Kayınpeder-damat bir olup ekonomide işlenmeyecek en büyük günahı da işlediler..

0

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), video konferans yöntemiyle toplantı. MYK’da orman yangınları ve mücadeledeki durum, göçmenler, ekonomi ve Covid-19 salgını ele alındı.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi. “Bu son yangınlarda gördük ki; orman yangınlarıyla mücadele etmesi gereken yöneticiler, görevini layıkıyla yapmamış.” diyen Öztrak, şunları söyledi:

“Değişen iklim koşullarını, yeni riskleri dikkate alan, uzun vadeli bir Yangın Önleme Stratejisi hazırlamamış. Yine gördük ki bölgemizdeki diğer ülkeler, havadan yangın söndürme işini, yandaşlara ihale edilecek ticari bir iş olarak değil; kamu görevi olarak ele almışlar. Kendilerine ait, havadan yangın söndürme uçan filolarını, devletin bünyesinde hazır etmişler. Burada bir yönetim ve organizasyon açığına izin vermemişler. Bizde ise kişisel egolar, devlet aklının önüne geçmiş. Tarım ve Orman Bakanı ihale şartnamesiyle oynamış. Sadece Türkiye’de değil, İsrail’de, Gürcistan’da yangınla mücadele eden, Türk Hava Kurumu’nun ateş kuşlarını; beş damacana eksik su atıyor diyerek, söndürme ihalelerine sokmamış. Elimizdeki uçakları, Etimesgut’ta öylece çürümeye terk ettirmiş. Ülkeyi 20 yıldır yöneten Erdoğan hükümetleri, kendi itibarlarını parlatmak için 13 uçan saray alırken, Türk Hava Kurumu’nun uçaklarını hurdaya çıkarmış. Türk Hava Kurumu’nu borca batırmış, malını mülkünü de yandaşlara peşkeş çekmiş. Milli servetimiz ormanlarımızı koruyacak, yangın söndürecek uçan araç ihtiyacını, düzensiz yıllık ihalelerle, eksik gedik teminlerle çözmeye çalışmışlar. Sonuç, karşımızda duran korkunç bilanço. 20 yılda yanan orman alanı, 10 günde yandı. ‘Türkiye’yi uçuracak’ denen, ucube tek adam vesayet rejiminin, zamanında uçuracak uçak bulamamasının, milletimize maliyeti bu.

Şu son tecrübe gösterdi ki, bunların ‘yangında ilk kurtarılacaklar’ listesinde; ormanlarımız yok. Tarlalarımız, bağ ve bahçelerimiz yok. Köylerimiz, evlerimiz yok. Erdoğan hükümetleri için ne olursa olsun, ilk kurtarılacak şey cakaları, sarayın sözde itibarı. Kendi beceriksizlikleri ve kifayetsizlikleri nedeniyle, yangın kontrolden çıktı ama ‘Türkiye’ye yardım’ yazan herkesi, suçlu ilan ettiler. Neden? Çünkü Erdoğan’a göre yardım istemek, ‘Türkiye’yi fakir fukara gösteriyormuş.’ Ormanlarımız yandı, kül oldu. Bunlar hala işin cakasında. Yangının hemen başında; ‘Envanterimizde yangın söndürme uçağı yok’ diyen, kifayetsiz Tarım ve Orman Bakanı, dün çıktı, ‘Yunanistan’a uçak göndermeyi değerlendiriyoruz’ dedi. Beyefendi milletin aklıyla alay ediyor. Son marifetleri de yangın bölgelerine gönüllüleri sokmamak. Gökyüzünde devletinin yangın uçağını, yeterli helikopterini göremediği için binlerce gönüllü yurttaşımız, tırnağıyla toprak kazıdı. Avuçlarıyla su taşıdı, ormanına sahip çıktı. Gönüllü, kahraman evladımız Şahin Akdemir’i, genç yaşında alevlere kurban verdik. Biz bu gönüllülerimizin hepsine minnettarız. Ama Erdoğan bu cesur yüreklere teşekkür etmek yerine, gönüllülerimize yasak getiriyor. Neden? Beceriksizlikleri ortaya çıkmasın, yetersizlikleri anlaşılmasın diye. Biz bu yangında büyük çaba ve emek harcayan, orman işçilerimize, itfaiyecilerimize, gönüllülere, mücadelenin tüm isimsiz kahramanlarına, bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz. Yangında yaşamını yitiren yurttaşlarımıza, Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz. Allah bir daha böyle acılarla Türkiye’yi sınamasın.  Hele bu beceriksiz hükümet iş başındayken hiç sınamasın.

