İstanbul’a Kanal Değil, Ayar Gerekiyor

1

AKP’nin eski bakanlarından Betül Sayan’ın twitter hesabından yaptığı paylaşımda tam 6 kez üst üste “Kanal İstanbul’u Yapacağız” yazdığını gördüğümde, çocuk yetiştirmede karşılaşılan güçlüklerle bir çağrışım oldu.

Özellikle okul öncesi evrede çocuğun karşılaşılan bir inkar ve dinlememe hali ile, Bakan Hanımın paylaşımı arasında dolaysız bir benzerlik vardı.
“Bana ne Bana ne Bana ne” diyen bir ‘korkunç 3 yaşın’ ayaklarını yere vuran hali ile, gayet koşut olan bu twitteki ruh hali hiç de sağlıklı görünmedi.

Karşımızda 3 yaş grubu bir çocuk değil, ülke yönetmeye soyunmuş bir siyasetçi olduğundan emin olmak isterdik. Ancak emin değiliz. Keşke bu emin olmama hali, sadece inattan ibaret görülen bir twitten kaynaklansaydı.

Biz Betül Sayan’ı AKP’nin seçim propagandasını yapmak için Almanya–Hollanda arasında mekik dokurken hatırlıyoruz. O tarihte bir diplomatik krize dönüşen Hollanda’da miting yapma sevdası, portakalların telef edilmesi ile sönümlenmişti.

Şimdi durum daha vahim. Kadim toprakların portakal gibi bıçaklanması söz konusu. Amaç bir kanal kazarak Karadeniz ile Marmara yani Ege ve Akdeniz arasında yapay bir su yolu oluşturmak.

Allah’ın verdiği ile kifayet etmemek, insanın fıtratıdır. İnsan üreten yani Homo Faberdir. Böyle olmasaydı ne tekerlek ne ateş ne ekmek olurdu.
Allah bunlardan hiçbirini yaratmadı.
Allah insanı yarattı. Ona akıl verdi. O akıl da icat yaptı. 

20. yüzyılın hemen başında ABD patent ofisinin başkanı, icat edilebilecek her şeyin icat edildiğini söylemişti. İcat edilecek bir şeyin kalmadığı kanaatini açık yüreklilikle ifade eden bu beyefendi, bugünlere hatırlanarak gelebilmesini bu yanlış tahminine borçlu.

Peki insan oğlu icat yaptı da, her icadı işe yaradı mı? Kimseye zararı da olmayan tonla faydasız icat yapan da insanoğludur. Yaptığı icatların yarattığı zararın altında ezilen de.

Bir önyargıyı yıkmak kadar zor olmasa da, atomu parçalamak da zordu. Bunu başardı insanoğlu ama bu başarının yan etkileri de vardı. Hiroşima, Nagazaki atomu parçalayıp bir bomba terkip etme icadının, Çernobil ise atomdan elektrik üretme hayalinin negatif sonucuydu. Kimyanın yan etkisini Bhopal’de gördük. Petrol de faydalıydı ama Meksika Körfezinde hayat söndürmesini kimse beklemiyordu. 

Önyargının önüne geçmek, ‘mümkün değil’ dedik. Betül Sayan’ın “yapacağız” twitinin arka planında da kocaman bir önyargı dağı gizli. Kanalı yapmak Betül Sayan’a “acaba yanlış olabilir miyim?” diye düşündürmekten çok daha zor.

Büyük şehirlerin tamamını seçimlerde kaybetmiş bir iktidarın, Türkiye topraklarının bir kısmını azaltma girişimi de denilebilir Kanal projesine. Her ne kadar çıkacak toprak ile bir adamız olacağı söylense de çokça toprağın da ziyan olacağına şüphe yok.

Kanal Projesinin akıllı şehirlerle ilişkisini bize anlatan Çevre Bakanı ya da ayağını vurarak “yapıcam yapıcam” diyen Betül Sayan sadece Türkiye haritasına demografik olarak baksalar, ağızlarını kitler ve söylediklerini söylememiş olmak için bizi iknaya çalışırlardı.

