İnsanlık, duyarlılıktan ve küresel bir ahlak krizinden mağdur..

0

15 Haziran 1997 tarihinde dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’ın öncülüğünde kurulan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 24. kuruluş yıl dönümü Saadet Partisi’nin düzenlediği etkinlikle kutlandı.

Bazı üye ülkelerin büyükelçilerinin de katıldığı toplantıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı da okundu. D-8’in kurulduğu dönem İçişleri Bakanı olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in adına, etkinliğe; İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu katıldı. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun açılış konuşması şöyle:

“D-8’ler bundan tam 24 yıl önce 15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda kurulmuş ve 8 İslam ülkesinin devlet ve hükumet başkanlarının imzasıyla dünyaya ilan edilmişti. Şahsım ve partim adına başta hocamız Prof. Dr. Necmettin Erbakan olmak üzere bu önemli buluşmada emeği geçen bütün devlet ve hükumet başkanları, bütün liderleri rahmet ve şükranla yad ediyorum. Elbette D-8’leri konuştuğumuz bir yerde Necmettin Erbakan’ı özel olarak zikretmeden geçemeyiz. Çünkü D-8’ler merhum Erbakan’ın üstün azim ve gayretinin, sarsılmaz inanç ve iradesinin bir ürünüdür.

D-8’lerin hangi şartlarda hangi zorluklarla hayata geçirildiği hatırlandığında bu azim ve gayretin önemi çok daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü böylesine önemli bir dış politika hamlesini ancak müthiş bir inanç ve sarsılmaz bir irade gerçekleştirebilir. D-8’ler dış politikanın bir hamaset konusu değil, bir feraset konusu olduğunun da en güzel örneğidir. Bu vesileyle kendisini bir kez daha rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun, makamı âli olsun.

“DÜNYA GENELİNDE 402 YERDE ÇATIŞMA VAR, 360’I İSLAM COĞRAFYASINDA”

D-8’lerin önemini anlamak için kuruluş amacını yeniden hatırlamamız gerekir. Peki D-8’ler neden kurulmuştur? D-8’lerin kuruluş armasına baktığımızda altı yıldız görülür. Bu yıldızların her biri bir ilkeyi, bir prensibi, bir umdeyi ortaya koymaktadır. Sıralarsak; savaş değil barış, çatışma değil diyalog, sömürü değil adil paylaşım, üstünlük değil eşitlik, çifte standart değil adalet, baskı ve tahakküm değil insan hakları, hürriyet ve demokrasi. Bu prensipleri ölçü aldığımızda maalesef bugünkü tablo hiç de iç açıcı gözükmemektedir. Bugün bütün dünyada barışın yerine savaş, diyaloğun yerine çatışma hakimdir. Eşitliğin yerini üstünlük, tevazunun yerini kibir, adaletin yerini sömürü almıştır. İnsan hakları ve özgürlükleri rafa kaldırılmış; baskı, tahakküm ve çifte standart hiçbir dönemde olmadığı kadar belirgin hale gelmiştir. Bugün dünya genelinde irili ufaklı tam 402 yerde çatışma, iç savaş veya karışıklık vardır. Maalesef bunların 360’ı da İslam coğrafyasındadır. Savaş ve işgaller yüzünden 71 milyon insan evini, yurdunu, ülkesini terk etmiş bulunmaktadır. Yaklaşım 250 milyon çocuk savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda 2,5 milyondan fazla çocuk bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir. 15 milyondan fazla çocuk da yaralanmış veya sakat kalmıştır.

“BU AHLAKİ ÇÜRÜMÜŞLÜK BİZCE SALGINDAN DAHA TEHLİKELİDİR”

Yaklaşık 1,5 yıldır bütün insanlık olarak küresel bir salgınla mücadele ediyoruz. Sağlık kuruluşları bu süreçte haklı olarak hijyenin önemini vurguluyorlar. Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için sağlıklı beslenmenin önemine vurgu yapıyorlar. Salgınla mücadele için kaç doz aşı vurulması gerektiğini tartışıyorlar. Elbette bunlar önemli ve gerekli. Ancak bu süreçte hijyeni tartışırken dünyada 1 milyardan fazla insanın bırakın hijyeni, içecek suya ulaşmakta zorlandığını görüyoruz. Sağlıklı beslenmeyi tartışırken her gün 25 bin insanın açlık nedeniyle hayatını kaybettiğine şahit oluyoruz. Kaç doz aşı vurulması gerektiğini tartışırken her gün en az 15 bin çocuğun hayati ilaçlara ulaşamadığı için can verdiğini görüyoruz. Bütün bunlar göstermektedir ki bugün insanlık sadece küresel bir salgınla değil, ondan daha tehlikeli bir şekilde duyarlılıktan ve küresel bir ahlak krizinden mağdur durumdadır. Bu ahlaki çürümüşlük bizce salgından daha tehlikelidir.