ORMANLARIMIZ BUNLARIN RANT İŞTAHINA EMANET EDİLEMEZ

Ne yazık ki Erdoğan şahsım hükümeti elinde, ülkemizde gün geçmiyor ki, yeni bir skandal patlamasın, yeni bir felaket yaşanmasın. Artık şunu hepimiz öğrendik. 20 yıldır ülkeyi yönetenlerin sevdiği tek yeşil var. O da doların yeşili. İşte maden için talan edilen Kaz Dağları’nın hali ortada… Taş ocağı ve HES için perişan edilen Karadeniz yaylalarının hali ortada. Ormanın dirisine saygısı olmayanların, ormanın ölüsüne saygısı olur mu? Elbette olmaz. O nedenle yanan ormanların, Erdoğan tarafından imara açılmaması için, hepimiz azami dikkati göstereceğiz. Sayın Genel Başkanımız bu mücadelede, önderlik yapacağına zaten söz verdi. Ama bu konuda toplumsal hassasiyetimizi de hiç gevşemeden, en üst seviyede tutmalıyız. 2007’de Muğla Milas’ta Güvercinlik koyunda yangın çıktı. Ardından da yangın olan alana üç tane otel konduruldu. Ne Anayasa dinlendi, ne de vicdan? Peki, o dönemde Muğla Orman Bölge Müdürü kim? Bugün Orman Genel Müdürlüğünün helikopterine binip, yanan ormanları inceleyen AK Parti Antalya Milletvekili. Kuzu kurda, ormanlarımız da bunların rant iştahına emanet edilemez. Kısa dönemde takipçisi olacağımız diğer bir husus. Zararların eksiksiz tazmini. Bu işler öyle, felaketzedelerle pazarlık yaparak olmaz. Kim, yangında ne kaybettiyse, tastamam kendilerine geri verilmesi gerekir. Yanan bölgelerin demografik yapısının değişmemesi için Muğla’nın köylerinde ve Toroslarda yaşayan yurttaşlarımızı, ata yurtlarında tutmak için her tedbir mutlaka alınmalıdır. Bu dönemde bir çağrımız da yurttaşlarımıza… Özellikle Muğla, yerli turistin rağbet gösterdiği bir ilimiz. Yangın nedeniyle otel rezervasyonlarında önemli iptaller olduğunu öğreniyoruz. Orada bulunun belediye başkanlarımızın da ricası bu. ‘Artık yardım göndermeyin. Ne olur, tatil planlarınızı değiştirmeyin, otel rezervasyonlarınızı iptal ettirmeyin, iptal ettiklerinizi de yeniden yapın.’ Orta ve uzun dönemdeyse, çok daha zorlu görevler bizi bekliyor. İnşallah ilk seçimden sonra bunları yapmak da bize nasip olacak.

Bu sene ciddi bir kuraklıkla karşı karşıyayız. Kuraklık nedeniyle, Orta Anadolu’da buğday ve arpa üretiminde verim kaybının yüzde 50’den fazla olacağı tahmin ediliyor. Peki, hükümet her yıl artan kuraklık riskiyle ilgili olarak, bugüne kadar ne yaptı? Allah var. 2017’de kuraklık yönetimiyle ilgili olarak, beş yıllık bir eylem planı hazırlamış. Ama o gün bugündür plan var, eylem yok. Ekonomi, sınırlı kaynakları en etkin ve verimli şekilde kullanma bilimidir. Bir tercih yaptığınızda diğer tüm tercihlerden tüm seçeneklerden vazgeçmiş olursunuz. Şatafatınız için 13 uçak alırsanız, yangın söndürmek için alınacak uçaklardan vazgeçersiniz. Yine sınırlı kaynakları, ‘talan İstanbul Projesi’ne’ aktarmaya kalkarsanız, gıda güvenliği için son derece önemli olan sulama projelerinden vazgeçmek zorunda kalırsınız. Erdoğan 20 yıldır ülkeyi yönetiyor ama Güneydoğu Anadolu Projesi, 20 yıldır bitmedi. 2019’da biteceği sözünü verdiler. Hala bitiremediler. Bu projeye göre, 18 milyon dönüm tarım alanının sulaması hedeflenirken ancak 7 milyon dönüm arazi sulanabildi. Gerçekleşme, hedefin neredeyse üçte birinde kaldı. Konya Ovası Projesi deseniz o da evlere şenlik. Eylem planları, master planlar havalarda uçuşuyor ama Konyalı çiftçilerimizin çoğu su bekliyor, Güney Doğu Bölgemiz, Konya ovamız kuraklıkta kavruluyor… ‘Erdoğan Hükümetleri’nin 20 yıldır yaptığı tercihler ortada. Varsa yoksa cukka, varsa yoksa yandaş, varsa yoksa rant, varsa yoksa şatafat. Bunlar milleti unuttu, halini görmüyor, sesini duymuyorlar. Eğer milletin sesini duysalardı, Tarım Kredi Kooperatifleri, bu pandemide, bu kuraklıkta, çiftçilerimizin traktörünü bağlamaz, tarlasına haciz göndermezdi. Temmuz ayı geçti ‘Tarım Tefeci Kooperatiflerinin’ hacizleri yine başladı.

