İşin aslı: Miras İmanı ve Kazanım İmanı

0

Soru aslında daha da çetin: Miras imanı olur mu? Ya da şöyle kuralım: ‘Miras imanı dediğimiz şey iman olur mu?’

Akabe sözleşmelerine kadar Mekke Dönemi ve bu 13 yıllık dönemde oluşturulan ‘inanan birey’ portresinden bahsettik. Bu zorlu ‘inanan birey’ oluşturma yolculuğunu günümüze de taşımalıyız ki, bugün nasıl olmamız gerektiğini belirlemiş olalım. 

Bugünün Müslümanlarının ‘inanan birey’ olma gibi bir dertleri yok malumunuz. Coğrafi bölgelere göre şekillenen bir din haritası var. Avrupa’da doğan Hristiyan, Orta Doğu’da doğan Müslüman ve İsrail’de doğan da Yahudi oluyor. Yeni nesiller inanma birikimlerini bölgesel din kodlarında buluyorlar ve benimsiyorlar. 

Birisine ‘neden Müslümansın?’ gibi bir soru yönelttiğimizde iki durumla karşılaşırız: 

  1. İslam’ı ve tabi olduğu inanç grubunu kutsamak adına ezbere söylenmiş cümleler. 
  2. Uzun bir sessizlik ve sonrasında gelen ‘bilmem, hiç düşünmedim’ cevabı. 

Bu durum sadece Müslümanlar için söz konusu değil tabii ki, Hristiyanlar ve Yahudiler için de aynısı geçerli. 

Büyük bir yığının ‘miras imanı’nı yaşadığı bir çağda, ‘kazanım imanı’ndan söz ettiğinizde, doğal olarak ilginç tepkilerle karşılaşırsınız. En azından ben fazlasıyla karşılaştığımı ifade edebilirim.

Hani bugünün bir özelliği var ya, her alanda ‘hap’ gibi bilgiler ya da cevaplar bekleniyor ve isteniyor. 

Şeriat iyi mi kötü mü? 

Reklam

Kurban vahşet mi değil mi?  Vb gibi. 

İman ile ilgili olarak da size böyle hap gibi bir cümle ifade edeyim. Bilmiyorum böyle bir bilgiye ihiyaç var mı? 

Neden soruyorum? 

Çünkü Müslümanım diyenlerin böyle bir dertleri yok. Onlar için Müslüman olmak, içinde ‘iman’ı da barındıran bir kavram. 

O halde şu ayeti nereye koyacağız: ‘….. يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ’  (Nisa, 136) 

‘Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin….’ 

Tefsirlerde genelde ‘Müslümanmış gibi görünen münafıklar için….’ ibaresi vardır. Ben bundan ziyade ‘iman etmiş gibi görünen, iman ettiğini sanan Müslümanlar için olduğunu düşünüyorum. 

Çünkü iman, Müslümanların sandığı ve inandığı gibi, Müslüman olmanın içinde hazır halde bulunan bir preparat değildir. 

Reklam

İman, hep ifade ettik gene söyleyelim: ‘Şüphe, Düşünme, tefekkür etme, arayış içinde olma, bulma, kabullenme, bağlı olma gibi özellikleri içinde barındıran farkındalık halinin kazanılma sürecidir’. 

İmanla ilgili hap gibi cümleye gelecek olursak. İman uzun soluklu bir süreçtir. İşin aslı, İman bir kazanımdır. Müslümanların sandığı gibi olan iman, miras imanıdır. 

Hz. Peygamber’in kurmaya çalıştığı, Mekke Dönemi’nde sürekli karşılaştığımız İslam’ın imanı, miras imanı değildir. 

Hep konuşulur, tartışılır ve müşahhas bir cümle olarak ortaya çıkar: ‘Müslümanlar son iki, üç yüzyıldır’… gibi geri kalmış Müslümanlar konuları da aslında bununla çok bağlantılıdır. 

Miras imanını yaşayan Müslümanlar, kazanım imanını yaşayan Müslümanlar… 

Gerileme yaşayanlar, miras imanı üzerine bina edilmiş ‘ezber İslam’ını benimseyen Müslümanlardır. Onların da geri kalmaları çok normal, çünkü hayat sürekli akar, dinamiktir. 

Bırakın miras imanının yetersizliğini, kendi başına miras bile gelecek sunmaz. Hep duyduğumuz ‘hazıra dağ mı dayanır’, ‘mirasla zengin olunmaz’ cümleleri de bu hazır bulunma halinin dinamiğe dönüşememesinden kaynaklanır. 

Müslümanlar olarak kendimize bu soruyu yöneltelim, bakalım nasıl cevaplar alacağız: ‘Müslüman olarak imanı nasıl elde ettik/oluşturduk ya da kazandık?’

Hayırlı Cumalar… Hayırlı sorgulamalar… 😉

Sevgi ve Bilgiyle kalın

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here