“İSLAM DÜNYASI, İSRAİL VE ABD’NİN ÖNCÜLÜK ETTİĞİ KÜRESEL BİR PROJENİN HEDEFİNDEDİR”

Bu ahlaki çürümüşlüğün temelinde kapitalizmin ihtirası ve sömürü arzusu yatmaktadır. Bu ahlaki çürümüşlüğün temelinde ırkçı emperyalizmin işgalci politikaları vardır. Adına ister Büyük Ortadoğu Projesi denilsin, ister Büyük İsrail Projesi, sonuç değişmez. İslam dünyası, İsrail ve ABD’nin öncülük ettiği küresel bir projenin hedefindedir. Bu proje, ‘böl- parçala-yut’ taktiği ile yürütülmektedir. Bazı yerlerde Arap-Acem diye bölüyorlar, bazı yerlerde Türk-Kürt diye ayırıyorlar. Bazı yerde Kuzey-Güney diye parçalıyorlar, bazı yerde Şii-Sünni diye ayırıyorlar. Ama nihai hedef belli; Balfour’dan sonra Filistinlileri, yurtlarından göçe mecbur bırakan İsrail’i kuranlar, şimdi de Büyük İsrail’i kurmak için çaba sarf ediyorlar. Bu hedefe ulaşmak için her türlü sömürüyü, işgali, fitneyi, savaşı, terörü ve anarşiyi meşru görüyorlar. Bugün, bu planı bilmeden ve anlamadan İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikeleri anlamamız mümkün olmaz.

“D-8’LER DEMEK DÜNYANIN KANITLANMIŞ PETROL REZERVLERİNİN 6’DA 1’İ DEMEKTİR”

İşte D-8’ler baskıya, sömürüye, işgale dayalı mevcut dünya düzeninin yerine insan haklarına, adalete ve hoşgörüye dayalı yeni bir dünyanın ilk işaret fişeği, ilk tohumu, ilk nüvesidir. İnanıyorum ki; gereken ilgi ve çaba gösterildiği takdirde D-8 ülkeleri bunu gerçekleştirecek potansiyele sahiptir. Çünkü D-8’ler demek, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin 6’da 1’i demektir. Tüm dünyadaki doğalgaz rezervlerinin 5’te 1’i demektir. D-8’ler demek, dünyanın jeopolitik anlamda en stratejik bölgeleri demektir. Ticaret ve enerji yollarının vazgeçilmez güzergahları demektir. Hepsinden daha önemlisi D-8’ler demek; 1 milyarı aşan nüfusu, 16,4 trilyon dolarlık ticaret hacmi ve 7,5 milyon km2’yi bulan coğrafyası ile dünyanın en genç ve en dinamik gücü demektir. Eğer D-8 ülkelerinin sahip olduğu bu güç bugüne kadar tam anlamıyla harekete geçirilebilmiş olsaydı, inanın dünya bugünkü gibi olmazdı. Eğer Necmettin Erbakan’ın, 24 Yıl önce D-8’leri kurarken sergilediği heyecan ve azim devam ettirilebilseydi İslam dünyası bu durumda olmazdı. Medeniyetin, huzurun, güvenin hakim olması gereken topraklar kargaşa ve terörün mekanı haline gelmezdi. Milyonlarca insan mülteci durumuna düşmezdi. Yüz binlerce masum yaşlı ve kadın evinden, yurdundan, vatanından uzakta; tanımadığı, bilmediği sokaklarda hayata tutunmaya çalışmazdı. Parklarda, salıncaklarda oynaması gereken çocuklar ülkelerinden kaçarken şişme botlarda can vermezdi.

“KAYNAKLARIMIZI BİRBİRİMİZİ YOK ETMEK İÇİN DEĞİL BİRBİRİMİZİ DESTEKLEMEK İÇİN KULLANMALIYIZ”

Gelinen noktada lafa değil icraata ihtiyacımız olduğu açık. Ancak önce kendimizle yüzleşmeliyiz. Hep söyledik yine söylüyoruz; küresel projelere, ancak küresel stratejilerle karşılık verilebilir. İslam dünyası olarak günü birlik hamasi nutuklara değil bundan 24 yıl önce D-8’lerin kuruluşunda ortaya konan ufuk ve vizyona ihtiyacımız var. Maalesef İslam ülkeleri olarak karşı karşıya bulunduğumuz tehdit ve tehlikeleri bertaraf etmek için gayret göstereceğimize kendi iç çekişmelerimize kapılmış bulunuyoruz. Batı ülkelerinin sömürgeleştirme politikalarına ve entrikalarına karşı politika üretemedik. Sanayi, Savunma, teknoloji ve finansal gelişmelere ayak uyduramadık. O halde ne yapmalıyız? Her türlü şahsi, etnik, mezhepsel veya bölgesel ihtilafları bir kenara bırakmalı, bir zincirin halkaları gibi birbirimize kenetlenmeliyiz. Siyasal dayanışma atmosferini mutlaka oluşturmalıyız. Ekonomik ve teknolojik kalkınmayı, her İslâm ülkesi için öncelikli mesele haline getirmeliyiz. D-8 ülkeleri olarak; ekonomik, teknolojik, siyasi ve askeri alanlarda ortak ve güçlü müesseseler kurmalıyız. Sahip olduğumuz imkan ve kaynakları birbirimizi yok etmek için değil birbirimizi desteklemek için kullanmalıyız. Kaynaklarımızı kişisel iktidar ve ihtiraslarımız için değil ülkelerimizin refahı ve kalkınması için seferber etmeliyiz. Stratejik önemi giderek artan, eğitim, sağlık, gıda, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi noktasında uzun vadeli ortak projeler üretmeliyiz. Bunları başardığımızda sadece ülkelerimize değil bütün insanlığın geleceğine katkı sağlayacağımızdan emin olabilirsiniz.”