Hükümetin başı, bakanları, AK Parti’nin grup başkanvekilleri; ‘temmuz ayında ekonomimiz uçacak, Almanya’sı, Fransa’sı, Amerika Birleşik Devletleri çatlayacak’ diyorlardı. Temmuzda gördük ki ekonomi değil ama fiyatlar uçtu. Hayat pahalılığı, TÜİK’in makyajlı verileriyle bile rekor üstüne rekor kırdı. Yine Hazine Nakit Dengesi açıklandı. Temmuzda Hazine’nin açıkları da uçtu. Rekorlar kırdı. Temmuzda Hazine’nin nakit açığı uçtu. 67,9 milyar lirayla rekor kırdı. Faiz harcamaları hariç nakit açığı da uçtu. 46,2 milyar lira ile bir başka rekor kırdı. Temmuzda faiz harcamaları da uçtu. 21,7 milyar lirayla yine rekor kırdı. Erdoğan sözde faize karşıydı ama faiz lobileri en çok onun döneminde abat oldu. Hazine’nin sadece faiz değil, kur riski de bu dönemde şahlandı. Bugün Merkezi Yönetim borç stokunun, yüzde 58’i dövize endeksli. Kayınpeder-damat bir oldular, ekonomide işlenmeyecek en büyük günahı da işlediler. Kendi milletinden bile dolarla, avroyla borç almaya başladılar. Bunların yerliliği, milliliği işte bu kadar.

DEVLET, ERDOĞAN’IN KAPALI KAPILAR ARDINDA NE GÖRÜŞTÜĞÜNÜ BİLMİYOR

Sınırlarımızın hali ortada. Sınır sınırlıktan çıktı, kevgire döndü. Sınır hani milletin namusuydu? Rus jetini birkaç kilometre sınırımıza girdi diye siz düşürmediniz mi? Gerçi işin astarı yüzünden pahalıya çıkınca, işi FETÖ’ye yıkan da siz oldunuz. Yetmedi bir de Ruslardan özür dilemek için, 2 buçuk milyar dolar verip hala kullanamadığınız S-400’leri aldınız ama şimdi Afgan erkeklerinden oluşan taburlar, ellerinde tek bir çanta bile olmadan geçiyor, akın akın Türkiye’yi istila ediyor. Hükümet nerede? Ülkeyi kim yönetiyor? Taliban ele geçirdiği bölgelerde, tüm hapishaneleri boşaltıyor. Bununla ilgili görüntüler sosyal medyaya düşmeye başladı. Yarın öbür gün bu hapishane kaçkınları, bizim şehirlerimize dayandığında ne yapacaksınız? Bu millete nasıl hesap vereceksiniz? Daha bir hafta önce sarayın iletişim başkanı, ‘Türkiye kimsenin bekleme odası değil’ demişti. Dışişleri Bakanlığı, ‘yeni bir göç krizine izin verilmeyecek’ diye söz veriyordu. Ama, şimdi Erdoğan ne diyor? ‘Mültecileri almaya devam edeceğiz.’ Devletin kurumları başka konuşuyor, Erdoğan başka… Anlaşıldı ki devlet, Erdoğan’ın kapalı kapılar ardında, ABD ile ne görüştüğünü bilmiyor. Konuşulanları bir tek Erdoğan biliyor. Bir de devlet teamüllerine aykırı olarak, toplantıya alınan Kavakçı’nın kızı… Anlaşılan Erdoğan ABD ile bir olmuş, Türkiye’ye kontrolsüz göçmen akınını kabul etmiş, teşvik ediyor. Amerika’sı, Almanya’sı, Avusturya’sı, Belçika’sı, Erdoğan’ın sırtını okşasın, parayı versin yeter; varsın ülkemiz işgal edilsin. Türkiye Avrupa’nın mülteci gettosuna dönüşsün. Bu arada, sınırlarımız kevgire dönmüşken Milli Savunma Bakanı da çıkmış, ‘Kabil Havalimanı’nın işletmesiyle ilgili görüşmeler sürüyor’ diyor. Mehmetçiğimiz ne zamandan beri, başkalarının havalimanını işletiyor Sayın Akar? Bu millet Mehmetçiğine bugün sınırda ihtiyaç duyuyor. Siz gitmişsiniz Kabil’de, egemen güçlerin taşeronluğuna soyunmuşsunuz. Gürbüz, genç Afgan erkekleri kaçıp, İstanbul’a gelecek; benim Mehmetçiğim Afganistan havalimanını savunmak için Kabil’e gidecek. Bu çirkin becayişi, bu millet içine sindirmez. Burası Türkiye Cumhuriyeti. Kendinize gelin. Uyardık, uyarıyoruz… Ülkemizde gayrı resmî rakamlarla 5 milyon Suriyeli var. Bir de bunun üstüne yüz binlerce Afgan gelirse, bu terazi bu sıkleti çekmez. Madem bu ülke güçlü bir ülke, madem beyefendi bu işin finansını iyi biliyor, o zaman yapılacak bellidir. 3-5 milyar avroyu Avrupa’ya verelim. Milyonlarca Suriyeliyi, Afganlıyı oraya gönderelim. Böylece; ülkemizin demografik yapısı, sosyal dengeleri çok büyük bir tehditten kurtulsun. Türkiye ekonomisi düşük teknoloji, düşük gelir tuzağına takılıp kalmasın. Çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği kurtulsun.

