İnsan neden kıskanır?

0

İnsanlar kıskançlığı genelde ilkel bir güdü olarak tarif ederler ki, tarifte işaret edilen nokta doğrudur, ancak bu tespit üzerinden bir hükme varırken kıskançlığı bütün olarak mahkum etmek doğru değildir, zira edinme, sahip çıkma gibi duyguları da harekete getiren güdü bu kıskançlık duygusudur. Eğer bu duygu olmasaydı, muhtemelen ne sorumluluk alma ne de sahiplenme duygusundan söz edebilirdik.

Elbette sosyal ilişkiler gereği bu duyguyu kabul verilebilir bir normda tutmak gerekir, ama yine de bu durum bu duygunun olmamasından daha kötü değildir; zira bu duygu olmasaydı sosyal anlamda daha gamsız, sorumluluk olma konusunda ise daha amaçsız ve isteksiz olurduk.

Anlayacağınız kıskançlık duygusu yalnızca sahiplenmek veya sahip olduğunu paylaşmakta isteksiz davranmakla sınırlı değildir, kaldı ki insanların hayatlarında paylaştıkları, paylaşamadıkları veya paylaşmalarının doğru olduğuna kabul verdikleri ile vermedikleri pek çok şey vardır ve bunların bir kısmı sosyal gerekleri tamamlarken, bir kısmı da aynı amaca hizmet etmediği için ret görmektedir. Ama tümünün hayatın sosyal normlarını tamamlaması yönünde fonksiyon gördüğü tartışmasızdır.

Burada yapılan şey bu duygunun kabul verilmez bir davranışı üzerinden tümünün mahkum edilmesi vardır, kaldı ki bugün reddedilen davranışta dünün bir normuydu, yani kısa bir zaman önce onsuz olan kabul görmüyordu. Yani bu özelliğin bugün kabul edilemez hale gelmesi dünün değil, bugünün sosyal normlarına dair bir kabuldür; aksine bu davranış daha önce yüceltiliyordu, aksine kayıtsız kalan dışlanıyor, hot görülüyordu. Dahası, bu anlayış hala dünyanın pek çok yerinde kabul görüyor.

Kaldı ki, insanlar bu davranışın belirli bir yanını mahkum etse de, hala çoğu özelliğiyle birlikte yaşıyor, ama zaten yaşamak zorundadır, zira ondaki o sahiplenme, elde etmek için mücadele verme gibi duygularını hala o ilkel güdü besliyor ve insanlar hala öyle bir duygu olduğu içindir ki birbirlerini kolluyor, sahipleniyor, akla geldik-gelmedik sosyal normları ayakta tutmak için gerekçesini tamamlıyor.

Sosyal normlar elbette kabul verilmiş belirli davranış kalıplarıdır, ama beş aşağı beş yukarı tümünün altında o ilkel güdünün onları harekete getirmesi şartı vardır; fakat ne yazık sosyal süreçler bir şeyi ihtiyaç olmaktan çıkardığında insanlar onu hemen görmez olabiliyor veya görünür ihtiyaçları karşılayabilir bazı davranışlardan hareketle geriye kalanları mahkum etme yoluna gidebiliyor.

Örneğin bir insanın sevdiği kişiyi sahiplenmesi de dövmesi de o iyelik duygusun beslediği bir davranış biçimidir, yani aslında o iki davranışın temelinde de o güdünün onları harekete getirmesi vardır; ancak sosyal kombinezonlarda cari olan davranışlar umumiyetle en üstün davranışlardan sayıldıklarından diğerlerini mahkum etmek pek zor olmuyor.

Oysa bu davranışların tümü o hayvan özümüzden gelmektedir ve sosyal anlamda yücelttiğimiz diğer davranışlarda ihtiyaçlara esas onlardan soyutladığımız davranış kalıplarıdır, kaldı ki bu davranışları bugün diğerlerinden ayrımlamak mümkün olsa da onları özlerinden ayırmak o kadar kolay değildir, çünkü gerisinden o içgüdüyü çektiğimizde o davranışın amacı da kaybolmaktadır. 

Ama bugün kıskanmanın, sevmenin, eğlenmek istemenin, gülmenin kavga etmenin veya seks yapmanın (…) içgüdüsel bir tepi olduğunu ve onları kabul verilmiş sosyal normlara uyarladığımız oranda insan olarak mütalaa edildiğimizi biliyoruz. Bu uyarlama ise kafanızı karıştırmasın, aslında o güdülerin bastırılması, belirli, kabul verilmiş bir davranış sistematiğine göre düzenlenmesini ifade etmektedir. 

