı. Çünkü mağdurların yasal kriterlerle ihraç edilmesini onaylayan, anayasayı, hukuku çiğneyen bir anlayışla ortaya çıktı ve iyi niyetli değildi.

OHAL Komisyonu 23.01.2017’de kuruldu ve 2 yıl içinde tüm başvuruları bitireceği açıklandı. 126 bin 300 başvuru vardı ve mağdurlar büyük bir bekleyiş içine girdi. Yaklaşık 1 yıl sonra 22.12.2017’de ilk sonuçlar açıklandı yüzde 93 oranında red, yüzde 7 oranında kabul oranı vardı. OHAL Komisyonu adeta KHK’ları doğrulama amacıyla kurulmuştu ve ona uygun oranlarda bir cevap veriyordu, yani idarenin yaptığı doğrudur demek istiyordu.

OHAL Komisyonunun hukuksuz olduğunu çok söyledik. 2 yıl geçtiğinde dosyaların yüzde 60’ı incelenmemiş durumdaydı, 1 yıl daha uzatma istediler. 23.01.2019’da 1 yıl daha uzatıldı. 3 yıl oldu şimdi bugün 1 yıl daha uzatma aldılar, 4 yıl oldu. Mağdurlar 3.5 yıldır bekliyor. 126 bin 300 başvurudan 98 bin 300 başvuru incelenmiş, 28 bin kişi hakkında sonuç bile açıklanmamış.

İncelenen başvuruların yüzde 92’sine red, yüzde 8’ine kabul verilmiş. Oran niye bu kadar yüksektir çünkü yasal kriterler suç olarak kabul edilmiş, bir bankaya para yatırmanız bir sendikaya üye olmanız, çocuğunuzu kapatılan okullara göndermeniz, barış istemeniz, barış istemiyle ilgili herhangi bir davanızın olması, muhalif bir siyasi partide, çoğunlukla HDP’de oluyor, partimizin il-ilçe örgütünde bulunması, veya herhangi bir barış temalı bir gösteriye katılmanız, OHAL Komisyonu tarafından isteğinizin reddedilmesiyle sonuçlanmış.

Biz OHAL Komisyonunun anayasayı çiğneyen hukuksuz bir komisyon olduğunu söylüyoruz. Bunu TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu olarak, 1 yıl önce ziyaret ettiğimiz OHAL Komisyonuna da söylemiştik. Buradan tekrar ifade ediyorum: Yasal kriterler suç olarak tanınıyor, anayasa ihlal ediliyor. 3 saat süren bir tartışmada, önlerine onlarca ihlal dolu sonuç dosyası koyduk, kimisinde çok önemli teknik hatalar vardı.

Kimisinde de yasal kriterlerin suç kabul edilmesiyle red verildiği apaçık ortadaydı. Bütün bunları komisyona anlattık, bir çok dosyaya cevap veremediler ve bizi tekrar davet ederek bu dosyalar konusunda bilgilendireceklerini söylediler. Şahsen bana söylendi bu çünkü onlarca dosyadaki hem hukuki hem teknik hatalarını yüzlerine söylemiştim. Aradan 1 yıl geçti bana verdikleri sözü de yerine getirmediler, tekrar davet etmediler. Çünkü açıklayabilecekleri, hukuksuzlukları ile ilgili söyleyebilecekleri herhangi bir şey yok; bunu çok iyi biliyorum. Böyle bir mantıkla hareket ediyorlar.

Reklam

OHAL Komisyonu, yasal zırha büründürüldü. Verdikleri hukuksuz kararlardan yasal olarak sorumlu tutulmayacaklar. Yasal zırha kavuştukları için bu dünyada sorumlulukları konusunda oldukça rahatlar. Anayasayı çiğneyerek, yalan yanlış cevaplar veriyorlar.

