İtalya’nın tanınmış Türkleri

4

İtalya‘da diplomat olarak görev yaparken İtalyanlardan unutamadıkları Türklerin isimlerini duyunca hem gurur duyar hem şaşırırdım. Sokaktaki sıradan bir İtalyan’ın bu isimleri bilmesi tabii eğitim sistemi ve sosyal yaşantı ile de ilgili. Bugün Türkiye‘de, sokakta birini çevirip bir İtalyan sanatçı veya devlet adamı ismi sorsanız bilemeyeceğine eminim. Tabii tarih, sanat ve müzikle uğraşanları ve ben yaştakileri tenzih ederim.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Scala Opera ve balesinde baş sopranoluğa kadar yükselen Leyla Gencer, Papalığa teslim edilen ve orada zehirlenerek öldürülen Cem Sultan, film yönetmeni Ferzan Özpetek, “İl Imparatore” lakaplı futbol direktörü Fatih Terim ve “Sinyor Bartu” olarak tanınan Can Bartu‘nun Türkiye’den en çok tanınan kişilikler arasında yer aldıklarına şahit oldum.

Mustafa Kemal Atatürk

Atatürk’ün neden tanındığını anlatmama gerek yok. Yine de isminin o ülkede hatırlanmasından çok gurur duyduğum için yinelemeliyim: İtalyanlar Atatürk’ü parçalanmış bir İmparatorluğun küllerinden Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkardığı için sevmişler. Bu nedenle de Türkleri Araplardan ayrı bir yerde konumlandırıyorlar. Lise ve üniversitelerde Kurtuluş Savaşı ve Devrimler, tarih kitaplarında İtalyan gençlerine öğretiliyor.

Leyla Gencer

Milano‘da yaşayan ve bu şehirde de hayatını kaybeden Leyla Gencer ise İtalyanların sanata verdikleri önemin bir timsali. İtalyanlar ona nişanlar, ödüller vermişler. Milano’da yakıldıktan sonra küllerinin Boğaz’a serpilmesi törenini Milano eski Başkonsolosu ve Gencer’in yakın arkadaşı e. diplomat Betin Kuntel Yiğit‘den duymuştum. Betin K. Yiğit’in evinin baş köşesinde, bugün Leyla Gencer’in imzalı büyük bir resminin bulunması da bu büyük dostluğun göstergesi. Büyük sopranoyu, Leyla Gencer’i Betin K. Yiğit’den dinlemek ve öğrenmek gerekiyor.

Cem Sultan

Cem Sultan ise babası Fatih Sultan Mehmet‘in en sevdiği oğlu. Fatih Sultan Mehmet ölünce yeniçerilerin gözdesi II. Bayezıt tahta çıktığında Cem Sultan için kaçak hayatı da başlıyor. Bazı tarih kaynakları Fatih’in eğitimli, birkaç dil bilen Cem Sultanı çok sevdiğini bu nedenle tahta geçiş kurallarını onun için değiştirdiğini yazarlar. Ancak Yeniçeri Ocağı, daha muhafazakar olan II. Bayezıt’dan yana ağırlığını koyup da padişah olamayacağını anlayan Cem Sultana kalan seçenek kaçmak oluyor.  İyi eğitim almasında büyük rolü olan Ortodoks iken Müslüman olan annesi Çiçek Hatun ile eşi ve çocuklarıyla birlikte Cem Sultan, Halep’e oradan da Kahire’deki Memluk Sultanına sığınıyor. Burada annesini bırakıp Rodos Şövalyelerinin yanına giderek İstanbul’a dönüşü için yardım istiyor. Kaderin kötü cilvesi denilen olay bu olmalı. Şövalyeler kendilerine kadar gelen bu kadar kıymetli ve soylu bir siyasi şahsiyeti ikna ederek Fransa Kralı VIII. Charles‘a götürüp bir şekilde para karşılığı esir olarak veriyorlar. Fransa Kralı ile arası çok yakın olan Papa Innocent yapılan pazarlık sonucu Cem Sultanı Paris’ten aldırarak Roma’ya getirtiyor. Papanın Cem Sultanı almaktaki birinci amacı Osmanlıdan yüklü miktarda para almak, ikincisi de İtalya’nın Osmanlılar tarafından işgalini önlemek. Başa Cem Sultan geçseydi belki İmparatorluk daha yenilikçi daha kuvvetli olurmuydu sorusu hep bir araştırma konusu olarak aklımda.

