İstiklal’deki Müzik Kardeşliği

2

Ünlü İngiliz şarkıcı Anne Marie ile  ‘Rockabye’ şarkısında, Smule adlı program ile düet yapan Cizreli Mehmet Ali Şolan’ın videosu binlerce beğeni aldı. Düet yaptığı kişinin ünlü bir İngiliz müzisyen olduğunu bilmediğini belirten Şolan, “Bilseydim bile yine aynı rahatlıkta eşlik ederdim. Müzik evrenseldir çünkü, her dilde söylendiği zaman çok güzel oluyor, bu da çok değişik bir duygu, anlatılacak gibi değil” diye konuşmuş ve yeni bir düetle müziğin evrenselliğini tekrar hatırlatmıştı.

Bu düetten dünyanın en büyük düetine geçiş yapalım.

İstiklal caddesi Taksim meydanından tünele varasıya takribi iki km mesafedir. Yol boyu hareketlilik kesintisizdir. Öyleki işyerlerinin çeşitliliği ve alternatifliği, çok insanı buranın müptelası eder. Her ne kadar belediyenin üç dönemdir başarısız bir dünya projesiyle esnaf ölüm döşeğinde olsa bile, günlük insan sirkülasyonu milyonlarla ifade edilir. Eğlence mekanlarının dışarı masa atamaması, haricen de caddedeki tadilat yürünmez hale getirmiş ve eğlenmekten uzak bir alana çevirmiş olsa da nazardan kaçmayan birleşmiş milletler topluluğu akını söz konusudur caddede.

Meydanda başlıyor müzik çeşnisi. Elinde gitarla Gezi Parkı hizasında siyahi biri ingilizce şarkı dillendiriyor. Çokça rağbet görmese de yoldan geçenlerin ilgisini çekiyor. Müziğin hissiyatına uygun psikolojideki insanların bahşiş bırakmasıyla yevmiyesini doğrultuyor,  bembeyaz otuz iki dişiyle selamlıyor para bırakanları.

Yüz metre kadar ilerisinde elinde uduyla Coşkun Sabah endamlı, taverna havasında, Suriyeli baba oğul karşılar sizi. Baba ud çalarken, oğul Arapça şarkı okuyor. Arap dinleyici kadar yabancılar da pek bir merakla dinlemeye koyuluyor.

Az daha ilerlediğinizde Fransız konsolosluğunun hemen yanında beraberinde renkli gözlü bembeyaz bir köpeği olan Mısırlı kıvırcık Ahmet’in sesini duyarsınız. Melankolik ve hüzünlü aşk şarkıları dillendiriyor. Etrafta sürmeler çekmiş genç Arap kızları dinliyor genelde bu genci.

Az daha ilerlediğimizde, tarihi Rumeli Hanının önünde, İranlı bir grupla karşılaşırsınız. İranlıları nedense soğuk ve konuştuklarında kedi miyavlamasını çağrıştıran sesleriyle belleğime kaydetmişimdir. Isınabildiğim İranlı sayısı azdır. Ama bu İran asıllı müzik grubu caddeye ayrı bir renk, ayrı bir neşve katıyor. Denk gelirseniz “İran İran” parçasını rica ile dinleyiniz nezaketen para da bırakarak.

Galatasaray meydanına ramak kala müzik yapan Suriyeli bir sülaleyle şaşkına uğrarsınız. İki solistli. Kiminde keman kiminde gitar kiminde ud kiminde saksafon Arapçadan Türkçeye yada Türkçeden Arapçaya çevrilmiş ünlü şarkıları dillendirirken görürsünüz. Müzik hareketli ve eğlenceli olunca eşlik eden ve oynayan insan sayısı da o kadar fazla oluyor. Kendinizi bir Arap düğününde hissedersiniz adeta. Kalabalık olunca cömertler de çok oluyor. Öyle ki bahşişleri toplayan bir yancı da hazır halde bahşiş kutusunun başında bekliyor.

Galatasaray meydanı müziğe kapalı. Zira polislerin genel duruş alanı. Kendi müziklerini kendileri yapıyor. Kargaşa çıkmaması ve biber gazıyla bar yada disco konsepti oluşmasın diye. Tomalar da yüksek güvenlikli üniversite havası veriyor Galatasaray Lisesine.

Az daha ilerleyince Mısır Apartmanının karşına kurulmuş bazen üç bazen dört kişilik hewaller karşılıyor sizi. Kürtçe şarkılar seslendiriyorlar. Zılgıtlar eşliğinde bazen zafer işaretleriyle müziklerini icra ediyorlar. Sivil memurlar Kürtçe müziğe ayrılıkçı bir temayla karşılaşılmadığı sürece müdahil olmuyorlar. Zira az daha ileride HDPli eski vekil Hasip Kaplan’ın ofisi var. Tatsızlık çıkmasın diye herkes kurallara riayet ediyor.

Bu gruptan Odakule’ye doğru ilerlediğimizde genç bir çift bulursunuz. Üniversiteden çıkmış, harçlık için caddede müzik yapmaya gelmiş iki güzel insanla karşılaşırsınız. Küçük hanımın keman sesiyle erkek şarkıcının gitar sesi sizi farklı bir diyara götürür. Gencin sesi de çok güzel. Aşk şarkıları da o biçim. İçki içenlerin birayla eşlik edesi gelir. Ben alkol almadığım için, çayla eşlik ediyorum. Onlara da ikram ediyorum, ses telleri ve elleri yıpranmasın diye.

