İnsanın içindeki insanı öldürmesi

0

Eskiler, “bir insan öldüren insanlığı öldürmüştür” der.

Peki, nasıl oluyordu burada öldürülen insanlık oluyor?

Eskilerin söyleyegeldikleri gibi eden kendisine etmiyor mu? 

Bir de zarar verdiği kişiyi atlamayalım tabii.

Öldürmeyi meşrulaştıracak değilim ama şunu söylemeliyim ki, bir insan öldüren bununla içindeki insanlığı da öldürmüş oluyor. 

Çünkü insan öldürmek insanlığın en büyük tabusudur ve böyle bir fiili işleyen insan o esnada insanlığın en büyük tabularından birini yıkmış oluyor.

Peki, bu tabu veya tabuların insan hayatındaki önemi nedir?

Aslında tabular insanların norm veya normalite adına yücelttikleri tüm davranış kalıplarını kapsamaktadır ve insanları bir fiil yanlış veya doğru dedikleri davranışlara uymayı da tümden bu tabular ikna etmektedir. 

Aklınız seçim yapar ve size göre o seçimleri birtakım doğrulara göre yapar.

Kuşkusuz size göre ve o doğrular da tecrübeye esas onay almış davranışlardır.

Ama unuttuğunuz bir şey var! Hayat akıyor ve doğrularda hayata dair sizin belirli görüngülerden çıkarsadığınız bir kısım saçmalıklardır. Saçmadır, çünkü belirli görüngülere esastır.

Zira hayat akıyorsa özelde herhangi bir görüngüsü bir doğruya teşmil edilemez, o yalnızca sayısız hal içinde bir hale teşmil edilebilir.

Bunun doğrularla bir ilgisi yoktur.

Peki, burada tabunun yeri veya fonksiyonu nedir? 

Aslında tabu hal içindeki hale karşı yaptığımız bir doğrulamadır.

Ve şunu acı bir şekilde itiraf etmeliyim ki, tüm doğrularımız o hal içindeki herhangi bir halden çıkarsınmış bir kısım tabudan başka bir şey değildir.

Yani basit manada ifade edecek olursak tüm doğrularımız birer tabudan ibarettir ve her tabumuzda o hal içindeki herhangi bir halden.

İnsan öldürmenin bir tabu olması da bu hal içindeki herhangi bir halden çıkarsınmış bir neticeden başka bir şey değildir. 

Ama öldürmenin bir tabu olması ve her tabunun menfi veya müspet bir halden çıkarsınmış olması sizi istediğinizi yapabileceğiniz konusunda bir yanılsamaya götürmesin; çünkü niteliklerine göre her halin –tabunun- üzerinde bir mutabakat var ve siz üzerinden mutabakat sağlanmış o halin niteliğine göre davranmazsanız karşı bir yaptırıma uğrayabilirsiniz. 

Ki, yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi insan öldürmek insanlığın hal içindeki halden çıkardığı en büyük tabudur. 

İnsanlığın bu tabunun arkasında bu düzeyde güçlü durmasının nedeni ise kuşkusuz kendisinin de böyle bir fiille karşılaşması ihtimalidir.

Zaten insanlık âleminde tabuların müşterek haller alması nedeni de buradan gelmektedir. 

Fakat şunu ilave etmeliyim ki, hiçbir tabunun yıkımı insanı öyle sanıldığı gibi insanlıktan çıkarmaz, yalnızca o tabunun durum ve mahiyetine göre sarsar veya bir yıkıma uğratır.

Hem insanlar zaten gün içinde pek çok tabuyu yıkar veya yerlerine yeni tabular inşa eder; çünkü öyle sanıldığı gibi her tabu köklü veya yıkılmaz değildir, aksine insanlar tabuların çoğunu gün veya an içindeki gerilimlerini kabul verilmiş bir normlitede tutmak için yıkar ve yerlerine yeni tabular inşa eder.

Anneye kızmak, babaya bağırmak bir tabunun yıkımına işarettir; tanrıya isyan etmek, ölüm sonrası hayata inanmak veya inanmamak da öyledir, çünkü bunların tümünün gerisinde kabuller var, doğru veya yanlış diye tasnif edilmişler.

Ama tabii her tabuya isyan etmekle o tabu yıkılmıyor veya siz kabul verilmiş doğrulardan tümden kopmuyorsunuz, belki farkındasınız, belki değil, yalnızca bir yere vururken başka bir yeri düzeltiyorsunuz ve herhangi bir noktada ısrarcı olmadığınız sürece normalde kopmuyorsunuz.  

Öyle ya, tüm doğru ve kabullerin birer tabu olduğuna karar verdiğimize göre karşımıza böylesi bir neticenin çıkmasını da olağan karşılamalıyız. 

Aksine, bunu yapmayanlar normal değildir. 

Bu normalin bedeline gelirsek; kuşkusuz hiçbir normal bedelsiz değildir ve o normallere riayet etmenin tüm temeli de güdülerin bastırılmışlık durumlarına karşılıktır, artık kendinizi nerede çok tuttunuz nerede fazla saldınız, bunu sizde hesap edebilirsiniz. 

Peki, buna göre normal nedir? 

İşte, bu gerçekten zor bir sorudur, çünkü ne tekdüze bir normalimiz var ne de o normale karşılık gelecek tekdüze bir kabulümüz, her şey geçmişin pişmanlıkları, yapılanlar ve yapılabilecek olanlar arasındaki keşkelerimiz, geleceğin bilinmezliğine tahvil ettiğimiz yapılacaklar listesi ve yapmak isteyip de imkansızlığına boyun eğdiğimiz nice kabulle doludur.

Ama gelin görün ki, bu tüm insanların haset, hüsran ve hasletleridir ve sizde öyle iseniz normal oluyorsunuz.

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here