Resim

“D-8’İN SAVUNDUĞU İLEKELERE SAHİP ÇIKTIK”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, D-8’in kuruluşunun 24. yıl dönümü için gönderdiği ve toplantıda okunan mesajı şöyle:  

“Nazik davetiniz için teşekkür ediyor, partinizce düzenlenen D-8’in 24. kuruluş yıl dönümü programının ülkemiz, milletimiz, İslam dünyası ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlerin şahsında programa iştirak eden tüm kardeşlerime en kalbi selam ve muhabbetlerimi sunuyorum. D-8 teşkilatının banisi, 54. Hükümet’in başbakanı, Milli Görüş hareketinin lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızı da bu vesileyle bir kez daha yad ediyorum. Tam 24 yıl önce merhum hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 teşkilatı küresel düzeyde barışın, diyaloğun, eşitliğin, adaletin, kalkınmanın; hak, hukuk ve özgürlüklerin tesisi mücadelesini kesintisiz bir şekilde sürdürüyor. Kuruluşundan itibaren pek çok zorluğun üstesinden gelen D-8’in 3 kıtada varlık gösteren temsil kabiliyeti yüksek, itibarı ve sözünün etkisi giderek artan bir başarı hikayesine dönüştüğünü görüyoruz. Koronavirüs salgını sürecinde yaşananlar, D-8’in bayraktarlığını yaptığı değerler ve prensiplerin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur. Şimdiye kadar dünya genelinde 4 milyon insanın hayatına mâl olan salgın; küresel sistemdeki tıkanıklıkları, adaletsizlikleri ve çarpıklıkları gözler önüne sermiştir. Salt maddi zenginliğin sosyal adalet ve refahı temin etmeye kâfi gelmediği salgın döneminde çok acı bir şekilde görülmüştür. Türkiye’nin dönem başkanlığına tekabül eden bu süreçte 158 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa gönderdiğimiz tıbbi yardımlarla D-8’in savunduğu ilkelere sahip çıktık. Yine dönem başkanlığımız sırasında D-8’in günümüz şartlarına göre reforme edilmesi, karar alma mekanizmalarının hızlandırılması ve üye ülkeler arasındaki eş güdümün ilerletilmesi amacıyla yoğun çaba harcadık. Pakistan’dan devraldığımız D-8 dönem başkanlığını 3,5 yıl boyunca tüm üye ülkelerin takdirini kazanan yüksek bir başarı grafiği ile yürüterek 10 Nisan 2021 tarihinde kardeş ülke Bangladeş’e devrettik. Önümüzdeki dönemde D-8 teşkilatı bünyesinde ticaretten yatırıma, kırsal kalkınmadan tarıma, turizmden enerjiye, sağlıktan savunmaya kadar her alanda iş birliğinin artırılması için çalışmaya devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, toplantınızın hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Ülkemizin ve İslam coğrafyasının farklı köşelerinden toplantıya teşrif eden kardeşlerimi tekraren selamlıyorum.”

“D-8 TÜRKİYE’NİN ANA EKSİNİNİ OLUŞTURMALIDIR”

İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu ise şu mesajları verdi: “Dünyada her dört kişiden biri Müslüman ama 12’de 1 gelir sahibi bunlar. Bu çerçeveden baktığımızda bu toplum ortalama gelirin 3’te 1’ini elde ediyor. İşte D-8 bundan daha fazla bir şey demek ama bunu da kapsıyor. Toplam olarak 59 ülke ve bunların içerisinde 1997’de 8 önemli gelişmekte olan İslam ülkesi, 1,1 milyar nüfus, 4 trilyonluk milli gelir… Ama yine bugün dünya ortalamasındaki milli gelirin 3’te 1’inden daha az gelire sahip bir toplum. D-8 bu anlamda umut var etmektir. D-8 esasında birlik ve beraberliği dilinden düşürmeyen 100 yılı aşkın İslam siyasetinde ittifakın temsilcisidir. D-8 ne yazık ki 20 yıldır üzerine toprak serpilmiş bir projedir ve ne yazık ki Ortadoğu’da D-8’in yerini itilafçı projeler ve BOP gibi kurumsal örnekleriyle almıştır. İslam dünyasının ve insanlığın en büyük ihtiyacı ittifaktır. İtilaflar her yerde var. İtilafların parçası olmanın getirdiği noktanın maliyetlerini hep beraber çekiyoruz. D-8, bir ekonomik coğrafya projesi olarak bizim de dile getirdiğimiz bir projedir ve esasında -bütün Türkiye için söylüyorum- ekonomi başta olmak üzere dış politikasının ana eksenini oluşturmalıdır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here