İsraf

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun

Tanım

Sözlükte “haddi aşma, hata, cehalet, gaflet” gibi anlamlara gelen ‘seref’ kökünden türetilmiş olan isrâf, genel olarak; inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşrû olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder (Lisânü’l-ʿArab, “srf” md.). 

Kur’an’da israf

“Ey Ademoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü o, israf edenleri sevmez (Araf,7/31)

“Allah müsrifleri (israf edenler) sevmez” (Enam6/141).

“Müsrifler (israf edenler) şeytanın kardeşleridir “ (İsra,17/27).

Reklam

Müsrifler (israf edenler) helak olmuşlardır (Enam,6/9).

“Onlar (müminler) harcadıkları zaman ne savurganlığa saparlar, ne de cimrilik ederler. Harcamaları, bu ikisinin arasında dengeli olur” (Furkan,25/67).

“Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah’ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide,4/87-88)

Kur’ân-ı Kerîm’de israf kavramının dört farklı anlamda kullanıldığı görülmektedir:

1. Bazı âyetlerde israf, şirk, küfür, zulüm gibi terimlerle semantik bir ilişki içinde din bakımından temel gerçek olan tevhid inancından sapmak, Allah hakkında ve diğer dinî konularda gerçekle ilgisi bulunmayan iddialar ileri sürmekle kalmayıp İslâm’a ve Müslümanlara karşı kibirli, alaycı, inatçı, kaba, saldırgan olmayı ve yıkıcı davranışlar sergilemeyi ifade eder (meselâ bk. el-A‘râf 7/81; Yûnus 10/83; eş-Şuarâ 26/151-152; Yâsîn 36/19).

2. Zümer sûresinin 53. âyetinde olduğu gibi israf, “bir kimsenin isyankârlığa saparak günahlara boğulmak suretiyle kendisine kötülük etmesi” anlamına gelmektedir. Bazı hadislerde de bu mânada yer alır. Hz. Peygamber’in, bütün hayatını günah işlemekle geçiren bir kişiden söz ederken kullandığı israf kelimesini Nevevî, “mâsiyetlerde aşırı gidip meşrû sınırların ötesine geçmek” şeklinde açıklamıştır. 

3. İsraf bazı âyetlerde, helâl kılınmış güzel nimetlerin haram sayılması (el-En‘âm 6/141; el-A‘râf 7/81) veya masum bir kimsenin haksız yere öldürülmesi (el-İsrâ’ 17/33) gibi dinî ahkâma muhalefet veya tecavüz anlamında geçmektedir. 

4. Bir kısım âyetlerde ise kişinin kendine ait veya sorumluluğu altındaki mal ve imkânları Allah’ın ikram ettiği nimetleri gereksiz yere, gayri meşru bir şekilde harcamasını ifade etmektedir (meselâ bk. en-Nisâ 4/6; el-Furkān 25/67). 

Reklam

Zamanla anlam daralmasına uğradığı anlaşılan israf kelimesi, fıkıh, tasavvuf ve ahlâk literatüründe genellikle kamu ve ferdî harcamalardaki aşırılığı ifade etmeye başlamıştır. 

Nitekim Cürcânî’nin sıraladığı “değersiz bir amaç uğruna fazla mal harcamak, harcamada haddi aşmak, meşrû bir konuda harcanması gerekli olan ölçüden fazlasını harcamak” gibi tanımların hepsinde, kelimenin para ve mal sarfıyla ilgili olarak ele alınması (et-Taʿrîfât, “isrâf” md.) bunu göstermektedir. Bu anlamda israf yerine ‘tebzîr’ kelimesi de kullanılmaktadır. 

Taberî, İsrâ sûresinin 27. âyeti münasebetiyle tebzîri “Allah’ın verdiği malı isyan sayılan yerlere harcamak” şeklinde açıklamıştır. Mâverdî de israfı harcamanın niceliği, tebzîri ise niteliğiyle ilgili görür (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 187). 

Kur’an terimleri üzerinde araştırma yapan Taberî, Mâverdî  gibi bir çok alime göre; doğru yerlere de olsa haddinden fazla harcama yapmaya israf; miktarı ne olursa olsun yanlış yerlere harcamada bulunmaya tebzîr denir.

Hadislerde israf

Hz. Peygamber (s.a.s.) de “Kibirsiz ve israf etmeden yiyiniz, içiniz, giyiniz ve sadaka veriniz” (Buhâri, Libâs,1.) sözü ile israfın yasaklığını ifade buyurmuştur. 

Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.s.) Sa’d’e uğradı. Sa’d bu esnada abdest alıyordu. Resûlullah (a.s.), (onun suyu aşırı kullandığını görünce) bu israf nedir? diye sordu. Sa’d de, Abdestte de israf olur mu? dediğinde Hz. Peygamber (s.a.s) de “Evet, hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” şeklinde cevap verdi (Ebu Davud, Cihad, 21, c. III, s. 27).

