İşin aslı: Mekke’de 13 yıl, kişisel gelişim ve imanın tesisi içindi

2

‘İşin aslı‘ olarak başladığımız Mekke Dönemi’nin son bölümü, genel bakış. Mekke Dönemi ve imanın tesisi. Ne kadar önemli bir konu olduğunu aslında sizler de biliyorsunuz. Peki önemli olduğu kadar ele alınıyor mu? Hayır. İşte bu yüzden bizler de ele alarak anlatmaya çalışıyoruz. 

Katı kurallarıyla işleyen Mekke düzenini değiştirmeyi göze alabilecek cesareti, inancı, inadı ve gücü veren neydi?

O sert kuralların canice uygulandığı sistemi değiştirmenin, ‘altı iman esası var, ezberleyin ve iman edin’ gibi basit ve yüzeysel bir söylemle olabileceğine sizler inanıyor musunuz? 

Ben inanmıyorum. 

13 yıldan söz ediyoruz. Dile kolay, 13 yıl. Çocuğu olanlar bilirler, yeni doğan bir bebeğin 13 yaşına gelinceye kadar geçen zaman, uğraşı ve sabır. 

Hz. Peygamber Mekke Dönemi’nde çevresinde toplanan kişileri adeta avucuna almış, onları yoğurmuş, kıvama getirmiş ve hicrete hazır hale getirmiş. 

Nedir bu yoğurulma ve kıvama getirme? 

Hz. Peygamber, çevresinde toplananlara 13 yıl boyunca şunları öğretmişti:

Reklam
  • Birey olduklarını, 
  • Değerli olduklarını, 
  • Düşünen varlıklar olup, kendilerini ve evreni düşünmelerini, 
  • Arap toplumuna özgü olan kalbi merkeze alıp, sevdirerek onların kalp-zihin ve duygu güçlerini birleştirmeyi, 
  • Eski kavimlerin ve dinlere tabi olanların yanlışlarına odaklanarak aynı yanlışları yapmamayı, 
  • En büyük hedeflere kilitlenerek hayatı olduğu gibi kabul etmeyi ve karşılık beklemeden çalışmayla nimetlerin kendiliğinden geleceğini, 
  • Zamanın ve mekanın baskıcı değer olmadıklarını ve asıl önemli olanın kişinin çevresini enerjisiyle güzelleştirdiğini, 
  • Zorluklar bile olsa o zorluklarda mutlu olabilmeyi, 
  • Kin, kıskançlık, fesatlık ve kötü hislerin insanların iç dünyalarını karartarak psikolojilerini bozduklarını ve bu yüzden bu hislerden uzak durmayı, 
  • En güçlü olan kişilik özelliğinin kendine hakim olabilen birey olduğunu, 
  • Kimseye muhtaç olmadan yaşamayı ve gerekli olan enerjinin insanın kendi içinde olduğunu…

13 yıllık Mekke Dönemi’nde Hz. Peygamber, düşünmeden yaşayan sorumsuz kişilerden; yukarıda ifade ettiğim özelliklere haiz bireyler oluşturmuştu. Bu zorlu yolculukta kullandığı iksir de sevdirmek ve onlara değer vermekti. Bu ayette açıkça ifade edilmiştir: ‘Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi…’ (Ali İmran, 159) 

Hz. Peygamber çevresinde olanlara, hiç ayırmadan insan olarak değer vermişti. İnsanlar ondan ilgi bekliyorlardı ve buluyorlardı da. İlgilenme, değer verme ve iletişim. 

Bütün bu çalışmalar Mutlak Varlık olan Allah’ a iman başlığı altında oluştu, gelişti ve meyvelerini verdi. 

Bu yüzden hicret ayeti geldiğinde kimseden ses çıkmadı, 

Bu yüzden insanlar doğup, büyüdükleri vatanlarını bırakmayı göze aldılar, 

Bu yüzden insanlar mobbingi önemsemediler, 

Bu yüzden insanlar en şiddetli işkencelere dayanabildiler, 

Bu yüzden o insanlara MÜMİN adı verildi…

Reklam

Çünkü onlar 13 yıllık kişisel gelişimi İMAN ile taçlandırmış güçlü kişiliklerdi…

Sevgi ve bilgiyle kalın

2 YORUMLAR

  1. Yazınızı okurken aklıma, Amerikada yaşayan; Nouman Ali Khan ismli bir İslam düşünürü diyelim;Türkiye den bir röportajında söyledikleri geldi.
    Özetle;
    ” Bazı gençlerin İslamla arasında mesafe olmasında,İslamın hem ahlaki hem bağlayıcılığı yönünden çok katı kuralları olduğunu ve ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar o kurallara uyamacaklarını , İslamdaki cezaların çok ağır olduğunu,cenneti haketmenin çok zor, nerdeyse imkansız olduğunu, İslamın eski devirlere hitap ettiğini, modern dünyaya uygun olmadığını düşünmeleridir. Bu durumun nedenlerinden biri de mevcuttaki İslam alimleridir. Çünkü Onlar bugünün dilini konuşmuyorlar, yaptıkları açıklamalar, telkinler hep geçmişin belki 200 yıl öncesinin dili, örneğin öğrenci okulda yeni bir şey öğrendiğinde, evrim teorisi, yeni bir felsefe ya da bilimsel bir teorinin İslamla uyumunu sorguladığında alimler bu çağa ve bilim diline hakim olmadıkları için ya yetersiz bilgi veriyorlar ya da es geçiyorlar.”
    Söyledikleri bu minvalde cümlelerdi. Bu tespite sonuna kadar katılıyorum. Örneğin bugün ki finans sistemi, 2019 yılında bile müslümanlar kullanabilecekleri enstrumanlar konusunda ihtilaf içindeler, kaldı ki bu acımasız sistemde rekabet halindesiniz. Borsaya kimi insanlar haram diyor, kimi banka hisseleri alınca haram olur, kimi ticaret. Haram diyen İnsanlar kumara benzettiğinden, emek sarfedilmeden para kazanıldığından vb durumlarla yorum yapıyorlar lakin buna haram diyebilmek için ekonomi eğitimi alınıp, işleyişe tamamen hakim olup ondan sonra helali haramı muhakeme etmek gerekmez mi? Zira anti savlarımız havada kalıyor, haramın ihtimali bile bir çekimserlik olşturuyor.
    Demem o ki Sinan bey’in sadece bugünki yazısı değil sadece ,önceki yazılarını da göz önüne aldığımda, gerek kullandığı terminoloji, gerekse uslub bugünkü dile ve pratikte yaşadığımız hayata daha uygun, daha anlaşılır, yani hayatta karşılığı var. Kaleminizin mürekkebi kurumasın diyorum.

  2. Sayin Alper,
    Katkiniz icin tesekkür ederim.
    Isin asli olan Islam i bugüne tasimaya calismak bütün Müslümanlarin düsüncesi olmasi gerektigi kanaatindeyim.
    Sevgi ve Bilgiyle kalin

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here