Kaybedilen Heykeller- Yitirilmiş Değerlerimiz

0

Ankaralı olmayıp da Ankara’da yaşamaya karar vermiş milyonlarca insan var. Tıpkı İstanbul veya İzmir benzeri büyük şehirlere göç gibi Ankara da göç alan şehirlerden. Gelinen şehir veya yerleşim merkezlerinin yaşam alışkanlıkları ve gelenekleri de doğal olarak bu göçü takip ediyor. Onun için göç alan şehirlerde İzmirliler Derneği, Çorum Dostluk ve Dayanışma, Dadaşlar Dernekleri gibi hemşehri derneklerinin tabelalarını ara sokaklarda görmek mümkün. Bu göçler şehir yaşamına zenginlik ve farklılıklar da katıyor. Örneğin restoranlar, kahveler o şehrin ürünlerinin satıldığı dükkanlar vb. gibi.

Türkiye’de şehir nüfusları çeşitli nedenlerle artarken şehircilik bakımından bu merkezler de değişime uğruyor. Gerekli gereksiz şehirlerin estetiklerini bozan inşaatlar devam ediyor. Korunması gereken estetik açıdan güzel ve döneminin özelliklerini yansıtan binalar maalesef yıkılıyor. Dönemin siyasi iktidarının keyfine göre yol isimleri değiştiriliyor. Parklar küçültülüyor (Kuğulu Park gibi) veya halkın ödediği ve söz sahibi olamadığı ucube parklar (Melih Gökçek’in yaptığı plastik sentetik maddelerden yapılan milyonlarca para harcanan estetikten yoksun devasa dinazorlu parklar gibi) yapılarak vergiler heba edilebiliyor. Gelenekleri köklü, şehircilik planları kurumsal olarak da korunan ülkelerde bu tür değişiklikleri yapmak imkansız. Örneğin Londra, Paris, Roma, Lahey ve Barselona ile diğer şehirlerde binaların dışı ve içi de koruma altında. Binanın dış cephe boyasının rengi, iç tadilat için bile izin gerekli. Şehir estetiği ile ilgili bir diğer konu ise bu şehirleri süsleyen heykeller. Bizde ise çalınan kaybolan heykeller hemen her şehirde olağan vakalardan.

Tarihi değer olarak Hollanda makamlarında kayıtlı TC Lahey Büyükelçiliği ikametgahının içinin boyaları yenilenirken Lahey Belediyesinin salon tavanındaki melekli resmin korunması ve duvar boyalarının sadece krem ve beyaz renklerde olması konusundaki yazısı hala hafızamda kayıtlı. Bu tescil nedeniyle bina içi ve dışında yapılacak tadilat ve boya işlerinden Hollanda makamlarını bilgilendirmek ve izin almak gerekiyor. Hollandalılar hem koruma altına alıp takip ediyorlar gerekirse maddi yardımda da bulunuyorlar. Tabii bu bilgilerimin kaynağı Lahey Belediyesinde görev yapan Hollandalı bir mimar arkadaşım. Benim de Büyükelçi Sayın Bilgin Unan zamanında Deventer‘den davet edildiğim resmi yemeklerde gördüğüm bu tavan resmi gerçekten muhteşemdi. Tavan resimlerinde yarı çıplak meleklerin yanısıra çıplak kadınların da bulunması, halen Lahey Büyükelçisi olarak dışardan atanan Şaban Dişli için rahatsızlık konusu olabilir mi diye aklımdan geçti.

Türkiye’de kaybolan heykeller konusunda bir vurdumduymazlık, adam sendecilik hakim. Bu alandaki sivil toplum kuruluşları seslerini duyuramıyorlar. Basın ise çoğu kez duyarsız. Ancak Rize/ İkizdere’de olduğu gibi halk, ağaçlarını toprağını korumak için yollara döküldüğü zaman basın yoğun ilgi gösteriyor.

Avrupa’daki büyük şehirlerde nasıl oluyor 1700’ler ve 1800’den kalma binalar korunabiliyor da Türkiye’de yıkıma uğruyor?

Bunun cevabını herkes biliyor ama bir kez daha hatırlatmada yarar var. İstanbul dışında bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşları zayıf veya yok denecek kadar az. Koruyucu yasa ve düzenlemeler de yok. En aktif olan kurum ise 1954’te kurulan tüzel kişiliği haiz Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) çevre konusunda başarılı örgütlenmeler çok zayıf. Varlar, ama etkisiz kalıyorlar. Kaz Dağındaki altın madenlerine yöre halkının ve İkizdere köylülerinin taş ocağı açılmasına karşı duruşları bir milat sayılabilir. Tabii 2013’teki Gezi Parkını da bu duruşa örnek vermek gerekir.