II. Bayezıt, Papaya o kadar çok altın veriyor ki hazinenin dibi görünecekken çareyi Cem’in yavaş yavaş zehirletmede buluyor. Cem Sultan yazdığı şiirler, nüktedanlığı ve kumaşları Hereke’den gönderilen kaftanları ile İtalyan aristokrasisini kendisine hayran bırakıyor. Öldükten sonra Napoli’den bir gemiyle getirilip vasiyeti üzerine Bursa Muradiye’de gizlice gömülüyor.

Fatih Terim

“İl Imparatore” Fatih Terim ise Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra 2000-01 sezonu için İtalya’nın tanınmış futbol takımı ACF Fiorentina’da teknik direktörlük kariyerine başlayarak takımının  İtalya Kupasını almasını sağlıyor. 2001-02 sezonunda ise İtalya’nın yine köklü diğer bir takımı olan AC Milan’da teknik direktörlüğüne getiriliyor.

İtalyanca öğrenmesi, babacan tavırları, İtalyanlar, gibi arada “parlaması” ile dillere destan bir teknik direktör oluyor. İtalyanlar ona boşuna “il Imparatore” lakabını takmamışlar. İtalya’da çalıştırdığı takımlarda haksızlıklara karşı duruşu, çok şık giyinmesi, bildiği İtalyancayı kullanması ile İtalyanların gönlünde büyük yer edinmiş

Can Bartu

İsmini Metin Oktay gibi Türk futbol tarihine altın harflerle yazdıran Can Bartu hala İtalya’da tanınmakta. 11 Nisan 2019’da kaybettiğimiz 1.80 boyundaki Can Bartu’nun bir özelliği ve bugüne kadar kırılamayan bir rekoru ise hem basketbolda hem futbolda milli takım forması giyen ilk ve tek sporcu olması. 1961-67 yılları arasında, sırasıyla, Fiorentina, Venedik ve Lazio formalarını giyerek İtalya’da efsane bir futbolcu olmuş. Bu başarılı Türk futbolcuya gönlünü kaptıran Patricia Carli de o sıralarda İtalya’nın en sevilen sanatçılarındandır. 1964’te, San Remo Şarkı yarışmasında ödül kazanır. Fransız vatandaşı da olan Carli, Fransızca şarkıları ile Fransa’da da tanınmaktadır. Can Bartu’nun o zamanlar büyük hayranı ve onun için İstanbul’a gelen İtalyan şarkıcı Patricia Carli’nin Türkçe söylediği şarkıları burada belirtmek gerekiyor. Carli İtalya’da kalmayıp Türkiye’ye dönen Can Bartu için 1978’de “Canım” ve “Boğaziçi” şarkılarını seslendiriyor ve bu şarkılar Türkiye ve İtalya’da hit oluyor. Rivayet doğru ise “Canım” demeyi Can Bartu’dan öğrendiğini ve “ı” harfinin telaffuzunda zorlandığını ifade eden Carli’nin bu şarkısını dinlerseniz ne kadar içten söylediğini göreceksiniz. Patricia Carli bugün 83 yaşında ve İtalya’da yaşamakta.

Ferzan Özpetek

Ferzan Özpetek‘in ismini ise İtalya’da bilmeyen yok. İtalyanlar onu bağırlarına basmışlar. Başarılı filmleri ödül üstüne ödül alıyor. Filmleri İtalyan televizyonlarında sıkça gösteriliyor. İstanbul’da çektiği ilk filmi Hamam ile tanınmaya başlıyor. İtalya’nın güneyinde Lecce şehrine gittiğimde her dükkan ve mağazada Ferzan Özpetek’in resmini görmüştüm. “Serseri Mayınlar” filmini çektiği bu şehir, filmin gösteriminden sonra büyük bir turist akımına neden olmuş ve Lecce Belediye Başkanı Özpetek’e şehrin fahri vatandaşlığını büyük bir törenle vermiş. Türk olduğumu öğrenince bir restoranda indirim bile yapmışlardı. Bunu Özpetek indirimi olarak hatırlarım. Özpetek’i bana tanıştıran Vatikan Büyükelçiliğimiz görevlisi Namık Güneş‘i burada anmak isterim. Zira Özpetek’in arkadaşı. Her kesimden geniş çevresi, İtalya hakkındaki bilgisi ile takdire şayan bir centilmendir. Ben de Güneş’e “il Principe“ derim. Keşke anılarını yazsa da okusak.

