İnsan sarhoş olmayı pek sevdi

0

Nedendir bilinmez demeyeceğim, insanlar sarhoş olmayı pek sevdi.

Kolay mı, kaygı olarak şimdiyi ve geleceği bir kenara bırakarak kafayı dinlemek?

Ama üzgünüm size içkinin bu marifetini anlatmayacağım! Biraz oradan, biraz buradan nasıl bulunduğunu, nasıl yapıldığını ve nelerden yapıldığını anlatacağım. Ha, şunu da söyleyeyim içkinin tarihsel arka planına da dalmayacağım, derinlerde gezinerek sizleri sıkmayacağım.

Dünya içkiyle tanışalı çok oldu.

Kimileri buna bulgular üzerinden bir tarihlendirme yapsa da ben kendi adıma o tarihlerin doğruluğundan pek emin değilim.

Bilinen, en ilkel kabilelerden modern toplumlara kadar her topluluğun bir şekilde bir veya birkaç içki çeşidi geliştirdiği ve esaslı kutlamalarda olmak üzere özel günlerde tükettiğidir. Tabi burada anlatacağım şey içkinin özel veya kutsal günlerin içeceği oluşu değil, hangi toplumların bulduğu, nasıl bulduğu veya ne şekilde yaptığıdır.

Sonuçta olaya bakarken her insanın bir görü şekli var ve anlatırken gördüğü üzere anlatır. Bakalım olaya ben nasıl bakıyorum.

Şahsen benim ilgimi o toplulukların içkiyi nasıl içtiği değil nasıl yaptığı çekiyor.

Neredeyse her topluluk bir şekilde bir içki yapma şekli bulmuş ve içerken bulduğu kafa üzerinden kendisince mistik birtakım efsaneler uydurma yoluna gitmiştir.

Nasıl yapmasın ki?

Bir an kafayı bulmuş, sonra kendisini her şeyi yapabilir durumda görmüş; uçmak mı dersin, kimi ayıldığında, o esna da uçtuğunu veya ruhunun bedeninden ayrılarak ölmüş atalarını ziyarete gittiğini, ya da kutsal ruhla buluşarak ondan mesaj getirdiğini söylemiştir.

İçki, genelde bulunan bölgede yöreye ait birtakım bitkilerin öz suyunun işlemlerden geçirilmesi sonucu mayalanmasıyla elde edilmiş olsa da bu her yerde aynı olmamıştır.

İçkide, ya da kafayı bulmak için dolaysız, yani işlemden geçirilmeden alınan bitkilerin isimlerini bölgesel sakıncalarına göre verip vermeyeceğime kendim karar vereceğim.

Esas anlatmaya çalıştığım şey her içkinin bildiğimiz manada sıvı olmadığı, aynı amaca hizmet etse de bir benzerlik taşımadıklarıdır.

Örneğin Astek ve İnkaları aradan çıkarırsak, Eski Amerikan yerlilerinin önemli bir kısmı içkiyi bildiğimiz manada bilmiyordu, uyuşturucu etkisi olan yöresel bitkileri direk ağızlarına alarak çiğneme yoluyla veya küçük bir iki işlemden geçirerek bir ağızlık aracılığıyla tütün gibi içiyorlardı. Sonrası mı? Neredeyse efsanelerinin tümünü o kafadan sonra uydurdular. Artık ölmüş atalarının ruhlarıyla buluşmak mı dersiniz, ölmüş atalardan tahsil edilmemiş borçların dul kalmış kadınlarına verilmesi mi dersiniz, bu konuda zengin bir menüye sahibiz: Charol Kastaneda’ya kulak verirsek içtikten sonra uçuyorlardı, dünyadan gayba geçip tüm atalarıyla buluşuyorlardı (…) Bunu da yörede bulunan bir kaktüs türünün teze yapraklarının çiğnenmesiyle, birkaç mantar çeşidi veya bizde de şeytan otu ismiyle bilinen bir çeşit bitkinin bir-iki işlemden geçirilmesi sonrası tütün gibi içilmesiyle vs. vs.

Dediğimiz gibi, nerede en fazla ne varsa yöre insanının içkisini ondan imal etmiş olması bir tesadüf değildir; ama o içkiyi bulma şekli muhtemelen bir tesadüftür, çünkü o içinin yapma şekline baktığımızda onu bulmak için ciddi işlemlerden geçirilmesi gerek ki, dönem insanlarının onu deneye sınaya yaparak bulması bir olasılık gibi görünmemektedir.

Örneğin Astekler de mısır çoktu ve onlarda içkisini mısırdan yaparlardı ve hem de öyle iğrenç bir şekilde yaparlardı ki, muhtemelen anlatsam denemezsiniz! Mısır tanelerini ağızda çiğner sonra o çiğnenmiş mısırı bir kaba tükürerek salya yoluyla mayalanmasını sağlarlardı.

İğrenç değil mi?

Biliyorum ne kadar iğrenç olursa olsun siz içenler yine de içkiyi terk etmeyeceksiniz, ama size bir iyi birde kötü haberim var:

Kötüsünden mi başlayayım?

