Kaybolmak

1

Kuşkusuz kaybolmanın pek çok şekli var ve bu tanımlama bir şekilde o kayboluşların tümünü kapsamaktadır; o yüzden sanırım neyi anlatmak istediğimin adını koymazsam bu anlaşılmayacaktır. 

Ben insanların kendi düşüne labirentlerinde kayboluşlarını anlatmak istiyorum. 

Elbette düşünce kendi başına bir labirent değildir, onu bir labirente çeviren şey olaylarla ilişkisinde çözüm odaklı varlık gösterirken şeylerin ondaki yansımalarının birbirleriyle çelişmesi ve o çelişmelerin düşün dünyasında ona bir çıkış yolu vermemesinden ötürüdür.  

Çözümsüz insan kaybolan insandır, çünkü gidecek yolu bulamamıştır ve gidecek yolu bulamayan insanın nedeni ise yine o birbirleriyle çelişen yansımalar arasından bir çıkış bulmamasıyla ilgilidir.    

Düşünce, çözüm odaklı olarak yol giden insanın yörüngesini bulduğu veya çizdiği kadarıyla aydınlatan bir ışıktır; ötesini, yani düşünce çözülmeyeni de yine çözülenlerin ışığında doğrulamaya çalışarak yoluna devam eder.  

Düşüncenin handikabı arzunun onu harekete getirmesi ve arzunun da çözümü hemen, şimdi istemesidir. Olayların handikabı ise doğrulanmaya ihtiyaç duymasıdır; o nedenle genelde olayların doğrulanmasında sabır çekenler kaybolmayanlardır; sabrı çekmeyenler ise olaylarla bağlarını koparmak zorunda kaldıkları -veya kopardıkları- için kaybolanlardır. 

Demem şu ki, kaybolmak istemiyorsanız sınanmış bilimsel verileri gerinizde bırakmayınız, referanslarınız o veriler olsun, velev ki o konuda elinizde yeterli referansınız yok, o zaman sabır çekmelisiniz, yoksa arzunuz yol gitmek olsa da varacağınız yer muhtemelen varmayı umduğunuz yer olmayacaktır.    

İnsanın kendi düşünce labirentlerinde kaybolmasının nedeni çözüm istemesi ve hemen “şimdi olsun” demesidir; sabır çekmeyenin yol gitmesi ise doğrusunu isterseniz genelde sapıtmasına veya yolunu kaybetmesine karşılıktır ki, yolunu kaybetmek yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi kaybolmak anlamına gelmektedir  

İnsanların temel handikabı bir problem çözenin bin problem çözdüğünü düşünmesi ve çözmüş olduğunu var saydığı problemi de diğer sonsuz sayıdaki problemlere referans alma yoluna gitmesidir.  

İnsanın sapıtması ve kendi doğrusunu dogmalaştırarak ona inanması problemi de bu çözdüğünü var saydığı problemi diğer problemlere icbar etmesinden gelmektedir. 

Bu, diğer bir ifadeyle tek yönlü okuma ve okuduğu alanda derinleşirken kendisini hayatın diğer gerçekliklerinden kopmakla ilgili bir neticedir.  

İnanın evinde, elinde tespihiyle zikir çekerken sekiz İsrail uçağını düşürdüğünü söyleyen meczubun yaptığı da depremi Manisa’da Van’a kaydırdım diyen meczubun yaptığı da bundan farklı bir şey değildir, ikisi de inanma ve tek yönlü alakanın getirdiği bir gerçeklikten kopma halidir.   

İnsan her şeyi öğrenebilir mi, bilinmez ama hemen şimdinin bir karşılığı yoktur, kaldı ki insanın bilgisi genelde ilgisine göredir ve ilginin yönlü olduğunu göz önüne aldığımızda da kimsenin her şeyi tüm olasılıklarıyla birlikte kavraması bir olasılık olarak görülmemektedir.  

İnsanın ilgisinden dolayı kendi alanında kaybolması ise kaybolmanın en ilginci olsa gerek ki, insan genelde bildiğini düşündüğü sularda kaybolur, çünkü özgüveni olan şansını daha cesur bir şekilde kullanır ve doğrusu şansını kullanan kaybolmaya en yakın olanıdır.  

Bu, genelde bildiğine inanan kişinin neticeyi o temelde beklemesi nedeniyle gelen bir sonuçtur; oysa inanç burada yolu aydınlatan bir meşale bile değildir, inanç yalnızca elinde meşale tutanın enerji kaynağıdır, yani kişi yol gidecekse önce bir yol pusulasına ihtiyacı vardır, inancı ise beklediği neticeyi almayı umması ve yol alırken damarlarında kuvvet bulması nedeni.  

Demem o ki, kişi kaybolmak istemiyorsa Majilerin dediği gibi “…  bilimden hızlı davranmamalı ki aşırı adımlar atmasın” çünkü bilimin sınadıklarından öte hiçbir veri sınanmış değildir ve sınanmamış her veri kötü bir hayal kırıklığının sebebi olabilir. 

Elbette bilinenin bir sınırının olması insanın bilme arzusuyla bir uygunluk halinde değildir, insan bilinmeyenin semalarında da özgürce kanat çırpmak istiyor, ama sorun şu ki, aklın sırtında yaşamın sorumluluğu var ve ondan olsa gerek ki konacak için bulduğu her dal için yeni bir gerçeklik tahayyülünde bulunabiliyor ve yeni bir doğma inşa ederek yaşamını baştan sona o doğmaya göre düzenleme yoluna gidebiliyor. 

Kolay değildir, bu hayatın baştan sona yeni bir gerçekliğe göre ifadesi demektir ve böylelerine anlatılması zor olan ise bir gerçekliğin olmadığı, insanların onu ihtiyaçları gereği kendilerinin uydurduğudur. 

Tabii insanın uydurması ve uydurduğuna inanması gerçeğini yabana atmayın, çünkü gerçekte insanın bir tek mucizesi var, o da uydurduğuna inanmasıdır. 

Yoksa insan inançsız ne yapardı? 

1 YORUM

  1. Güzel başladı, iyi de gidiyordu fakat;

    “Demem o ki, kişi kaybolmak istemiyorsa Majilerin dediği gibi “… bilimden hızlı davranmamalı ki aşırı adımlar atmasın” çünkü bilimin sınadıklarından öte hiçbir veri sınanmış değildir ve sınanmamış her veri kötü bir hayal kırıklığının sebebi olabilir”

    cümlesi tıkadı, yol bitti. daha yazının ortasına yeni gelmiştik ama yolu kapatan dev bir kaya yığını yüzünden devamını göremedik. devamında ne vardı acaba?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here