İşin aslı: Mekke Dönemi’ndeki prensipler El-eminlik ve dürüstlük

5

Mekke Dönemi’nin, İslam’ın ana yapısını kurmada etkin rol oynadığını ifade etmiştik. İman dediğimiz olgunun oluşması, süreç içerisinde insanın kendini keşfetmesi ve yetiştirmesi, birey olmayla paralel olarak ilerlemiş ve bu da 13 yıl sürmüştür. 

Mekke Dönemi’nde sadece birkaç vakit namaz ve imanın Müminlerde tesisi ve ‘güzel ahlak’ inşa edilmişti. 

Bu güzel ahlak dediğimiz de, kişinin düzelmesi ve kendi insani özelliklerine kavuşması şeklinde olmuştur. 

Bunları ifade ederken, daha da önemli olanı bu prensipleri bugüne taşımaktır. 1400 yıl önce yaşanan bu 13 yıllık Mekke Dönemi, bugün yaşadığımız 2020 yılında nasıl ele alınacaktır? Esas sorunumuz budur. 

Mekke Dönemi dediğimizde Hz. Peygamber’in en önemli özelliği olan ‘El-Emin’ sıfatı ön plana çıkar. 

Nedir el-Emin? 

El-Emin’le ilgili olarak Müslümanlar ‘korkusuz, cesaretli’ ve hatta ‘inanan, güvenen’ gibi anlamlar vererek, sanki Hz. Peygamber’in bu özelliğini bozmaya çalışır gibiler. 

Hanımlar-Beyler, el-Emin olmak demek, sözüne güvenilir, güven duyulan, kendinden emin olunan dürüst insan demektir. 

Reklam

Müslümanlar neden bu anlam değişikliğine gitmiş olabilirler? 

Bu sorunun cevabını aslında hepiniz biliyorsunuz. Müslümanların, Hz. Peygamber’in ‘el-Emin’ olma özelliğinden kaynaklanan dürüstlük problemleri mevcut. Mekke Dönemi’ni bugüne getirme konusunda sorunlar işte tam da buradan başlar. Dürüst olma ile sorun yaşayan bugünün Müslümanları, Medine Dönemi’nde gelen ibadetleri abartarak, en temel imani konuları es geçmişler. 

Belki daha önce de yazımda ele almışımdır ama tekrar edeyim: Almanya’da araç almak istediğinizde şu sözü kesin duyarsınız: ‘Türk ve Araplardan araç almayın’. Ne kadar acı bir durumdur. Bu söz Müslümanların dürüstlük noktasında nerede olduklarını çok iyi gösteriyor. 

El-Emin, kendisinden emin olunan kişi, yani Hz. Peygamber. Müslümanlar da onun ümmeti. Hz. Peygamber’in sözüne, ona düşman olanlar bile güvenirlerdi. ‘Arkamdaki şu dağın arkasında düşman var’ desem inanır mısınız diye sorduğunda herkes inanırız diye cevap vermişlerdi. Bu da ona olan güveni gösterir. 

Ama ya bugün? 

Müslümanların yaşadığı ülkelerde insana güven ne kadar? 

Müslümanların yaşadığı ülkelerde yöneticilere güven ne kadar? 

Daha da ilginç bir soru yönelteyim: Müslümanın Müslümana güveni ne kadar? 

Reklam

Müslüman coğrafyanın güven ve dürüstlük ölçüsü Hz. Peygamber’in el-Emin olma özelliği gibi olsaydı ‘şark kurnazlığı’ diye bir deyim ortaya çıkar mıydı? 

Hep söyledim ama tekrar ifade etmekte yarar var: ‘Mekke Dönemi, sadece 6 iman şartını ezberlemek değil; farkındalık, kendini-dünyayı-Yaratıcı’yı düşünme ve tefekkür etme ile oluşan teslimiyet esasına dayalı bir iman etme sürecidir. 

