İslam, Din, Mistisizm, Doğu-Batı, Akıl-Nakil, İbn Sina, Gazzali, Sühreverdi (M)

1

Bu kadar uzun ve çeşitli başlık mı olur?

Evet, oluyor.

Olmak zorunda.

Olmak zorunda bırakıyorlar.

Bugünün dünyasında olmalı…

Nereden başlayalım…

Çarşamba günleri benim için, olanın tahlili.

İslam’ı yaşadıklarını iddia eden Müslümanların, kitaba uymayan yanlış davranışlarının ele alınma günü.

‘Herkes aynı seviyede anlayacak’ diye bir mecburiyet yok tabi.

Herkes farklı anlamalıdır zaten. Ama önemli olan tutarlı olmak. İddia ettiği prensiplere uymak. Hele de kitaba geçmiş, ve ‘geçen ayetler değiştirilmeyecek’ garantisi de olunca, sorunlar ortaya çıkıyor.

Müslümanlar 1000 yıldır artan sorunlarıyla uğraşıyorlar. Bu yüzden M.S.800-1000 yılları arası yazılan eserlerle hala daha amel etmeye (pratik hayatta çözümlerle yaşamaya) gayret ediliyor.

Bugün tasavvuf dediğimiz alanda tarikatlar varsa ve kimi tarikatlarda en ahlaksız rezillikler oluyorsa, bu sorunun kaynağı çok eskilere dayanıyor.

‘Butterfly Effect’filmindeki gibi, olayların gelişmesinin kırılma noktaları değiştirilebilecek olsa, Müslümanlar için değiştirilmesi gereken çok kırılma noktası var.

Miras İslam’ını yaşayan miras Müslümanları yığını içinde yaşıyoruz.

Beş vakit namaz kılıp, şirk içinde boğulan bir kitleyle beraberiz.

Kendi yaptıkları yanlış işleri, karşısındaki insanlara atfeden ve ‘gavur’ diyerek niteleyen sahtekarlarla muhatap olmak zorundayız.

Gerçekleri gün gibi söyleseniz de, kıvırıp- eğip bükerek, sizi kendi yalanı içinde eritmeye çalışan Müslüman güruhu, her geçen gün gençleri zehirlemeye devam ediyor.

‘Her birey kendi İslam’ını düşünecek, oluşturacak ve yaşayacak’ dendiğinde savaşa çıkma edasıyla saldıranlar, onlarca çeşit İslam içinde yaşamaya devam ediyorlar.

Ya Doğu’dansın, ya Batı’dan.

Ya Müslüman’sın, ya değil.

Ya Gazzali’cisin, ya İbn Sina’cı.

Ya Akılcısın, ya nakilci.

Ya ya da ikilemleri içinde geçen hayatlar, biten ömürler.

‘Siyah ile beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya’ kadar olan bütün gri alanlar kadar farklı düşünüp, istediğiniz sürede oruca başlayabilirsiniz fikrini sunan İslam.

Ve bu İslam’ı kendi sığ zihninde siyah-beyaz’a indirenlerin hüküm sürdüğü ve İslam hakkında ahkam kestikleri karanlık bir dönemdeyiz.

Hristiyan’a ve Yahudi’ye azılı düşman olup, neden düşman olduklarını bilmeyen cahillerin düşmanlıklarını kustukları kerih bir zaman aralığı.

Aristo’yu örnek alarak kendi hayatında çıkarımlar yapan ve bütün bunları Müslüman kimliği ile yoğuran İbn Sina’ya karşı çıkmak için Gazzali’yi kullanan kerhen nakilcilerin terörünü yaşıyoruz.

İbn Sina ve onun gibi düşünenleri yanlış düşünmekle suçlayan ve hatta onları küfürle itham eden Gazzali’nin, dışardan başarılı gibi gözükmesine karşın iç dünyasında süphelerle boğuştuğunu ve sorularına cevaplar bulmak için yaralandığını bilmezler. ‘Batınilik, felsefe ve tasavvufla ilgili düşüncelerle mücadele ederken İbn Sina’ya dedikleri aklına ne kadar gelmiştir acaba?’ Diye soruları yöneltemeyenler…

Kendi zihin ve ruh dünyası sallanırken…

İbn Sina’yı kendine önder kabul edenler de aklı kutsarlarken, ne kadar da dindar olduklarını kabul etmezler.

Onlar için ‘akıl en temel ölçüt’ ama her an Yaratıcı ve O’nun gönderdiği dinlerle mücadele ederek içlerindeki kutsal arayışının çığlığını bastırmaya çalışanlar…

Din mi, bilim mi?

Fıkıh mı, mistik öğreti mi?

Batı bilimselliği mi, Doğu teslimiyetçiliği mi?

Akıl mı, Nakil mi?

Gazzali mi, İbn Sina mı?

Ya da belki Sühreverdi’nin dediği gibi; ne Teellüh’ü (Teellüh: Kulluk, teslimiyet) esas alanlar, ne tefekkürü önemseyip teellühü ihmal edenler.

Üçüncü ihtimal: İkisini de takip edenler…

Üçüncü ihtimali anlayamayan ve yok edenler değil miydi onu katledenler…

Bugünün Müslümanları bunları derinlemesine araştırıp, öğrenip, anlamaya çalıştılar mı acaba?

Ya da dünün Müslümanları…

Sığ sularda olanlar bu yüzden çok basit şeytanlaştırırlar…

Çünkü, ‘varlık nedir’ diye sorsak, cevap gelsin diye bekleriz…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

(Not: Sühreverdi M : Maktul)

1 YORUM

  1. Herşeyi kendimize yontmak gibi bir hastalığımız var.
    Hem islamı yaşamak, hem dünyevi hevesleri hiç eksiltmeden tatmak.
    Senin tuzağına düsmeyeni, ya bendensin yada düşmansın resti ile sindirmek.
    Manevi dünyanı birilerinin gelip tarumar etmesi.
    Ve bunları yasayan insanoğlunun da kendi kutsalını, inancını kendi bildiği gibi yaratmaya, yaşamaya kalkışması.
    İste gerçek soru:Öyleyse din niçin insanoğluna geldi? Madem herşeyi bilen birilerisiniz elinize bir tornavida birde makas alın, kendinize bir kalp, bir omurilik, birde beyin yapın, tahtalarla birlestiriverin. Hatta kendi karşı cinsinizden olsun.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here