Türkiye’nin nüfus yoğunluğu en yüksek bölgesine akıllı, akılsız, yarım akıllı şehir yapılabilir mi? Soru budur.
780 bin Km2’lik vatan toprağının; m2 başına en çok insan düşen bölgesine “şehir yapacağız” diyerek, kanal projesine zemin hazırlamak ancak coğrafyadan nasipsizliğin, ülke toprağına yabancılaşmanın neticesi olabilir.

Bu ülke halkı Tayyip Erdoğan’a en yüksek mevkileri layık gördü. Ama o belki biraz bilinçaltının oyununa tabi olarak, kendisini hep İstanbul’un başında gördü.

Türkiye İstanbul’dan ibaret olsaydı, inanın Kanal İstanbul’dan bir değil, 5 tane yapılmasını ben önerirdim. Oysa ki Akdeniz’e bir kısrakbaşı gibi uzanan bu memleketin tamamı bizim.
Ülkeyi İstanbul’un özgül ağırlığına tabi ve tahvil eden bu anlayışın savunulması için ancak 3 yaş grubu çocukların inatçılık modları işe yarayabilir.

Meşhur söylemi tekrar edecek olursak…
‘İstanbul’a Kanal yapılmasın’ demiyoruz.
Hobi olarak yine yapılsın ama önce kocaman ülkenin nüfus yoğunluğu azıcık dengelensin.
Makul hale gelsin.

“İstanbul’a Kanal değil, Türkiye’ye Ayar gerekiyor.”
Bu kaçmış ayarın telafisi için de, önce azıcık büyümek gerekiyor.

1 YORUM

  1. -köyden şehre yönlendirmek projesi varsa;
    (yanlış olan) tüm köyleri hatta anadolu şehirlerini trakyaya toplamak!
    tıpkı hastaneleri kapatıp şehrin dışına tramvay-metro-yol vb’ ni yapmadan şehir hastanesi (alelacale) yapmak gibi..
    üstelik birde döviz üzerinden sözleşmeler vs yapıldığı söyleniyor!
    -bunun yüzünden güzel projeler güme gidiyor.
    -marmara denizinin çürük yumurta kokusuna boğulacağını söyleyen bir bilge kişi var.
    şom ağzını açtı ertsi hafta maltepe sahilleri çürük yosun!..? Daha haliç kokusu burnumuzdan gitmemişken!
    -arkadaş tüm gerçekleri söylemek zorundamısınız?
    doğru söyleyeni ya köyden kovuyorlar yada başka şeyler..
    -Anadolunun sınır dışındakiler niçin içeri doğru yollanmaya çalışılıyor?
    doğu ve güneydoğudan batıya göç niçin teşvik ediliyor?
    ben çok mu kuşkucu biriyim bilemiyorum.
    -niçin trabzon, sivas, konya, d,.bakır, malatya, k. maraş, hatay, erzurum vb belirli merkezi noktalara da köy-ilçe-il- b.şehir benzeri ticari istihdam odaklı projeler geliştirilmiyor da illaki istanbul?
    sadece suriyeliler için bir iki kente fabrika yapılsa yarın geri döndüklerinde bu fabrikalar ürünlerini müşteri garantili (tıpkı hsta -yolcu garantili! gibi) bunlara ihraç etmez mi?
    Her parti başa geçtiğinde kendine yarayacak ayarlamaları, düzenlemeleri istediği gibi yapmalımı? yapabilmesi doğal bir şey mi? biz hep böylemi yönetiliyorduk da bizim mi haberimiz yoktu?
    yada bunlar yeni şeyler mi? bunan sonra hep böyle mi olacak?
    örneğin, Kılıçtarolu başgan olsa! bu ülkeyi gominizme çeviriyorum derse nolacak mazallah!?..

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here