İşin aslı: Hz. Peygamber’in örnek hayatı ve örnek olarak yaşamak

0

İşin aslı gününde Müslümanların Medine’ye hicretini ve ilk mescidi ele almıştık. 

Medine dönemi, medeniyet oluşturma noktasında çok önemli. Müslümanların, iman/inanç/kişisel gelişim ve bireysel öğrenme ve olgunlaşma süreçlerinin pratik (yaşanan hayata) olarak nasıl şekilleneceği açısından da önemliydi. Ve öyle de oldu. 

Ama bugün Hz. Peygamber’le ilgili farklı bir özelliğe değineceğim: Güçlü olma, tevazu, empati ve af. 

Hz. Peygamber’in neden bu özelliğini ele aldım? 

Evlere kapandığımız şu günlerde hemen hemen herkes sosyal medya kullanmakta. Yaptıkları paylaşımlarda da dışarıdaki hayatta olduğu gibi bir güç savaşı var. Kendi gibi olanları onaylamak ve beğenmek ve kendinden olmayanları sonuna kadar incitmek ve hatta hakaretler yağdırmak. Acıdır ki, bunları yapanlar, İslam’a inandıklarını ifade eden, Hz. Muhammed (sav)’in örnek hayatını da benimsediklerini söyleyen Müslüman kardeşlerimiz. 

İslam’ı diğer insanlara zorla kabul ettirecek kadar güçlü imana sahip olduklarını resmeden bu vatandaşlarımızın bu davranışları ne kadar İslami? 

İslam, kelime manası SİLM’dir, yani barıştır. Barış içinde olma: Önce kişinin kendisiyle, sonra ailesiyle, sonra yaşadığı mahalle/semt/şehir sakinleriyle, sonra yaşadığı ülkede ve en son olarak üzerinde yaşadığımız mavi kürede yaşayan insanlarla. 

İslam, bu temel üzerine kuruludur. Hz. Peygamber’in hayatında ve uygulamalarında da bunu görür ve müşahade ederiz. 

Reklam

Biliriz ki, bu konuda açık ayet vardır: ‘O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış….’ (Ali İmran, 159) 

Rabbimiz Hz. Muhammed’e açıkça ‘yumuşak davranmayla çevrende Müslümanlar oluştu’ diyerek bir saptamada bulunmuş ve Hz. Peygamber de bu özenli davranış şeklini hayatının sonuna kadar devam ettirmiştir. 

Hz. Peygamber’i örnek alan Müslümanların da bu davranış şeklini benimsemeleri, işin aslı olan konudur. 

Bugün Müslümanlar, kendileri gibi düşünmeyenler için kin güdemezler, suçlayamazlar ve hakaret edemezler. Çünkü onlar için örnek Hz. Peygamber’dir ve o öyle yapmamıştır. 

Hz. Peygamber’in bu yumuşak tavrı, empati yapması ve karşıdakine değer vermesi; Mekke’de zorluk çektiği ve zayıf diyebileceğimiz bir dönemde mi idi sadece?
Hayır. 

Hicretten sonra Medine’de Müslümanlar toplum oluşturduklarında da aynı şekilde yumuşak ve diğer insanlara saygılıydı. 

Ve hatta öyle ki. 

Mekke’nin fethi. Gücün Merhametle Taçlandığı Zafer….

Reklam

Müslümanların gücünün tavan noktası. Müslümanların sayısı iyice artmış ve Mekke’ye giden Müslümanların sayısı on bine ulaşmıştı. 

Üç koldan şehre giren Müslümanlar o kadar vakur, saygılı, elegant ve tevazu içindelerdi ki, Mekke’liler karşı koymadılar. Ufak çaplı kargaşalar olsa da, savaş olmadan Mekke fethedildi. 

Hz. Peygamber; işkence gördüğü, aşağılandığı, hakir görüldüğü ve hatta kovulduğu şehre büyük bir Müslüman topluluğuyla girmişti. 

Her şeyi yapabilirdi. 

Her istediğini cezalandırabilirdi. 

Onu kovanları öldürttürebilir ya da zindana attırma cezası da verebilirdi. 

Ama yapmadı. 

Gücün, merhamet ve tevazuyla birleştiği o an…

Hz. Peygamber şehre girince ‘genel af’ ilan etti. 

Mekke fethedildikten sonra Kabe’de ilk hutbesini irad etti ve şöyle buyurdu: 

‘Benim hâlimle sizin hâliniz, Yusuf’un kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır. Yusuf’un kardeşlerine dediği gibi, ben de diyorum ki: ‘Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah, hepinizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Gidiniz; sizler artık serbestsiniz… (Yusuf, 92) 

İşte İslam’ın kıymetli peygamberi Hz. Muhammed Mekke’yi büyük bir güçle fethettiğinde böyle buyurmuştu. 

Olağanüstü günlerden geçiyoruz. 

Evlere kapandığımız şu günlerde cezaevleri de aynı dertle uğraşan insanlarla dolu. Yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim. 

Mahkumların durumları ve onlar için çıkartılacak af ile ilgili aydınlardan birkaçı ve Zülfü Livaneli, Cumhurbaşkanı’na bir dilekçe ulaştırdılar. 

Bu dilekçeyi sizlerle de paylaşmak isterim. 

İslam’ın güzelliklerini yaşamamız ve yaşatmamız temennilerimle. 

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

İşte o dilekçe:

    ‘Ülkemizde tartışmalı tutuklama kararları ve mahkumiyet kararları nedeniyle ceza ve tutukevleri gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum önderleri ve muhaliflerle doludur. Bu insanlar duyarlılıklarından dolayı, hiçbir ilişkileri olmayan terör suçlarından tutuklanmış veya mahkum edilmişlerdir. Kanun teklifi maalesef bu olgu göz önünde tutulmaksızın hazırlanmıştır.

    Gündemdeki düzenlemenin yürürlüğe girmesi, hem özel risk altındaki cezaevlerinde telafisi imkânsız sonuçlara yok açacak hem de kamu vicdanını ve toplumun adalet duygusunu derinden sarsacaktır.

    Teklifi öncelikli olarak görüşecek TBMM Adalet Komisyonu’nu, TBMM Genel Kurulu’nu ve tüm siyasi partileri bu konularda adım atmaya davet ediyor, tarihsel sorumluluklarını hatırlatıyor, bu konudaki kaygılarımızı ve önerilerimizi başta Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN ve TBMM Başkanı Sayın Mustafa ŞENTOP olmak üzere bütün sorumlulara ve yetkililere doğrudan iletmek istiyoruz.

    Saygılarımızla, 

Ahmet Türk, Celal Doğan, Kezban Hatemi, Nesrin Nas, Oya Baydar, Rıza Türmen, Tarhan Erdem’i temsilen

Zülfü Livaneli

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here