O nedene davranışlarımızın temelinde içgüdüler olsa da bugün önemli bir kısmı kabul verilmiş sosyal normların varlığına kaynaklık etmektedir, insanların bir kısmı farkında veya değil, onları reddetse de aslında sosyal süreçler gereği ulaştığı yeni bir ihtiyaç farkını ifade etmektedir.

Bu davranış biçimine katılmayan topluluklar ise tersi yönde kabul verdikleri için onlarında normali pek tabii olarak o davranış kalıplarının tersi olmuş oluyor. 

Örneğin sevgi esas itibariyle içgüdüsel bir duygudur, sevdiğini kıskanmayan, ona bilindik anlamda iyelik duygusuyla yaklaşmayan bir insan muhtemelen onu sevmiyordur ve sevmeyen birinin koruyucu duyguları da olmaz, olsa olsa içgüdülerden bağımsız olarak kabul verilmiş sosyal normlar gereği bir yaklaşımı olur ki, oda yere düşmüş el çocuğunu yerden kaldırmak kadar şartlı bir sosyal davranış biçimi olur. 

Duyguların farklı davranışlarda kendilerini farklı şekillerde göstermeleri olayların niteliğine göre değişmekle birlikte, o duygu genelde hep aynı duygudur, farklılığı farklı ihtiyaçların davranışlara farklı şekillerde yansıması nedeniyledir, yoksa şekil ne olursa olsun o içgüdüsel bir davranıştır.

Bu güdüyü bastırma çabasına biz sosyal davranış biçimi diyoruz.  

Tüm sosyal davranışlarımız aslında o güdünün ikinci kişilere göre düzenlenmesi şeklidir, yoksa kişinin kendi başına sosyal davranış kalıplarına göre davranması için bir neden yoktur, kaldı ki kişi sayısı teke indiğinde herhangi bir davranış kalıbına gerekte yoktur.

Sosyal normlar evinde çıplak dolaşan adamın dışarı çıkarken kendisini giyinmek zorunda görmesi halinin zorunlu bir tezahürüdür; zorunludur, çünkü dışarda kabul verilmiş belirli sosyal normlar vardır, uymadığında tepki alacağını tecrübelerinden bilir, ama hangi elbiseyle çıktığı abartılmadığı sürece pek sorun değildir.

Kıskançlıkta sahiplenme güdüsünün farklı bir ifadesidir, kişinin sevdiğine sevdiğini göstermesi yadırganır bir şey olmamakla birlikte, kaba davranması yadırganır bir davranış şeklidir, oda her yerde değil, çünkü pek çok yerde kıskanılan eş genelde onu kıskanan kocanın bir mülkiyeti şeklinde addedilmektedir. 

 Bir davranışın tepki görmesi kabul verilmiş sosyal sınırların ihlal edildiğini ifade etmektedir, aynı zorlamanın başka yerlerde kabul görmesi ise o davranışın hala o topluluğun kabul normları içinde olduğunu ifade eder. Zira davranış kalıpları farklı yerlerde farklı kabullere uğrayabilmektedir, çünkü her bölgenin kabul şartı kendisini kendi kültür kodlarına göre göstermektedir. Örneğin Hindistan’ın Çitagong bölgesi başta olmak üzere bazı bölgelerinde regl olmuş bir kadının pis kabul edilmesi ve aileden uzaklaştırılarak kanaması boyunca bir kümese kapatılması şeklinde bir yaptırım vardır. Yöre halkları da bu uygulamayı normal karşılamaktadır, çünkü buna inanmaktadırlar ve buna inandıkları içinde bu uygulamayı sosyal bir norm haline getirmişler. Oysa bu yaptırım Batı Medeniyetlerinde bir insanlık suçu olarak kabul edilmektedir, çünkü batının sosyal normları da sosyal evrimini bu şekilde neticelendirmiştir. 

Sadede gelirsek, biz aslında hiçbir davranış kalıbını tümden reddedemeyiz, ama içgüdülerimiz üzerinden husule gelmiş herhangi bir davranışı bize zorla giydirilmeye çalışılan ahlak normlarına göre değil iradenin seçme şartına teslim edersek muhtemelen daha doğru seçimler yapma şansını elde edebiliriz. 

Zaten tüm mesele iradenin güdüleri baskılaması, davranışları belirli sosyal normlara göre düzenlemeye çalışması değil midir?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here