Kapatma tehdidi, iktidarın acizliğinin göstergesidir..

0

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin il başkanlarıyla bir araya geldi. “İktidar yolunu temizlemek ve hedefine varmak için bizleri, HDP’yi tasfiye etmeyi kafasına koymuş gibi görünüyor.” diyen Sancar, şunları söyledi:

“Onun için bize her türlü araç ve yöntemle saldırıyor. Kürt halkının yaşadığı zorluklar ve baskılar aynı zamanda bu ülkede nelerin nereye kadar gidebileceğinin örneğini ve mutfağını oluşturuyor. 2020 yılında yaşanan baskılara ve saldırılara örnekler vermeye kalkarsak toplantının tümünü bunlara ayırmamız gerekir. Ancak sizler sahada zaten bunları tecrübe eden insanlar olarak tüm bunları biliyorsunuz.

Bir yandan bizi tasfiye amaçlı yoğun baskılar, zulüm politikaları uygulanırken diğer yandan eşi görülmemiş bir direnişle karşılaştı bu politikalar. Bu direnişin mimarları yereldeki yöneticilerimizdir. Yöneticilerimizin birlikte hareket ettiği halkımızdır. Özellikle Kürt halkının sonuna kadar kendi iradesine sahip çıkma kararlılığıdır. Bu kadar yoğun baskıya rağmen HDP, bırakın zayıflatılmayı geriletilemedi bile. Tam tersine mücadeleyi yürüteceğimiz yeni politikalar üretmekten bir an bile geri durmadık.

Bu ülkede kutuplaştırma ve çatıştırma politikalarının üstesinden gelinebileceğini biliyoruz. Hedefimiz de budur. Kürt halkı ile yoksul, emekçi, ezilen ve bütün kesimlerin hak mücadelesini birleştirmenin mümkün olduğunu biliyoruz. Bunun en temel hedefimiz olduğunu kuruluşumuzdan beri söylüyoruz.

Hiçbir somut ittifaka ve pazarlığa girişmeden, bu iktidarı geriletmek için Batı’da aday göstermedik ama aday göstermemek çalışmamak demek değildi. Her alanda sizlerin öncülüğünde, gönüllülerimizin emekleriyle bu iktidarı durdurduk ve o gün bugündür iktidar kendine gelemiyor. Bugün iktidar ciddi bir çıkmaza girmişse bunda 31 Mart ve 23 Haziran’da uyguladığımız stratejinin belirgin bir rolü vardır.

İktidar bu yenilginin arkasının geleceğini biliyor. İktidar 7 Haziran 2015’te de ağır bir yenilgi ile karşılaşmıştı. Krizinin başlangıcı o tarihe kadar götürülebilir. Aynı zamanda savaş ve baskı politikalarının başlangıcı da o tarihe götürülebilir. O gün bugündür, bize uygulanan baskılar büyük bir tasfiye operasyonu halini aldı. Bize yönelik tasfiye operasyonunun bütün ülkeye yansıması ise bir darbe rejimi kurmaktı.

Darbe yönetimini oluşturmak, darbe yönetimi eliyle faşizmi ve diktatörlüğü kurumsallaştırmak. İşte iktidarın politikası buydu. HDP tasfiye edilmeden Kürt halkı susturulmadan, diktatörlük inşasının mümkün olmadığını bu iktidar herkesten iyi biliyor. Dokunulmazlıkların kaldırılmasını hemen burada anmam gerekiyor. Öncesinde 7 Haziran seçim sonuçlarının fiilen geçersiz kılınması da var. Sonra bu darbe planı adım adım uygulanmaya başlandı.

Dokunulmazlıkların kaldırılması, bu dönemin başka bir aşamasıydı. 4 Kasım 2016 darbe operasyonu, siyasi soykırım operasyonu yeni bir dönemeci işaret ediyordu. O günden sonra da operasyonlar devam etti. Pek çok yerde çalışanlarımız, milletvekillerimiz, geçmiş dönem il eşbaşkanlarımız, belediye eşbaşkanlarımız gözaltına alındı, tutuklandı. Gözaltı, tutuklama; bu terimler gerçeği yansıtmaya yetmiyor.

