İnsan, Arz-Talep ve Kur’an

0

1.

İnsan topluluk içinde özgür yaşayacak şekilde yaratılmıştır. Özgürdür, istediği kimse ile anlaşarak iş yapar ve yaşar. Topluluğun bir ferdidir, çünkü birisiyle anlaşmak zorundadır. Çocuk yapmak için evlenmek zorundadır. Bu bakımdan da topluluğun üyesidir. İstediği ile evlenebilmesi de onun özgürlüğüdür. İnsan kurallara uyma bakımından kısıtlanmıştır, istediğini yapmada ise serbesttir. 

İnsanın başka bir özelliği de şudur: Topluluğunu kendisi oluşturur. Anlaşırlar, ortak kurallar koyarlar. Sonra kendi koydukları kurallara kendileri uyarlar. O halde kural koymada da özgürdürler. Sadece kural koymuşlarsa ve o toplulukta kalacaklarsa o kurallara uymak zorundadırlar. 

İnsanların bir üçüncü özgürlükleri daha vardır: Kendi koydukları kurallar da olsa, şayet o kurallara uymak istemiyorlarsa o topluluktan ayrılabilir ve kendilerine yeni topluluk bulur veya yeni topluluk kurarlar. 

İnsanların dördüncü özgürlükleri de hakemlere gitme özgürlüğüdür. Hakemlerden birini bir taraf, diğerini diğer taraf seçer, başhakemi de hakemler seçer. Hakemlerin kararı kesindir. Herkes ona uyar. Hakem seçme de büyük özgürlüktür. 

Fıkıhta bütün bunlar “içtihad” kelimesi ile ifade edilmiştir. Herkes içtihad yapma ve kendisine bir fıkıh oluşturma durumundadır. Bu onu topluluğun ferdi yapar. Topluluk bu sayede onun nasıl hareket edeceğini bilir. O da kurallar içinde hareket etme zorundadır. Böylece özgür ama kendi kuralları içinde özgürdür. 

Batı’nın demokrasi anlayışı ile İslam’ın demokrasi anlayışı yukarıda anlatılanlardan dolayı temelden farklıdır. 

Batı dünyası demokrasiyi dört-beş senede bir yapılan seçimde en çok oy alanın herkese sözünü geçirmesi şeklinde anlar.

Reklam

Kur’an ise herkesin kendi içtihadına göre hareket etmesi, hakemlerini kendisinin seçmesi şeklinde demokrasiyi tanımlar. 

İçtihad serbestliği aynı zamanda sözleşme serbestliğini getirir. Sözleşme demek içtihatları birleştirme demektir. Sözleşme yapıp yapmamakta herkes serbesttir, istediği şartları koyabilirler. Ancak sözleşme yapıldıktan sonra ona uyma zorunluluğu vardır. Artık sözünde durmamak meşru değildir. 

Tüm hayat üretim ve tüketimle geçer. İnsanlar anlaşmalar yaparak üretim yaparlar, anlaşmalar yaparak tüketim yaparlar. Anlaşmanın temeli fiyatlar, ücretler, kiralar ve kredileşme fiyatlarıdır. Serbest anlaşmalarla piyasada fiyatlar, ücretler, kiralar ve kredileşme fiyatları kendiliğinden oluşmaktadır. Bu da topluluğun gereğidir. Batılılar buna ‘serbest piyasa’ demektedirler. 

Demek ki arz ve talep kanunları ve serbest piyasa içtihad sisteminden başka bir şey değildir. 

Eğer bir yerde içtihad sistemini çalıştıramıyorsak insanın özgürlüğünü kısıtlıyoruz demektir, oradaki düzen ilkel bir düzendir demektir. 

Eğer bir yerde içtihad sistemini arz ve talep kanunlarını çalıştırabiliyorsak, orada içtihat sistemi varsa, orada o kadar ileriyiz ve o kadar uygarız demektir. 

Kur’an inmeden önce içtihad sistemi yoktu. İçtihad sistemini insanlığa Kur’an öğretti. Demek ki insanlığa uygarlığı Kur’an getirmiştir. Diğer kitaplar insanlığı Kur’an’ı anlayacak seviyeye ulaştırmıştır. 

Kur’an’ın ileri uygarlığı ancak yirmibirinci yüzyıldaki imkânlarla mümkündür. 

Reklam

İnsanlık kısa zamanda Kur’an uygarlığını anlayacaktır. 

2.

Sanayileşmeden önce ekonomide sadece ticari mallar devrede idi. Herkes kendi işyerinde kendisi üretiyor ve satıyordu. İşçi ücreti yoktu, tesis yeri yoktu, buna göre ekonomi oluştu. Adam Smith bu zamanda geldi ve ekonomi ilmini oluşturdu. Bugün ise arz ve talep piyasasına yeni metalar girdi, dolayısıyla Adam Smith’in arz ve talep kanunları çalışmıyor. 

Adam Smith’in yanıldığı ikinci husus da liberalizmin kararsız olduğudur. Liberalizm sonunda kapitalizme döner. Marks bunu bilmiş ve sosyalizmi önermiştir. Keynes kapitalizm ile sosyalizmi uzlaştırarak karma ekonomiyi kurmuştur. 

