İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 21 – Kenan Evren’i, Turgut Sunalp’i ve Turgut Özal’ı Hatırlamak…

0

1938’de Atatürk öldükten 1945’e kadar geçen süre hemen hemen 2. Dünya Savaşı yıllarıdır. Türkiye’nin dünyanın birbirini boğazladığı bu dönemde; çok partili hayata geçmesini beklemek, hayalcilik olurdu. Bu tarihlerde ABD bile 2 dönem kuralını kaldırmış ve Eisenhower 3. kez başkan seçilebilmiştir.

1946 seçimleri pek beğenilmese de hemen akabinde yani 4 yıl sonra CHP serbest seçimlerde Demokrat Parti’ye iktidarını devretmiştir. DP bu seçimde öyle ezici bir çoğunluk almamış, %52 ile seçimi kazanmıştır. Aslında 46 seçimleri için iddia olunan şaibelere bakıldığında, 1950’nin kat be kat farkla alınmasını beklersiniz. Neyse konumuz o değil.

Ülkenin kurucu lideri Atatürk’ün hayatta olduğu ve 2. Dünya Savaşı dönemini saymazsak bu ülkede CHP ya da CEHAPE iktidarı 4 yıl sürmüştür.
1950’den beri darbelerle kesilse de serbest seçimler ve sonuçları ülkeyi ve illeri yönetenlerin seçiminde geçerli yol ve yöntem olmuştur.

12 Eylül darbecileri dahi destekledikleri MDP’ye karşı ANAP’ın seçimi kazanmasını içlerine sindirebilmiştir.
Tayyip Erdoğan siyasi yasağa uğradığında yerine bir başka partidaşı geçmiştir. Yine Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılması CHP eliyle gerçekleşmiştir.

28 Şubat 1997’de post-modern bir darbe olmuş ama seçim sonuçlarına müdahaleyi kimse aklına getirmemiştir. En fazlasında yeniden sandığa gidilmiş, halkın iradesine sorulmuştur.
Zaten 28 Şubat’ta bile kimse yerel yönetimlerdeki partiyi değiştirmeyi aklına getirmemiştir.

Bu sizce neden böyledir?

Geçmiş dönemlerde ordu da dahil yönetime el koyduğu halde neden halk iradesine başvurmamaktan, onun dışına çıkmamaktan kaçınmıştır. Öyle ya da böyle seçimlere ve halkın kanaatine yönelinmiştir.
Kimse Kenan Evren’in demokrasi havarisi olduğunu iddia edemez. 12 Mart’çılar da, 27 Mayıs’çılar da hiç demokrat insanlar değildi. Buna rağmen seçimden kaçmadılar. Seçime alternatif aramadılar. Halka seçenekler arasında seçim şansı verdiler.

Evet yasaklar vardı. İnsanlar baskıya, işkenceye uğradı, en ağır sorunlar yaşandı. Ama siyasi örgütlenmesini başarmış, kanunların izin verdiği şekilde kendini aday olarak ortaya koyan herkes bu ülkede seçilme hakkını kullanabildi. Halk seçme hakkını tezahür edebildi.

Reklam

Sizce neden Türkiye 1950’den beri seçimden ve seçilmekten vazgeçmedi. Bunun sırrı neydi? Dünyanın en demokratik ülkesi olmasak da bunu yaptık. Demokrasiden hiç anlamayan ortalama eğitim düzeyi belki ilkokul 4. sınıf olan bir halkla yaptık.
Biz bunu neden yaptık? 

10 Aralık size ne ifade ediyor?
10 Aralık 1948 size ne ifade ediyor?
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ (İHEB) size ne ifade ediyor?
Bu soruların yanıtı Türkiye’nin de imzaladığı bu bildirgenin dünya için taşıdığı önemle ve sizin buna verdiğiniz değerle orantılıdır.

Birleşmiş Milletler’in ortak anayasası olan bu bildirgenin 21. maddesi ne diyor beraber okuyalım:
1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.
2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.
3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.

Sizce Türkiye 1950’den beri neden halk iradesi dışında bir yol tercih etmedi. Sizce bunun İHEB’nin 21. maddesi ile ilgisi var mı?

Kimseye akıl vermiyorum.
Benim aklıma kimsenin ihtiyacı olduğunu sanmıyorum. Antartika’dan Güney Afrika’ya Peru’dan Mikronezya’ya dünyanın en kötü demokrasisi olduğumuzu sanmıyorum.
Ama halkın iradesini hiçe saymak bir İnsan Hakkı ihlalidir.
İnsan Hakları Beyannamesinin ihlalidir.
Bunu bilin diyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here