Az daha ilerlediğinizde fert olarak müzik yapan yabancılara denk gelirsiniz. Tam olarak ne olduğunu bilmediğim tencereye benzeyen bir nesneyi ters çevirerek kafasına kafasına vurup çıkan sesle müzik yapan bir kadınla karşılaşırsınız. Müziğini anlamasam da emeğe saygı çerçevesinde “tencere tava hepsi aynı hava” diyerek tip atan çok oluyor.

Az ilerisinde sağ çaprazında Narmanlı Hanın önünde dört melekten biri olan İsrafil’in kıyametin kopmasını çağrıştıran Suru üflercesine bir alet mi desem boru mu desem can çekişen bir hayvan sesi mi desem bilemiyorum, bir gürültü kaplar kulağınızı. Neredeyse iki metre kadar uzun bir müzik aletini üfleyen ve renkten renge giren bir İngiliz müzisyendir. Öyle ki nefes alamamaktan az sonra kendi kıyameti kopacak ve ölecekmiş gibi hissedersiniz. O da ne toplarsam kar diyerek müziğini icra eder. Bu son iki örnek kaideyi bozar gibi, her tür müzik evrensel değildir dedirtiyor insana.

Kemençesiyle horon teptiren laz uşaklar da vardır. Alır götürür sizi Karadeniz’in yeşiline, denizine iklimine. Hüzünlü türküleri de ruhunuzu mest eder. Uzun saçlı olanı da var, Guinness rekorlar kitabına girecek kadar uzun burunlu olanı da. Bazen öyle kaptırırlar ki horonla kendilerini, bağrışmaları meydandan duyulur. Diğer müzik gruplarıyla kavga ediyorlar sanırsınız.

Tünel meydanında Amerikalıların kovboy filmlerinden arta kalan bir Kızılderili aileyle hemhal olursunuz. Sanırsınız ki John Wayne onları buraya kadar kovalamış. Öyle ki kıyafetleri de otantiktir. Ata bindirip koştursanız, Taksim meydanında zor dururlar. Gezi Parkı’nda sipere saklanırlar. Fotoğraf çekmek isteyenlere önce para sonra foto dedikleri için cedlerinin atasözlerini yalanlamış olurlar. “Son ağaç kesildiğinde beyaz insan paranın yenmeyeceğini anlayacak” diyen bir kavimdi onlar. Zamanla öncelikler değişiyor demek ki.

Atladığım Türk müzisyenler var bu arada. Saint Antonio kilisesinin önünde Diyarbakırlı acıklı mı acıklı türküler okuyan bir bayan var. Hep damar hep isyaaaan modunda. Müziğinden etkilenen oluyor mu bilmem, ama önünden geçtiğimde, annem, “baban bu kadından hoşlanıyor” derdi.

Hemen karşısında elinde tanburu olan sakallı ihtiyar bir amca var Borusan Sanat Evi’nin hemen önünde. Müziği hem iç gıcıklayı hem manasız. Ritm duygusu yok. Öyleki Borusan’daki borular devrilip durur. Allah’tan bina güvenlikli kimseye bir şey olmuyor. O da sempatik haliyle bahşişleri topluyor.

Haricen caddede devamlı surette yer değiştiren bir polis emeklisi var. Bilgi topladığından mıdır hakikaten müzik yaptığından mıdır bilinmez, kimi sarhoşların olmazsa olmazıdır dinlemek istedikleri. Elinde saz türküleriyle coşanlar olur etrafta. Annem de türkülerin güzelliğinden midir, babam gibi emekli polis olmasından mıdır, önünden her geçişimizde oğlum şu parayı versene diyerek para uzatır. Nuri Sesigüzel’in “Kahverengi Gözlerin” türküsünü dinlemek ister devamlı. Annem şu aralar Mardin’de, türküyü dinlemek istediğinde bu müzisyeni bulurum, Smule düet yaptırıyorum. Bir farkla Cizreli Şolan kadar ünlü olamadı.

Ve final Galata Kulesi’nin dibindedir. En karışık koro oradadır. Her telden her ırktan insanın buluşma noktasıdır. Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklı farklıdır burada.

Bir deney yapılmıştı. Dünyaca ünlü bir keman virtüözü Joshua Bell Washington metrosunda  6 adet klasik eser çalmış, önünden geçen 1100 kişiden sadece bir kişi durmuştu müziği dinlemek için. O kişi de çocuğunun zorlamasıyla duran bir anneydi.

Caddeye uğradığınızda müziğin her türlüsüne kulak kabartın ve akışa salın kendinizi. Bam telinize biri muhakkak hitap edecektir.

Pablo Neruda’nın şiiriyle bitirelim.
“Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler.
yavaş yavaş ölürler okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklarına esir olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler, bir yabancı ile konuşmayanlar…”

https://www.youtube.com/watch?v=qT774fvLc9E

 

2 YORUMLAR

  1. Oncelikle kaleminize saglik. Hemen hemen her gun bahsi gecen mekanlarda bulunmama ragmen sizin kadar dikkatli gozlemleyememistim anlattiginiz sokak sanatcilarini. O kadar guzel betimlenmis ki geriye donup gozlerimin kacirdigini kulagimin isitmedigini tekrar yasamis kadar oldum. Yazilarini severek takip ediyorum. Murekkebiniz bitmesin selam ve dua ile…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here