Tam istihdam sağlanıncaya kadar kör topal kapitalizm, sosyalizm ve karma merkezi sistemler devam etmiş ama tam istihdam gerçekleşince arz ve talep dengelenememiştir. Bugün dünyada her ülkede milyonlara varan göçler vardır. Görünürde bu göçler dikta rejimlerden kaçanların göçüdür. Oysa bu göçün kaynağı işsizliktir. Terörün kaynağı da işsizliktir, açlıktır. Yani arz ve talep kanunlarının çalışmamasıdır. 

ARZ VE TALEP KANUNLARI NEDEN ÇALIŞMIYOR? 

1- Emek gibi elektrik gibi depolanamayan mallarda arz ve talep kanunları işlemez. 

2- Misliyattan olmayan mallarda arz ve talep kanunları işlemez. 

3- Taşınamayan mallarda arz ve talep kanunları işlemez. 

4- Kaynakları sınırlı olan ürünlerde arz ve talep kanunları işlemez. 

1960’lı yılların sıkıntısı içinde İzmir’de bir kooperatif kurduk. Kur’an üzerine araştırma yapmaya karar verdik. Şöyle ki Kur’an eğer Allah’ın sözü ise ve biz de onu doğru anlıyorsak bu hususta bir şeyler söylemelidir, serbest piyasayı kabul ediyorsa doğru olmalıdır, o zaman da çözümlerini vermelidir; değilse Kur’an Allah’ın sözü değildir. Biz elbette Kur’an’ın Allah sözü olduğuna inanıyorduk ama ilmen de kanıtlamamız gerekir dedik. Böylece ilmî çalışma yapmış hem de sorunlarımıza çözümler bulmuş oluyoruz. 

Bu Ar-Ge çalışması için kaynağa ihtiyaç vardır. Bunu Sermaye’den almayız. Devlet de vermez; verse bile bize başkalarının haklarını vermiş olur. Sonuçları onların tesiri ile elde etmiş oluruz. Bundan dolayı Ar-Ge’miz tam bağımsız olmalıdır dedik. 

Bunun için bir inşaat ortaklığı kurduk, arsa/arazi aldık, site oluşturduk. Sözleşmede arazinin yüzde onunu, yapıların yüzde beşini, diğer işletmelerde de cironun % 2,5’nu Ar-Ge’ye ayırdık. Böylece 50 seneden fazladır bu husustaki araştırmalarımız devam etmektedir. 

KUR’AN’DA İLK BULDUĞUMUZ ŞEYLER NELERDİR? 

1- Korunmuş serbest piyasa vardır yani arz ve talep serbesttir ama tekelleşme önlenmiştir. Kur’an nizamı bunu faiz yasağı ve sermaye vergisi ile (zekâtla) yapmaktadır. 

Oysa Adam Smith’in liberalizmi kısa zamanda kapitalizme dönüşüyor ve serbest piyasa ortadan kalkıyordu. 

2- İkinci olarak Kur’an veresiyeyi ve faizi yasaklıyor, onun yerine ön ödemeli sipariş sistemini getiriyor ve faiz yerine tenzilatı koyuyor yani nakit borcunun yerine ürün borcunu koyuyordu. Paranın para kazanmasını kaldırıyor, paranın malı üretmesi ilkesini koyuyordu. Piyasada mal dolaşmıyor, mal ambarda duruyor veya taahhüt ediliyor, onun yerine o malın ambarda olduğunu belgeleyen belge piyasada dolaşıyor, arz ve talep onun üzerinden kuruluyordu, böylece depo edilemeyen mallar da depolanır hale geliyordu. 

3- Doktorluk, avukatlık, öğretmenlik, tamircilik gibi çıkar paralelliğinin olmadığı sahalarda emekle orantılı değil de sorumlulukla orantılı ücret payı tespit ediyordu. Doktor hastayı iyileştirdiği için değil hastasının sağlığını koruduğu için kamudan pay alıyordu. Tamirci de öyle; tamir ettiği için değil, işler halde tuttuğu için pay alıyordu. 

4- Aidatlı sigorta yerine dayanışma sigortasını getiriyordu. Ortak olanlardan birine bir zarar veya tazminat geldiğinde bütün ortaklara gelmiş kabul edilerek birlikte o zararı gideriyorlardı. Nakit veremeyenler çalışarak zararı karşılıyorlardı. 

5- Elektrik, su ve benzeri kaynakları sınırlı olanların arz talep kanunlarını ‘yarısı bedava sistemi’ ile gideriyordu. Yarısı ihtiyaçlılara bedava bölüşülüyor, diğer yarısı ise üretim payı olarak üreticilere veriliyordu. Emek paylarını iki misli değerle satarak ücret paylarını alıyorlardı. Doğal kaynaklar ne Sermaye’nin ne de yöneticilerindir. Doğal kaynaklar halkındır. 

Sonuç: Herkes halife olarak Allah adına içtihad yapıyor ve görevli olarak onu uyguluyordu. Böylece Kur’an’ın ilahi kitap olduğu ve çözümlerinin bulunduğu hususundaki varsayımımız kanıtlanmış oldu, inancımız da tahkiki iman seviyesine geçti. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here