Bugünü bilmem ama eskiden yapılan hiçbir içki Asteklerin yaptığından pekte fazla hijyen değildi; hatta yalnızca yapılma şeklini gördükten sonra içki içmeyi bırakan insanlardan söz edilir. Hepiniz yıkanmanın bir medeniyet ürünü olduğunu bilirsiniz; eskiler yılda bir veya iki kez yıkanırdı, bu sayının üstüne çıkanlar alay konusu olur, müşterisine güzel görünmeye çalışan fahişelerle özdeşleştirilir, alay konusu olurlardı. Yıkanan genelde yıkanmak zorunda bırakılanlardı ki, oda sağlık açısından hekim köylü kadınlarının bir önermesiydi. Adamın ayağı bir yıl su görmese ve yanlışlıkla bir su çukuruna kayıp düşse bile, o ayağının ıslanması yüzünden oraya geldiğine lanet okurdu. Evet, tahmin edeceğiniz gibi bu ayaklar içkilerinizin daha meyve halindeyken sularını ezerek çıkarırdı. Sonrası mı? Bekletme, mayalanmaya terk etme. İyi haberim o şıralar alkalize oldukça harici bakterileri öldürmesi kendisini olgunlaştıracak bakteriler üreterek keyfinize uygun bir hale getirmesidir.

Latin Amerika, başta Kolombiya olmak üzere Paraguay, Küba vs. içkisini genelde şeker kamışı suyuyla yapardı. Kimi şeker kamışı suyuna anason karıştırıp damıtma yoluyla yaparken, kimi bildiğimiz anlamda fermente ederek yapardı. İsimleri bu bölgede bilinmeyen içkileri bir kenara bırakırsak, bildiğiniz Rom’da bu şeker kamışı suyundan yapılan içkilerden biridir.

Afrikalılar doğuştan şanslı mıdır ne, onların Marulla diye kendinden alkollü bir meyve ağaçları var, kafayı bulman için meyveden biraz yemen veya suyunu sıkıp içmen yeterlidir. İnsanlardan önce mi, sonra mı, bilmiyorum ama filler ve maymunlarda o meyveye bayılıyor. Nasıl bayılmasınlar ki, hem meyveni yiyorsun hem de kafanı buluyorsun!

Tüm içki çeşitlerine girmeyeceğim, çünkü buna sayfalar yetmez, o yüzden belli başlı içkilerle yetineceğim. Ama içkinin buğday, arpa, yulaf, mısır, soya, kereviz yaprağı, patates ve bilumum sebze, meyve ve tahıl çeşitlerinden yapıldığını bilmenizi isterim. Amerikan kıtası mısırdan içkisini yaparken, (bildiğiniz Burbon mısırdan üretilir) Asya’nın önemli bir kısmı içkisini pirinç veya soyadan yapmaktaydı ve sizi şaşırtır mı bilmem ama Japonlar pirinçten yaptıkları içkiyi sıcak veya soğuk şekilde servis edebiliyorlardı ki, hala ediyorlar. Öyle içkiyi sıcak içmek gibi bir zevkiniz varsa ne duruyorsunuz, şunun şurasında Japonya birkaç bin kilometre!

Ama size ilginç olanlarını anlatacağımı söylemiştim: Hangisinden başlasam? Çünkü benim için hepsinde bir ilginçlik, bir zeka emaresi var. Örneğin: Ganalılar palmiye ağaçlarının saplarından adı Nsadufuo olan bir çeşit şarap yapmaktadırlar ve yapılışına bağlı olarak size o içkiyi tatlı veya ekşi bir şekilde servis edebiliyorlar.

Bildiğiniz gibi Meksika tekilasıyla meşhur. Tekila, ‘mavi agave’ denilen bir çeşit yerel bitkinin distile (damıtma) edilmesiyle yapılıyor.

Çekler, tarçın, anason ve bilumum sebzenin karışımıyla Beçerovka denilen bir işki yapıyorlar. Baldan yapılanları saymayacağım, çünkü içkinin şekerli ve nişastalı bilumum malzeme türünden yapıldığını zaten biliyorsunuz.

Moğolların, eskiden sütün ekşitilmesi yoluyla yapılan bir içki içtiklerini muhtemelen bilmeyeniniz yoktur. Şimdilerde sütü damıtma yoluyla fermente ediyorlar. Ama eskiden bolca kısrak sütü bulunduğundan kısrak sütünden yapıyorlardı, şimdilerde ise kısrak sayısına kıran girdi garipler inek sütüyle yapıyorlar! “Fakirliğin gözü kör olsun mu” diyelim, yoksa tabii seleksiyona müdahalemiz sonucu dünyayı bu hale getirdiğimiz için bizim gözümüz mü kör olsun diyelim, bilemedim, onu size bırakıyorum!

Komşumuz Ukrayna buğdayın damıtılması yoluyla içkisini yaparken, Filipinler, palmiye, hurma ağacı ve hindistan cevizi gibi birbirine benzer ağaçlardan yapıyor. Eh, sanırım listemizde sakız ağacı eksikti, onu da dost Makedonlar yapıyor.

Türkiye’yi atlamaya gönlüm razı olmadı, ama bilindik meyve ve tahılların dışında değişik bir numaramız olmadığı için ne yazacağımı bilemedim. Üzüm rakısı diyeceğim, her yer üzümü kullanıyor; erik, incir rakısı diyeceğim, onu da her yer kullanıyor.

Hırvatlar bildiğimiz dutlardan içki yapıyor, herhalde bizim beleşçiler o işi bilmiyor! Ben dutlardan içki yapılmamasına üzülmüyorum, boşa dökülüp heba olmuş olmalarına üzülüyorum. Yoksa bana ne kimin ne içtiğinden!

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here