Şehirlerdeki diğer bir kültürel ve sosyolojik sorun ise kaybolan veya darp edilen heykeller. Heykellerin kaybolmasını daha çok ehil ellerin bu eserlere sahip çıkmaması, bu işlerin başına bu konularda bilgili, liyakat sahibi insanların getirilmeyişi ve heykellerin çalınmasına ilişkin yaptırımların, önlemlerin yeterince bulunmaması olarak sıralanabilir. İlkokuldayken öğretmenlerimiz bizi müze, ören yerleri ve parklara götürürler bu yerlere ilişkin bilgi verir ve gördüklerimiz hakkında yazılar yazdırırlardı. Burada bizlere çevre bilincini veren tarihi zenginliklerimize dikkatimizi çeken Antalya Dumlupınar İlkokulunda öğretmenimiz rahmetli Hüseyin Köken‘i ve bu okuldaki kıymetli öğretmenlerimizi saygı ile anmak isterim.

Ankara’da ilk kaybolan eserlerden biri, 4 Şubat 1976’da 48 yaşında kaybettiğimiz heykeltraş Kuzgun Acar’a Emekli Sandığı tarafından sipariş verilen ve Anadolunun kuraklaşmasına dikkat çeken malzemesi demir olan “Anadolu” rölyefi idi. O zamanlar Ankara’ daki en yüksek bina, Gökdelen olarak bilinen Kızılay’da meydana bakan bir binaydı. İçinde GİMA alışveriş merkezi, en altta PTT ve üst katta Set Kafeterya’nın bulunduğu binanın Bulvar’a bakan cephesine 1966’da “Anadolu” rölyefi monte edildi.1988’de Gökdelende yapılan tadilat sırasında rölyef, Emekli Sandığı deposuna konuldu. Daha sonra ise hurdaya satıldığı basında yer aldı. Kuzgun Acar’ın başka eserleri de “kaybedildi”.

Su Perileri Ankara

Cumhuriyetin ilk yıllarında İtalya tarafından Türkiye’ye hediye edilen ve ellerinden dökülen suların oluşturduğu iki katlı havuzu ile adeta bir rönesans eseri olabilecek nitelikteki “Su Perileri” heykeli, Kızılay, Hacettepe parkı ve nihayet Tandoğan meydanının ortasında yerini aldıktan sonra 1992’de kaldırıldı. Meydanın kenarına çiniden yapılmış büyük boy bir ibrik ve altındaki tabağı konuldu. Üç su perisinin çıplak oluşuna dikkat çekmek isterim. 2008’de, o zamanki “amiral gemisi” Hürriyet gazetesinin Ankara eki tarafından heykel, Ankara Belediyesinin deposunda bulundu. Su perileri bugün susuz olarak 20 Aralık 2010’da Cer Modern’in gözden ırak otopark girişine kondu. Keşke onu Bulvar ve Cinnah Caddesinin birleştiği meydana koyabilsek de o meydanın içler acısı bakımsız ve bozkırı andıran görüntüsü değişse. Bu meydanın ortasında iken kızların”çıplak oluşları” gerekçesiyle “Balerin Kızlar” heykeli de meydanın bir köşesine çekildiler. Şimdi ağaçların gölgesinde gözlerden uzak bir köşede hüzünle beklemekteler. Heykel sorununun tutucu bazı İslami kesimlerin bakış açısının bu eserlerin kadın temalı olmalarından kaynaklandığını ve bugün yaşadığımız kadın sorunu ve kadın cinayetlerini işleyen zihniyetle de bağlantılı ve benzer olduğunu düşünürüm. Atatürk heykellerine saldırı ise gericilik ve yobazlık kaynaklı.

Heykeltraş İlhan Koman‘ın değerli eserlerinden biri olan ve Ankara Büyükşehir Belediyesinin desteği ile 31 Aralık 1991’de Ankara Seğmenler Parkının üst tarafına konulan bronz heykel 2016’da ” bakım” gerekçesi ile yerinden alındı ve o da kayıp heykeller arasına girdi. Büyük bir ihtimalle eritilip satıldı. Heykel 2019’daki yerel seçimler sonrası yeni seçilen Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Mimarlar Odasının Ankara Şubesinin çabaları ile eski kalıbından yeniden yaptırılarak 2019’da yerine konuldu. Ankara, Melih Gökçek’in Belediye Başkanı olarak görev yaptığı süre boyunca 25 yıldır uğradığı tahribattan yeni yeni kurtulmaya başladı sayılır. Buradaki büyük mücadeleyi yapan Ankara’nın mimari ve kültürel eserlerine sahip çıkan Başkan Mansur Yavaş ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan’ı kutlamak gerekir.

Kayıp heykellerden bir diğeri de Kızılay’ın simgelerinden Yüksel Caddesindeki bronzdan yapılmış oturan kadın heykeli, Ocak 2015’te çalınmış. Diğer bir heykel ise Selanik ve Tuna Caddelerinin kesiştiği yerde heykeltraş Burhan Alkar’ın eseri Barış heykeli Çankaya Belediyesine ait bir çöp kamyonunun çarpması ile yıkılmış ve tamir edilerek 2018’de yerine konmuş ancak daha sonra yine kaybolmuş.