Maalesef bu iktidar, çekirge istilası gibi, yurdumuzun dört bir tarafında ocaklar yıkıyor. Bize Kasım 2019 ‘da 780 bebek ve çocuk cezaevinde diyorlardı ama benim hesaplamama ve takibime göre çoktan 800’ü aşmış 850 civarlarına yükselmiş. Hamile olduğu halde tutuklanıp cezaevinde şikayetleri devam eden ve düşük yapan kadınlar da oldu. 3.5 yıllık OHAL döneminde 3 kadın düşük yaptı. Cezaevleri’nde sağlık hakkı ihlalleri çok oluyor. Geç sevklerden dolayı teşhisler gecikti, kanser teşhisleri gecikti, tedaviler gecikti ve insanlar tedavi beklerken öldü.

Çin hükümetinin Uygur Türkleri’ne yaptığı ihlalleri gündem ettik. Genel Kurul’da da gündem ettik. Tüm dünya biliyor, tüm dünyanın gündeminde. Çin Devleti’nin Uygur Türkleri’ne yaptığı eziyetler toplama kampları, kadınlara yönelik cinsel tacizler, asimilasyon politikaları, ana dilde konuşturmama, çocukların yetimhanelerde bulunması gibi korkunç ihlaller maalesef devam ediyor, Uygur Türkleri perişan bir halde yurdun dört bir tarafında gösteriler yapıldı. Ülkeler Çin Devleti’ni kınıyor ama bütün bunlar karşısında sessiz kalan birileri var, AKP ve MHP. Cumhur İttifakı sessiz kalıyor, hiçbir şey söylemiyor çünkü Çin Devletiyle 50 milyar dolarlık bir anlaşmaları var.

Çin Devleti’nde ki Uygur Türkleri’nin halini eleştirince Türkiye’deki Kürt meselesinin Çin Devleti tarafından eleştirileceğini düşünüyorlar sanırım! Bunun için de ayrıca bu konuyu gündem etmek istemiyorlar ve Çin Devleti ile ticari ilişkilerini arttırarak dünya ile ilişkilerini bitirmiş bir ülke olarak Çin’den medet umuyorlar ve Çin’in yaptığı ihlalleri böylece görmezden geliyorlar.

Uzun yıllar insan hakları alanında çalışan bir insan hakları savunucusu, bir siyasetçi olarak bu yılın en ağır en önemli insan hakları ihlalinin kaçırılan insanlar olduğunu söylüyorum. Bu kaçırılan, sonradan garip bir şekilde ortaya çıkan insanlar, ortaya çıkamayan insanlar bu yılın Türkiye’de ki en ağır insan hakları ihlallerini oluşturdu.

Yusuf Bilge Tunç hala ortada yok. 142 günü buldu, bu insanın nerede olduğu belli değil. Ailesi perişan, 5 aya yaklaşmış durumda. Diğer kaçırılanlar 6 ay 8 ay sonra ortaya çıkmıştı. Bu kişi 4.5 ay oldu. 5. aya giriyor hala ortada yok ve kimse de bir açıklama yapmıyor. Hiçbir MOBESE kamerası araştırılması yapılmıyor, gayet keyfi bir şekilde hareket ediliyor.

AİHM, Türkiye’den Adalet Bakanlığı’ndan Yusuf Bilge Tunç için sorular sordu, bilgi istedi. Adalet Bakanlığı’nın verebileceği bir cevap var mı; bilemiyorum. Hiçbir açıklama yapılmıyor, hiçbir araştırma yapılmıyor. Herkesin gözü önünde insanların kaçırıldığı, can güvenliğinin olmadığı bir ülke haline geldik. Bu yılın en ağır ve en önemli insan hakları ihlali, maalesef Türkiye’deki kaçırılan insanlar gerçeğidir. Bunu kimse örtbas etmesin. İçişleri Bakanı, iftira atarak işkencenin, kaçırılan insanların üstünü örteceğini sanmasın. Ağır insan hakları ihlallerini gündeme getirdik, inşallah bunlar biter, çözümlenir diyorum.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here