İşin Aslını Anlatayım

0

Son günlerde perakende sektörü etrafında kopan fırtınalara kayıtsız kalamazdım.

Ne de olsa bu konuda söz söyleme hakkı olan üç beş kişiden biriyim.

Perakende sektörüne global ulusal ve yerel olarak emek ve destek vermiş kaç kişiyiz şunun şurasında.

Hükümet fiyat artışları ve enflasyondan perakendecileri suçlarken ben bu konuda ciddi ve samimi olmadıklarını ve bu işin arka planında başka niyetler olduğunu söyledim.

Zira suçladıkları 5 perakende zincirinden birinin sahibi egede komşusu;

Diğeri fetöcü diyerek gözaltına aldırdıkları ve ciddi bedeller ödeterek serbest bıraktıkları bir zincir,

;bir diğeri bugün müşteri bulsa satıp ülkeyi terk edecek Sabancı ile ortaklığı kerhen yürüyen cirosu 90 milyar Euro olan Avrupa’nın en büyük perakende zinciri;

Hisselerinin önemli bir kısmını Anadolu grubunun elinde bulundurduğu Migros ise öteden beri hükümetin tabanının çok fazla alışverişte tercih etmediği bir zincir.

PERAKENDE ZİNCİRLERİNİN ENFLASYONA ETKİSİ VAR MI ?
bunun cevabı hem evet hem hayır .

Türkiye gibi ülkelerde bu zincirlerin enflasyona etkisi küsuratlarla ifade edilebilir. Zira bütün girdi maliyetleri;

En başta devletin kontrolü altındaki tekel ürünleri, elektrik doğalgaz akaryakıt köprü ve otoyollara yüzde yüz elli hatta yüzde iki yüzlere varan zamlar yapılırsa bu artışların fiyatlara yansımaması söz konusu olamaz.

Bu tür zincirler kendi aralarında yapmış oldukları rekabette zaten doğal olarak enflasyonun düşmesine katkı yaparlar. Bu durum oturmuş ekonomilerde görülen bir durumdur.

Dünyada buna örnek ABD’ de Wall Mart, Almanya’da Metro ve Fransa’da Carrefour gösterilebilir.

Türkiye özeline dönersek pazarda faaliyet gösteren firmalar adeta kendi aralarında bir tröst anlaşması yapmış gibi bırakın fiyat ve hizmet rekabeti yapmayı her hafta fiyat artışında rekabet ediyorlar.

Bu açıdan baktığımız zaman, döviz fiyatları artarken tedarikçilerin dayattığı listeler, raflarda göz kamaştırırken, dövizin aşağı yönlü hareketlerinde hiçbir zincir ve tedarikçi listelerinde ve raflarında fiyatları geri çekmiyor.

Bu durum müşterinin alenen kazıklanmasına zemin hazırlıyor.

SORUNUN KAYNAKLARI

Sorunun en temelinde, devletin elinde bulundurduğu tüm argümanların fiyatlarını; doğalgaz elektrik yol su ve tekel gibi temel ihtiyaçlarda yapmış olduğu açıkladıkları enflasyon rakamının neredeyse 8 katından fazla olan zamlar var.

İkinci olarak; piyasada faaliyet gösteren büyük global tedarikçiler; ÜNİLEVER, P&G, KRAFT vb.

Ve onlara ilave olarak ÜLKER, PINAR, HAYAT KİMYA, ECZACIBAŞI vb. global –ulusal firmalar…

Bu firmalar yerel perakendecilere fiyat listelerini kayıtsız şartsız dayatmakla birlikte, daha büyük zincirlerde ise onların karlılığına katkı yapacak avantaj paketleri ile listelerini sunuyorlar.

Pandemi döneminde hiçbir zincir zarar etmedi hatta mahalle araları köylere kadar girip bakkallar ve küçük esnafı öldüren sözde discount marketleri bir yılda yaptıkları kara neredeyse ilk çeyrekte ulaştı.

İşin enteresan olan kısmı bu da değil; bu zincirleri hiçbir zaman vergi listelerinde göremezsiniz, neden olduğunu araştırmak da devlete düşer.

SORUN DAHA DERİN

Gelişmiş ülkeler karşılaştıkları sorunların üstüne cesaretle gider ve o sorunu çözerler.

