İmar Barışından Fay Hattının Haberi Yok

0

Yer kabuğunun oynak levhaları üzerindeki hayatlarmız bir kez daha sallandı.
Doğu Anadolu fay hattı neredeyse 150 sene sonra hareketlenince tektonik sistemin anlam ve önemi üzerine geniş bir mutabakat oluştu. Trabzon’dan İsrail’e kadar sarsıntıyı herkes hissetti.

Depremin siyasi kutuplaşması azami, ülkede algılanması da zaman zaman farklı oldu.
‘Bana oy vermezseniz beka gider’ denilerek seçimlerde oy talep edilen bir ülkenin vatandaşıyız.
Bu zıt kutuplar acı ile birleşse de, ister istemez ana arterlerdeki farklarını beyandan geri durmadılar.
Sonuçta depremin olması değil, depremde yok olmaktır asıl kader.

Japonya’nın 9 şiddetindeki depreminde sakız çiğneyerek oturmak da var.
Türkiye’nin modern tarihi boyunca karşılaştığı depremlerin hiç birinde, yıkımdan kurtulamadığını bir kez daha deneyimledik.
‘Eski Türkiye’ denilerek aşağılanan geçmiş depremlerin çizgisiyle yüzyüze kaldık.

Marmara depreminin şiddeti olan 7.4’lük bir Sivrice depreminde kaç can giderdi, bilmiyoruz. Bildiğimiz şu ki; Marmara depremi tam 4 Sivrice depremi kadar güçlüydü ve 8 kat daha fazla enerji açığa çıkarmıştı.
21 sene öncenin iletişim imkanları ile mukayese edilemeyecek kadar gelişmelerin olması, ne kadar olumlu da olsa aradan geçen iki küsur 10 yıla rağmen, Gölcük’ün çeyreği kadar bir depremde yaşananlar iç karartıcı oldu.

7,2’lik Van ve 7,5’lik Çaldıran depremleri de acıları mukayese edilebilecek depremler arasındadır. Erzincan’da 1939 depremi 7,2 ile 1992 depremi ise 6,6 gibi daha makul bir ölçekle bile fazlasıyla hasar verici idi.

Depremin büyüğüne ve küçüğüne etken eden tek şey zamandır. Zaman şaşmaz terazisinde yer kabuğunun hangi şiddetle, hangi tarihte kırılacağına karar verir. Bilim ise geçmiş kayıtlara bakarak bunun en yüksek değerini bulmaya çalışır.

İnsanın yazılı tarihinin dahi sadece 5 bin yıl olduğu, buna karşılık güneşimizin 5 Milyar yaşında olduğu gerçeği ile beraber baktığımızda, bu dünyanın en azından kayıt altına alabildiğimiz döneminin bir göz kırpma kadar olduğunu anlarız.

Yine de karıncaya yuvasının dünya olduğu gibi, bize de yaşadığımız dünya sonsuz bitimsiz gelir.
Beka ile iktidarları arasında korelasyon kuranlar için varlık sadece yönetme arzusundan ibarettir.

Reklam

Bu bitimsiz dünya tasavvuru içinde Anadolu platosuna yayılmış ve 1000 senedir varlığını sürdüren bir medeniyetin parçası olarak yaşadığımız coğrafya ile, yeterince barışık olmadığımız her depremde bir kez daha ortaya çıkıyor.

Oysa daha yeni uzatılan imar barışı ile övünen bir iktidara sahibiz. Tam 3,6 Milyon yapı için barışma imkanı sağlayan bir iktidarımız var. İmar kanununa, yasalara, diğer insanların uydukları kurallara uymayan 3,6 Milyon bina ve bunların sahipleriyle barışmaktan söz ediyoruz.

İstanbul’a ihanet ettiğini, dikey mimarinin şerrini ve traşlanmamış gökdelenlere duyulan teessüfleri İstanbul’un rant paylaşımı içinde birer “pardon” olarak ifade etmekte beis görmeyen iktidarın, bize deprem güvenliği tam bir ülke vermek için neler yaptığı konusunda ciddi şüphelerim var.
AKP’nin uzun iktidar macerasında halının altında kalan pek çok konu gibi depremle uyumlu bir Türkiye tasavvuru da vakti kerahati bekliyor.
Millet Kıraathanesi, Millet Bahçesi ya da Kanal İstanbul kadar, hatta bunlardan çok daha fazla kıymeti olan konu budur.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here