Heykeller sadece Ankara’da değil İstanbul’da da tartışma konusu. Bu tartışmalar iktidardakilerin muhafazakar görüşleri ile orantılı olarak da gündeme gelmekte. Örneğin Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu öğretim görevlisi, heykeltraş Gürdal Duyar’ın denizden çıkan ve arkaya uzanarak saçlarını savuran “Güzel İstanbul” isimli yedi tonluk çıplak kadın heykeli o zamanki Başbakan Yardımcısı Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve İçişleri Bakanı Oğuzhan Asiltürk tarafından“müstehcen” ve yakındaki genelevle ilişkili bulunmuştu. Heykel nihayet İçişleri Bakanlığı tarafından bir vinçle bulunduğu Karaköy Meydanından Mart 1974’te kaldırıldı. Yıldız Parkının bir ucuna konuldu. Avrupa’da neden sokaklarda çok heykel var da Türkiye’de yok diye sorarsanız bu zihniyet yüzünden olduğunu unutmamalısınız. CHP MSP koalisyonun ilk çatlağını da bu heykelin sökülmesi oluşturmuş sonra Hükümetin MSP kanadı bundan sonra bira yasağını getirmiş arkasından da Milli Sanayi Hamlesi ile ortaklık çatırdamıştır. “Güzel İstanbul” güzel olmasının yanısıra bir siyasi iktidarı çatlatacak kadar da güçlü çıkmıştı.

Türkiye gündemini bir süre işgal eden heykel konusu yine Ankara’da ortaya çıkıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 1994’de, “Böyle sanatın içine tükürürüm” diyerek müstehcen bulduğu ve Altınpark’dan kaldırtdığı heykel, heykeltıraş Mehmet Aksoy’a ait. Aksoy’un “Periler Ülkesinde” adını taşıyan ve Şahmeran hikayesinden yola çıkarak yaptığı kanatlı bir melek heykelidir. Yani yine bir heykel yine “müstehcen” bulunur. Burada bir cehalet de sözkonusu. Aslında melekler cinsiyetsizdir. Onun için resim ve heykellerde meleklerin adap yerleri görünmemesi için bir örtüyle kapatılmıştır. Fatih Sultan Mehmet‘in İstanbul’u fethi sırasında kiliselerde meleklerin hangi cinsiyetten olduklarına dair büyük tartışmalar yaşandığı rivayet edilir. İslamiyette ise Hristiyanlıktaki gibi bu tür tartışmalar yaşanmaz. İslamiyette insan tasviri resim ve heykel olarak da yasaklanmıştır.

Konumuza dönersek Aksoy, heykelin kaldırılmasından sonra yasal süreci başlatıp tazminat talebinde bulunur. 1998’de, Ankara Altıncı Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını Yargıtay Kasım 1998’de onaylar. Ve heykel sessizce Altınpark’taki kaidesine konur.

Bir diğer ilginç heykel konusu ise Kars’da yaşanır. 2006’da AKP’li Kars Belediyesi heykeltıraş Mehmet Aksoy’a kenti kuşbakışı gören Üçler Tepesine konulmak üzere ” İnsanlık” temalı bir heykel siparişi verir. Belediye Meclisi de heykelin yaptırılması konusunda karar alır. Ancak 2011’de Kars’ı ziyaret eden Başbakan Erdoğan heykeli “ucube” olarak niteleyip yıkılmasını isteyince Kars Belediyesi yıkım kararı alarak bu iş için bir ihale açar. İhaleyi 270 bin TL’sına alan şirket yıkıma başlar ancak bu sırada İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alır fakat bu karar da mahkeme yoluyla durdurulur. Bireysel başvuru hakkını kullanarak Anayasa Mahkemesine (AYM) müracaat eden heykeltraş Aksoy’un bu başvurusu beş yıl sonra gündeme alınır. AYM, Aksoy’a tazminat ödenmesine ve Aksoy’un ifade ve sanat özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verir. Başbakan Erdoğan’a tazminat davası da açan Aksoy’a mahkeme 20 bin TL tazminat ödenmesine karar verir. Aksoy sonunda heykelinin parçalarını alarak bir TIR’la nakleder. AYM kararının gerekçesi oldukça kapsamlı. Okumanızı öneririm.

Kaybolan heykeller, özellikle saldırıya uğrayan Atatürk heykelleri Türkiye genelinde çok sayıda. Çoğu duyarlı yurtdaşlar tarafından bu heykeller resimlenerek gazete ve televizyonlarda teşhir ediliyor. Onun için sokaklarda, toplumsal olaylarda resim ve video çekiminin yasaklanmaması gerekiyor. Bu heykelleri korumak için kamera sistemi kurmak da şart.

Sanata önem veren gelişmiş ülkelerdeki ilkokul ve lise öğrencilerine tarih derslerinin yanı sıra estetik ve güzel sanatlar derslerinin verilmesinin nedeni kültürel mirasa ve sanata saygılı bireyler yetiştirmek. Oralarda heykellerin çalınması veya kaybolması neredeyse Hükümet krizine yol açabilir. Bizde de insan haklarına, sanata ve doğaya saygılı yurtdaşlar yetiştirmek için gerekenleri acilen yapmalı, eğitim başta olmak üzere koruma kanunları güçlendirilmelidir.

Önceki İçerikSiyasette karikatür savaşları..
Sonraki İçerikDünya Basın Özgürlüğü günüydü ama kutlayamadık
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here