İsraf’ın mahiyeti

Maddî ve mânevî imkânlar veya Allah’ın insanlara bağışladığı nimetleri, birer emanet sayan İslâm dini; bunları Allah’ın emirleri ve nehiyleri doğrultusunda, insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder. 

İçki, kumar, fuhuş, rüşvet gibi içtimaî ve ferdî zararlar doğuran hususlarda yapılan harcamaların açık hükümlerle yasaklanması yanında, aşırı, ölçüsüz tüketim ve insanların tutkularını kamçılayan, toplumda kıskançlık doğuran gösteriş tüketiminin yasaklanması veya hoş karşılanmaması da aynı dini gerekçelere dayanmaktadır. 

Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre ihtiyaçtan fazla tüketimi de haram veya mekruh dolayısı ile israf sayılmıştır. 

Ancak günümüzde  maddî, manevi kaynak ve imkânların kullanımındaki savurganlığı ifade eden israf kapsamının belirlenmesinde sadece din değil, örf, âdet, tutum, tercih ve alışkanlıkların rolü vardır. 

İslâmî anlayışa göre beşerî ihtiyaçlar sınırlıdır; arzu ve ihtiraslar ise sınırsız olup salt nefsânî arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır. 

Kur’an’da yüce Rabbimiz, “O gün (ahirette) bütün nimetlerden mutlaka hesabaç ekileceksiniz” (Tekasür,102/8) buyuruyorken; Müslüman, elindeki her türlü imkânı meşruiyet sınırları içinde kullanmakla sorumludur. Hiç kimse “mal benim değil mi, istediğim gibi harcarım veya tüketirim” diyemez.

Ahirette kişinin zaman, servet, işgücü ve ilim gibi kaynakları nasıl kullandığından sorguya çekileceğini bildiren hadis de bu hususu açıklanmaktadır (Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 1).

Nihayet bir müslüman, dilediği ve istediği gibi sorumsuzca ve sınırsızca tüketim yapamaz. Zenginliğinin sadece kendi çalışması sonucu değil, aynı zamanda Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir ve bu sebeple, ona bu zenginliği veren Allah’a karşı, sorumluluk duygusuyla servetini Onun emrettiği biçimde kullanır.

Gösteriş israfı

Ayrıca İslâm’a göre; mal varlığına dayanan bir zenginlik, şımarıklığın (Karun gibi) israfın ve gösterişin sebebi olmamalıdır. 

Yüce Allah Kur’an’da (yukarıda zikredilen ayetlerde ve Bakara,2/264; Nisa,4/38 ayetlerinde) kafi miktarda, yeterince tüketmeyi emretmekte, israf etmeyi ve gösteriş amaçlı tüketimde bulunmayı yasaklamaktadır. 

Çünkü gösteriş tüketimi hem kişilerin, hem de toplumun sağlıklı gelişmesine engel olur. Sosyal barışı da bozar.

Kamuda israf

Diğer taraftan kamu sektöründeki israf, devlet mallarının, demirbaşlarının gereğinden fazla, kanun ve yönetmeliklere aykırı kullanımı ve istihdamı, devlet gelirlerinin çarçur edilmesi, lüks kamu harcamaları, aşırı şekilde kadrolaşma veya karşılıksız yüksek ücretler … vb şeklinde özetlenebilir.

Kamuya ait mallarının israfı, İnsanın kendi elindeki mallarını ve imkanları israf etmesinden daha fazla mesuliyetlidir. Günahı da daha ağırdır. Bu günahın sonuçları hem dünyada hem de ahirette görülür (Zilzal,99/7-8).

Kamuda görevli olanlar, en alt memurundan en üst amirine kadar; görevi gereği sorumluluğu altında ne varsa onları dilediği gibi sınırsızca ve sorumsuzca tüketemez ve kullanamaz. Uhdesindekilerin kendisine milletin emaneti olduğu şuuru içinde olmalıdır. Dolayısı ile kamuda israf, emanete hiyanet mesabesindedir.

Şair ne güzel ifade etmiş.

Mecbur eden mezalime erkan-ı devleti

(Devlet adamlarını birçok haksızlıklara mecbur kılan)

İsraf-ı  lüzum ve sefahet değil midir?

(Gereksiz israf ve sefahete düşkünlük değil midir?)

Erbab-ı zevi’l-basaire her seng-i makber

(Basiret sahibi insanlara her mezar taşı)

Mir’ât-ı saf, çehre-i ibret değil midir?

(Temiz, saf bir ayna, ibret verici bir yüz değil midir?) 

Hersekli Ârif Hikmet

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here