Yabancı bir ülkede unutulmayan her zaman hatırlanan Türkiye’den bu ülkeye giden sporcu ve sanatçılara İtalya’nın ne kadar önem verdiğini baş tacı yaptıklarını görünce insan hem duygulanıp seviniyor hem kızıyor. Kızmamın nedeni Türkiye’deki sanatçılarımızın mahkeme kapılarında itilip kakılmaları, yaşamları sırasında değerlerinin bilinmemesi. Ama bu topraklar üzerinde yaşayan bizler onları hep saygı ve sevgiyle anıyoruz. Başkaları unutulacak ama onlar unutulmayacaklar.

Sabahattin Ali

Sabahattin Ali gibi bir mezar bile çok görülen ormanda öldürülen/öldürtülen ve unutturulmak istenen bu değerli yazarımızı bu vesile ile rahmet, sevgi ve saygıyla anıyorum. Sabahattin Ali’nin eserleri bugün kitapçılarda baş köşede. Ona bu sonu uygun görenlerin isimlerini ise bilmiyoruz. Onun eserlerinin gölgesinde unutuldular gittiler.

Önceki İçerikTam Kapanma Sürecinde Tam Olarak Kapandık!
Sonraki İçerikTam Kapanmayı İtikâf’a Dönüştürmek
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

4 YORUMLAR

  1. Cem Sultan’ın babası gibi yeniçerilere hakim olan bir yapısı olması nedeniyle ,yeniçeriler dişlerini geçirebilecekleri Beyazıt ı tahta getirdiler. Tarihçiler hatta Cem Sultan padişah olsaydı Osmanlı’nın ikinci Fatihi olacağını ve Avrupa’ya hakim olacağını beyan ederler. Beyazıt savaştan o kadar uzak bir padisahdı ki kendini ilme imana adayan halk arasında da “veliyi Beyazıt ” diye anılan , oğlu Yavuz’u ise savaş yapmamasından dolayı çileden çıkaran , bu nedenle yavuzun babasının göğsüne vurarak tahttan indiren , beyazitin ise Yavuz’a aslan pençesine maruz kal, Kılıç’ın kâfirle harb etmesin diyerek beddua ettiği malumdur. Yavuz baba bedduasini alır ve şırpençe (aslan pençesi) hastalığına tutulur. Hayatında ise o kadar savaş ve gaza yapmasına rağmen hiç bir zaman kâfirle harp etmemiştir. Hep İslam devletleriyle carpismistir. Memlukler(halifelik bize geçiyor) sasaniler (Aleviler devleti Şah İsmail )en baştaki yıktığı İslam devletleridir.

  2. Askeri liseye ilk başladığımız gün sınıf kütüphanesinin “Ülkemize Yönelik Yıkıcı Bölücü Unsurlar” adlı bir kitap ile dolu olduğunu gördüm. Bir tanesini alıp okuduktan sonra “bu topraklarda ne çok hain yetişiyor” diye düşündüğümü ve bu fikrimi yıllarca her fırsatta ifade ettiğimi hatırlamıyorum.
    Yıllar sonra Hıfzı TOPUZ’un Sabahattin Ali ile ilgili kitabını okuduğum da “bu topraklarda farklı düşünen herkes hain olarak yaftalanıyor” kanaatine ulaştım.
    Bu ülkede Sabahattin Ali gibi kimler kimler hain muamelesi görüp ömürlerini ya da ömürlerinin bir kısmını sürgünde yabancı ülkelerde geçirmedi ki… “Nazım Hikmet, Cem Karaca, Ozan Arif, Ahmet Kaya …” ilk aklıma gelenler.Eski
    pkk merkez komite üyesi Selim Çürükkaya’nın 1994 ya da 95 yılında yazdığı, Matbuat dergisinde görüp hemen alıp okuduğum “Aponun Ayetleri” adlı kitabında kardeşi Arif’in pkk dağ kadrosunda askerlerle çatışırken öldüğünden çok sonra bile Türk ordusunda askerlik yaparken giydiği ve terhis olurken yanında getirdiği yedek subay üniformasının kardeşinin dolabında durduğunu tek kelime Türkçe bilmeyen annesinin ölünceye kadar o üniformaya sarılıp ağladığından bahsediyor.
    Bugün 50 yaşında şöyle düşünüyorum bu topraklarda tek bir hain bile yetişmiyor, hain dediklerimiz ya bizden farklı düşünüyor ya da yaşadıkları hayata onları biz mecbur ediyoruz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here