Türkiye gibi az gelişmiş hatta son yıllarda gelişmesi durmakla kalmamış yıllarca geriye gitmiş ülkelerde sorunlar sadece şekil değiştirir.

ABD, Fransa, Almanya İngiltere İtalya gibi ülkelerde perakende ve tedarik kanallarında tekelleşmeye yol açacak tüm yollar zamanında alınan önlemlerle kapatılmıştır.

Şehir merkezlerinde açılan AVM’lerin yüzlerce küçük esnafı yok ettiği görülür görülmez avm’lere şehir içi lokasyonlar yasaklanmıştır.

Güçlü perakende zincirleri karşısında rekabet gücü olmayan küçük yerel zincirlerin yaşayabilmesi için onlara yol gösterici olmakla kalınmamış güçlüler tarafından yutulmasının önüne geçilmiştir.

Örneğin Migros bu hale gelene kadar en az 30 – 40 tane irili ufaklı zinciri bünyesine dahil etmiştir.

Adı indirim mağazası olan ve sadece bakkalları ve küçük esnafı değil , P. Label adı altında no name ürünleri de kendi bünyesinde üreterek tedarikçilerin de yaşam şansını ortadan kaldıran köylere kadar giren bu zincirlere bu kadar başına buyruk hareket Afrika’da bile tanınmamıştır.

DEVLET NE TEDBİR ALDI

Türkiye’de perakende global yatırımcıların pazara girmesi ve yerlilerin onlara bakarak bu işi öğrenmesiyle gelişti diyebiliriz.

1995 yılından sonra devlet perakende sektöründe düzenleme yapması ve bugünkü durumun önlenmesi için defalarca uyarılmış fakat her defasında global ve ulusal güçlü oyunculardan yana tavır alarak onların yanında saf tutmuştur.

Ben 1998 -2003 yılları arasında Sanayi Bakanlığında yapılan tüm toplantılara katılıp, AB standartlarında bir düzenlemenin şart olduğunu aksi takdirde bu işten en çok müşteri ve tedarikçilerin zarar göreceğini, pazarın üç beş perakendeciye kalmasının onlara istediği gibi at oynama fırsatı sağlayacağını defaatle savundum.

 Benim görüşüme karşıt görüş beyan edenler her defasında ‘Türkiye’de organize perakendenin Pazar payının AB ülkelerinin gerisinde’ olduğunu söylediklerinde ben de onlara ‘Türkiye her alanda onların gerisinde onları da geliştirecek artıracak mısınız’ dedim.

AB ülkelerinde defalarca revize edilerek küçük esnafı ve müşteriyi koruyan kanunlar nedense Türkiye’de bir türlü yürürlüğe konulamadı.

En son Hayati Yazıcı’nın bakan olduğu bir dönemde göstermelik bir perakende yasası çıktı. O da göstermelik bile olamadı.

Siz her sokağın içine 5 ,6 tane mağazaya müsaade ederseniz o sokaktaki küçük esnafın ölümü ile birlikte müşterilerin de ucuz ürüne ulaşmasının önüne geçmiş, müşteriyi perakendecinin vicdanına terk etmiş olursunuz .

Öyle de oldu.

TARIM KREDİ NE İŞ ?

Üniversite yıllarımda bir dönem Tarım Kredi Futbol takımında futbol oynamışlığım vardır.

O dönem genel müdür olan Hasan Parlaktürk başarılı ve futbolu seven bir bürokrattı.

Renault Laguna bir makam arabası sadece bir maaşı vardı.

Oğlu da futbol takımında bizimle birlikteydi, genellikle yedek kalırdı. Genel müdür hiçbir zaman teknik direktöre baskı yapmazdı.

Tarım kredi o yıllarda üretici çiftçi ve köylüye destek verir onların sorunlarına çare arardı.

ENFLASYONA ÇARE OLUR MU?
Türkiye’de en eski perakende zinciri GİMA yaklaşık 50 yıl ayakta kaldıktan sonra yok pahasına Özyeğin’e satıldı. Devlet kurumuydu.

Özyeğin de GİMA’yı Carrefour’a sattı.