Ortada ne gözaltı ne tutuklama var. Siyaseten rehin alma var. Bu iktidar hukuku kullanarak arkadaşlarımızı siyasi rehine olarak tutuyor. Buna karşı mücadelemizi bir an bile durdurmadık, bir an bile geri çekilmedik, elimizdeki tüm imkanlarla bu operasyonlara karşı mücadelemizi yürüttük. En önemli sonuç; boyun eğmedik, tasfiye planlarını bozduk. Yereldeki bu büyük direncin ve inancın belirleyici bir payı vardır. İl eşbaşkanları olarak sizlerin ve sizlerden önce görev yapan arkadaşlarımızın fedakarca çalışmaları vardır.

En son Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananlar bütün Türkiye’ye kayyım gerçeğinin ne anlama geldiğini net biçimde gösterdi. Kayyım politikası üniversiteleri de egemenliği altına alacak duruma gelmiştir. Bu rejim uzun süredir bütün değerleri, demokratik birikimi, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bütün imkanları tasfiye etmek için her yöntemi deniyor. “Yeni rejim inşası söz konusudur” dediğimizde kastettiğimiz esas meselenin bu olduğunu da yeniden hatırlatalım.

Her itirazı her toplumsal tepkiyi bir darbe olarak karalıyor. Fakat bütün uygulamaları, darbeci bir zihniyetin devamıdır. Bakın 12 Eylül döneminde yapılmayan, bu iktidar döneminde yapılıyor. Üniversitenin kapısına kelepçe vuruldu. Bu aslında bir gaf, basit bir tedbir alma telaşının yarattığı bir davranış değil; bu zihniyetin dışa vurumudur.

Üniversitenin kapısını kelepçe ile kapatma tavrı ve refleksi bu iktidarın kendi güvenlik aygıtına benimsettiği davranışın en çarpıcı göstergesi haline gelmiştir. Tarih bunu unutmayacaktır. Halklar bunu unutmayacaktır. Vicdanlar bunu unutmayacaktır. Bu iktidar için kara leke olarak kalacaktır. Ama özgürlük mücadelesinde kırılması gereken engellerin neler olduğunu da hepimize hatırlatacaktır.

Bu arada, hak ve hukukun ayaklar altına alınmasına ilişkin çarpıcı örnekler gelmeye devam ediyor. İktidar siciline sürekli yeni çarpıcı örnekler ekliyor. Son olarak AİHM’in önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş hakkında takındığı tutum bu çerçevede değerlendirilmelidir. Hukuksuzlukta, adaletsizlikte, ayrımcılıkta, keyfilikte nereye varıldığını bu karara karşı iktidarın gösterdiği tepkiden daha iyi anlayabiliriz. Bunu bizler biliyoruz ama şimdi bütün Türkiye halklarının da bütün demokrasi güçlerinin de daha açık görmesi mümkün hale gelmiştir.

Ancak sadece görmek yetmiyor, bunu değiştirmenin imkanlarını yaratmak için daha güçlü olmak gerekiyor. AİHM kararı sıradan bir karar değildir. Selahattin Demirtaş kararı özellikle bir noktanın, bir gerçeğin altını kalın bir çizgi ile çiziyor, diyor ki 2016’dan bu yana HDP’ye yönelen operasyonların tamamı siyasidir. İktidar yargı ve hukuku kullanarak HDP’yi tasfiye etmek istemiştir. Ortada hukukla açıklanacak hiçbir durum yoktur, yapılan her şey siyasidir. Bu operasyonlar siyasi amaçlıdır. O nedenle AİHM sözleşmesinin ağır bir şekilde ihlal edilmesi sonucu doğurmuştur.

Son nokta olarak şunu söyleyeyim, ortalıkta parti kapatma söylentileri dolaşıyor. Bunları ciddiye almayın. İktidar, acizliğini siyasi mühendislik yoluyla ortadan kaldırmak için kapatma tehdidini kullanmaktadır. Bunun ilk hedefi bizleri, kitlemizi, çalışanlarımızı tereddütlere sevk etmek olabilir. Buna karşı en güçlü cevap asla ve asla tereddüde kapılmamak, en ufak bir soru işaretini bile zihinlerde taşımamaktadır. Bizim her türlü operasyona karşı tedbirimiz vardır. İster hukuku kullanarak bize yönelsinler, ister fiilen bizi kuşatsınlar, bugüne kadar nasıl etkili bir yöntemlerle karşı koyduysak bundan sonra da aynen öyle yapacağız. HDP bir fikriyattır, HDP ruhtur, HDP halktır. HDP kapatılamaz. HDP’yi kapatmak Türkiye’de demokrasi umudunu, Türkiye’de tüm halkların gelecek umudunu kelepçeye vurma çabasıdır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here