İradenin öldürücü gücü

0

İnsanın temel handikabı beynini toplayamaması, ilgisini istediği noktaya yönlendirerek arzu ettiği sonuca ulaşma konusunda güçlük yaşamasıdır.

Bilgeler bunu zihnin zayıflığıyla ifade eder.

İradi zafiyettin bir kontrol sorunu olduğu ve o kontrolü sağlamak içinde iradenin güçlendirilmesi gerektiği gerçektir.

Güçlü bir iradeye duyuların boyun eğeceği ise gerçekten öte mutlakıyettir, çünkü iradenin kontrol şartı iradenin duyular üzerindeki hakimiyetine göredir.

Peki, irade güçlendirilebilir mi?

Elbette güçlendirilebilir, bunun yolu da lüzumsuz bilgilerin iradeden yalıtılması, görü açısının istenen yöne doğru yönlendirilmesidir. 

Başarı şartı ise yine iradenin bu yalıtmayı ne düzeyde başardığına yerine göredir.

Kısacası güçlü bir iradeye sahip olmanın yolu doğru bir yalıtmayla mümkündür.

Ancak her irade doğru sonuçlara ulaşamayacağı gibi, güçlü olduğu var sayılan her irade de doğru sonuçlar almayabilir, zira iradi gücün yönetilmesi de en az iradenin lüzumsuz bilgilerden yalıtılması kadar önemlidir. 

İradenin gücü öldürücü olabilir, bu bütünüyle o iradenin merkezine neyi aldığı, çözüme hangi temeller üzerinden yaklaştığına göre değişir.

Takdir edersiniz ki irade çözüm odaklıdır, ancak her çözüm doğruluk ilkesine bağlı değildir.

Dahası, irade çözmeye yöneldiği pek çok şeyi kendi öncellik sırasına göre bir sıralamaya tabii tutar.

Sonuçta iradenin öncelliği olayların değil, kendi doğrularının bir neticesidir.

Yani diğer bir ifadeyle iradenin öncelliği kendi doğrusunu öncel almasıdır.   

İradenin insanı yaşatması veya öldürmesi neticesi de bu doğrusunu kendi gerçekliğinden ibaret alması şartından gelmektedir.

Çünkü iradenin öncelliği kendisidir. 

İradenin handikabı ise duyuların sınırlı alması şartından hareketle olayları arzusuna göre yorması, arzusunu kendi öncelliğine almasıdır.

Oysa arzuların rasyonalitesi duyuların alması şartına göredir, gerçekte bunun olayların realitesiyle bir ilgisi yoktur, yani aklın realitesini inşa eden şey bir anlamda kendi arzusudur, kaldı ki insanın evirilmesi şartı bu rasyonalitenin bir sonucudur.

Biz buna göre insan evriminin kendi arzusu yönünde evirildiğini söyleyebiliriz. 

Bu evirilmenin realiteyi gözetmesi ise hayatın olayları daha akılcı alması, realiteye göre davranması şartında iradeye rağmen daha bir sağ duyu göstermesinden ötürüdür.

İradenin duyuları arzusuna ram etme çabası ise duyuların yanılsamaya girmesi nedenidir; yani gerçekte iradenin zorlaması olmasa duyular bu şekilde evirilmeyecek, algıladığı gerçekliğin bu gerçeklikle bir ilgisi olmayacaktı. 

Buna göre kendi gerçekliğini insanın kendisi var etmiş olmaktadır, bunun bir yanılsama olması bütünüyle kendi arzusunun bir sonucudur ve duyuların olayları bu şekilde alacak biçimde evirilmiş olması ise yine aynı arzunun duyuları bu şekilde evirmesi sonucudur.

Kısacası insanın kendi arzusundan öte ne bir gerçeği ne de bir gerçekliği vardır, o bütünüyle kendi arzusunun meydana getirdiği bir neticedir.

Olayların yer yer bu gerçeklikle uyuşmaması bir faktördür, ancak bu bütünüyle dönemsel bir çıkarsama, bağıntılarla ilgili tamamlanmamış bir hesap işinden başka bir şey değildir.

Kaldı ki uyuşma veya farklılıkları bir mantığa bağlayarak absorbe etme irade için hep bir zaman meselesi olmuştur.

O nedenle çelişki veya yanılsama olaylarda değildir, iradenin olayları okuması şeklindedir ve okumanın düzenlenmesiyle çelişkilerin ortadan kalkması da zaten o okumanın revize edilmesinden başka bir şey değildir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here