Aradan yıllar geçti esas işi üretene çiftçiye köylüye destek vermek olan Tarım Kredi amacının dışında adeta bir çiftliğe dönüştürülerek amacı dışına çıkartıldı.

Tarım Kredi ne kadar fazla mağaza açarsa o kadar büyük zarar demektir.

Önceki yılllarda yaklaşık 11 milyar zarar yazan kurumun o dönem mağaza sayısı azdı.

Bugün büyüme adı altında olur olmaz yere mağaza açan, mağaza açtıkça cirosu düşen kurumun bu yıl ki zararının asgari 100 milyarı geçeceğini sanıyorum.

TARIM KREDİ İLE NE AMAÇLANIYOR?

Enflasyonla mücadele amaçlanmadığı kesin.

Fiyatlarının ucuz olmadığı hatta diğerlerinden pahalı, mağazacılık anlamında da rakiplerinin fersah fersah geri olduğu da.

O zaman ne amaçlanıyor?

Tarım kredi adını kamuoyu yapmış olduğu mağazacılıkla değil, bu kurumda yaşanan skandallarla tanıdı.

Şirketin başına atanan eski milletvekilinin 11 ayrı kurumdan 180 bin tl maaş aldığı düştü kamuoyu gündemine .

Birkaç gün önce zaruri bir açıklama yaparak 62 bin tl maaş aldığını belirtse de şahsen bunun doğru olduğuna inanmıyorum.

Diğer tüm kurumlar gibi bu kurum da bir yandaş çiftliği ;
milletvekili ve bürokratların yakınları yakınlarının yakınlarına öyle maaşlar veriliyor ki…

Herkes bir tanıdığını çiftliğe yerleştirmiş. Liyakat esas alınmadan, perakende piyasasının üstünde maaşlarla sadece zarar artar.

Yönetim Kurulu başkanın açıkladığı rakam da enflasyonla mücadele de gerçek değil .

Zaten başkanın daha önce; 11 ayrı yerden aldığı maaş ve rakamı başkalarının da aldığı şeklinde kamuoyuna düşen açıklamaları olmuştu.

Bu kurumda çalışanların listesi kamuoyu ile paylaşılırsa kimin kim olduğu daha iyi anlaşılır.

Dolayısıyla bu şekil bir kurumun ne kar etmesi ne de enflasyonla mücadele etmesi mümkündür.

Hızla açılan mağazaların birçoğu kirayı bile karşılamaz. Ne kadar fazla mağaza o kadar fazla zarar.

Zira kiralama yapılırken gözetilen eş dost işi ürün tedarikinde de devrede.

KİM PARA KAZANIYOR ZARARI KİM KARŞILIYOR

400 mağaza değil 40 bin mağaza da açsa Tarım Kredi veya benzer organizasyonların enflasyonla mücadele etme ve başarılı olma şansı sıfırın altındadır.

NEDEN?

Tarım kredi bir yandaş ihya merkezidir.

Geçen günlerde kamuoyu gündemine yansıyan bir skandalı hatırlatmak bile neden olamayacağına kanıttır.

 Tarım Kredi peynir üretmesi için üreticiden topladığı sütü anlaştığı tedarikçiye veriyor, bu da yetmiyor 3, 4 milyon civarında önceden para da veriyor.

Peki o üretici ne yapıyor ;
altına tuz bastığı peynir tenekelerini teslim edip milyonlarca para kazanıyor.

Şimdi siz söyleyin;

Yönetenleri çalışanları tedarikçileri tek bir kritere göre seçilen ve adeta onların zenginleşmesi için bir fırsat kapısı olan bu nedenle her açılan mağazada zararı katlanarak büyüyen bir kurumun enflasyonla mücadele gücü olabilir mi?

Her şey göstermelik,

Tıpkı soğan patates tezgahları gibi…

O dönem ne kadar zarar edildiği sır gibi saklandı.

Tarım kredinin ne kadar zarar edeceği üç aşağı beş yukarı tespit edilebilir ben şimdiden bu yıl ki zararın yüz milyonu geçeceğini tahmin ediyorum.

Bütün bu zararlar milletin cebinden karşılanırken, diğer taraftan birilerinin ceplerinin de haksızca doldurulduğu bir gerçek…

O zaman bile bile bu yanlışlarda ısrar neden…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here