Bugünün Müslümanları ibadetleri yerine getirmede aşırılıkla ve giyim-kuşam abartısında boğularak, Mekke Dönemi’ndeki en temel insani ve imani konuları unutuyorlar. Bizlerin görevi de; Müslümanlar rahatsız olsalar da, beğenmeseler de ve hatta buğz etseler de, onlara hatırlatmak. 

Hanımlar-Beyler! İslam, sizin şov yapma malzemeniz değil. İslam ve daha öncesinde iman, kişinin kendini ve Yaratıcı’sını bilmesi, şükretmesi ve O’nu kutsaması ve sonrasında ibadetlerle hayatını güzelleştirmesidir. 

Biliyorsunuzdur ama tekrar edeyim: 

Hoca tebeşirle tahtaya kocaman 1 rakamı yazar. Bakın der. ‘Bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…’

Sonra 1’in yanına bir 0 koyar:

‘Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik 1’i 10 yapar’.

Bir 0 daha…‘Bu, tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz’. Sıfırlar böyle uzayıp gider: Yetenek… Disiplin… Sevgi…

Eklenen her yeni 0’ın kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatır. Sonra eline silgiyi alıp en baştaki 1’i siler. Geriye bir sürü sıfır kalır. Ve hoca yorumu patlatır:

‘Kişiliğiniz yoksa öbürleri hiçtir’.

Bu örnekte olduğu gibi 1 eşittir Mekke Dönemi ve İman etme sürecidir. 1’i sildiğimizde geriye sadece 0’lar kalıyor. Acıdır ki, bugünün Müslümanlarının durumu da böyle….

Sevgi ve Bilgiyle kalın 

5 YORUMLAR

  1. Bu günkü müslüman diğerine inşallah dediğinde karşı taraf borç söz veya işin gereğinin yapılmayacağını düşünüyor.
    Müsüman çok ama ana unsur mümin olmak değilmi.

  2. Teşekkür ederiz Sinan hocam, yine bolca istifade edebileceğimiz bir yazı olmuş. Müslümanlar olarak nefsimizle egomuzun dayatmalarıyla mucadelede öyle zayıfız ki bir ufacık fiskeyle yerle bir oluyoruz.Şimdi bir tercih sunsalar bize; halkı, esnafı daha dürüst, yani 10 tane esnaftan 6 sı dürüst olan, 6 az oldu, 8 olsun, insanları birbirine saygılı ve saygısızlık yapanları da toplumdan soyutlanan, etpki gösterilen, yönetiminin adalet anlayışına güven duyulan ama gayrimuslim, cuma namazı kılınmayan bir ülkedemi ikamet etmek istersiniz, yoksa 10 esnafından 2 si dürüst ama 10 uda sonderece dürüst imajı kuşanmış, insanlarında çevre bilinci olmayan, cuma namazına giderken yeni ayakkabılarınızı giymediğiniz, sahilde yürüyüş için ayrılmış kaldırımlarında yüksek sesli motosikletlerle gezinen serserilerin olduğu, ambulansın açtığı yoldan faydalanmaya çalışan insancıkların olduğu, sosyal demokratlığın halka açık lokalizasyonlarda alkol tüketmek olduğu sanılan, adalet sisteminin adi suçlulara nerdeyse teşvik verdiği ama halkının yüzde 90 ı müslüman ve her cuma hutbe okunup cuma namazı kılınan bir ülkede mi?

  3. Sayin EfeDamat,
    Sizler de ayni derdi yasiyorsunuz.
    Müslümanin insallah i diye br deyim olusmus, olmayacak isler icin söylenen
    Sevgi ve BIlgiyle kalin

  4. Sayin Alper,
    Derdimi sizle de anliyorsunuz, asil ben sizlere tesekkür ederim.
    Insanciklari ve toplumdaki menfaatciligi yasamak kötü.
    AVrupa da insanlarin daha farkli oldugunu görmek de cabasi
    SEvgi ve Bilgiyle kalin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here