İTİBAR

0

İtibar.

Ne de çok özlenen, istenen, aranan, deli divanesi olunan bir kavram.

Mal sahibi olmaktan, çoluk çocuk sahibi olmaktan, zengin olmaktan çok daha büyük bir put oldu bugün itibar.

Servet, mal, makam, geniş aile itibarımızı arttırdığı için önemli.

Biz onlara basarak toplumda, çevremizde, insanlar arasında bir itibar kazanırız.

O itibarı kaybetmektense başka her şeyi kaybetmeyi tercih ederiz.

Paradan daha çok paranın getirdiği itibarımız önemlidir.

Evlerimizi şatafatlı yapmamızın, içini pahalı eşyalarla doldurmamızın, lüks semtlerde oturmak isteyişimizin sebebi itibar.

Reklam

Hiç görmediğimiz İstanbul’un şampiyon takımlarını tutmamızın, üsttekilere, siyasilere, koltuk sahiplerine  yalakalıklarımızın sebebi onların itibarından hisse kapmaktır.

İtibarı olmak kendimizi güvende duymak demektir. Üstlerde olduğumuzun yalancı farkındalığıdır.

Çevremizin, insanların bize verdiği itibar, bozuk bir tamlamayla “İmpress olmak”, insanların bize olan hayranlığı, dış dünyadan çok bizim kendi kendimizi tatmin olmamız ile ilgilidir.

Dünyevi bir rağbet ile kendi kendimiz tatmin oluruz. Enelerimiz bu yüksek itibar duygusu ile kanatlanır. Kendimizi küçük tanrıcıklar gibi görmeye başlarız.

Eşyaya, mala, mülke, itibara sahip olmak kendimizi iyi hissettirir, kendimize vehmi ölümsüzlükler yüklememize sebep olur. Kendimizi ilerlemiş, gelişmiş, diğerlerinden üstün hissederiz.

İtibar bazen makam, para, mal, mülk ile gelir. Ama itibarsız bunların çok bir anlamı yoktur. İlle zenginliklerimizi, durduğumuz üstün yeri insanlara göstermeliyiz ki sonunda itibar olsun.

Krallar, diktatörler, siyasiler bu zaafımızı iyi bilir ve çok iyi kullanırlar.

Zalim krallar (Deccallar) için İslam literatüründe bir rivayet vardır. “Onun cenneti ve cehennemi vardır. Kendisine ittiba edenleri, (dalkavuklarını, yalakalarını, destekçilerini, peşinde koşanları vs.) cennetine koyar, isyan edenleri cehennemine.”

Reklam

Bu düstur tüm deccallar tarihinde aynıdır, değişmez prensiptir. Zalim krallar kendi adamlarına servet, makam ve itibar vererek onları kendi itibarını koruyacak  küçük deccallar haline getirirler. Küçük deccallar da sahip oldukları tüm itibarı kendilerine bağışlayan büyük deccalın makamını, itibarını korumak için kraldan fazla kralcı kesilirler.

İşte asıl dünyevilik (şirk) çok çalışmak, az çalışmak, çok veya az yemek değildir.

İtibarımızı makamda, mevkide, parada, üstlerimizde bilmektir. Kendi bekamızı (itibarımızı) patronda, servetimizde, devlette, krallarda bilmektir.

Dünyevileşmek dünyadan devşirdiklerimizle kendimizi değerli bilmektir.

“Toplayıp durduklarınızla dağlanacaksınız.” Ayeti de bu itibar toplama yarışına bakıyor olsa gerek.

Oysa,

“Cihanda itibarım varsa Sendendir” diyor Şeyh Galip.

“Eğer sermaye-i ömrümde kârım varsa Sendendir.”

Başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden  değil.

Önceki İçerikSırât-ı Müstakîm
Sonraki İçerikCIBRANİCE!
Levent Bilgi
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here