Sabah akşam, beka diyen Sayın Bahçeli’ye de sormak lazım. Ortağınız, Türkiye’nin en önemli beka meselesinde, milletimizi sırtından hançerliyor ama sizden gık çıkmıyor. Bu içinize siniyor mu? Buna sessiz kalmak, suça iştiraktir. Bugün buna sessiz kalan, yarın millete dönüp ‘ben milliyetçiyim’ diyemez. Çok açık söylüyorum. Bu meselede herkes yaptıkları kadar, yapmadıklarından da sorumludur. Milletimiz kendisine ihanet edenleri ve işbirlikçilerini sandıkta paket yapıp tarihin tozlu sayfalarına göndermeyi de çok iyi bilir.

Türkiye bir yanda orman yangınlarıyla, diğer yanda kontrolsüz göç dalgasıyla sarsılırken, bir başka sinsi düşman, Covid-19 salgını, toplumsal sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. Yeni vaka sayılarında dünyada ilk 10 ülke arasına yeniden girdik. Günlük vaka sayılarında mayıs başına, Günlük vefat sayılarında haziran başına döndük. Günlük vefat sayıları 100’ün üzerine çıktı. Dün itibariyle, iki doz aşısını olan yurttaşlarımızın sayısı, 29 milyona ulaştı. Bu, toplam nüfusun yüzde 35’i civarında. Toplumsal bağışıklık kazanmak için, nüfusun yüzde 70’nin aşılanması gerekiyor. Yani nihai hedefin ancak yarısındayız. Oysa aşısı tamamlananların nüfusa oranında, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 50, Yunanistan’da yüzde 51, Almanya’da yüzde 54, İtalya’da yüzde 55, İsrail’de yüzde 62 oranlarına ulaşılmış durumda. Bu rakamlar aşılamada geri kaldığımızı ortaya koyuyor. Bir ay sonra okullar açılacak. Milli Eğitim Bakanı değişti. Giden Milli Eğitim Bakanı neyi yaptı, neyi eksik bıraktı, neden ayrıldı? Gelen Bakan hem bunu hem de bu eksiklerin giderilmesi için ne yapılacağını açıklamalıdır. Türkiye salgın döneminde, okulları en uzun süre kapalı tutan ülkelerden biri oldu. Türkiye’nin bu eğitim dönemini de kaybetme lüksü yok. Aksi halde kayıp kuşak riski daha da artacak. Bu nedenle okullardaki öğretmen ve personelin aşılanmasında bir sıkıntı varsa, bunlar mutlaka ivedilikle giderilmelidir. Velilerimiz, yeni atanan Milli Eğitim Bakanından bu konularda açıklama bekliyor. Salgın yeni varyantlarla, başka ülkelerde de hız kazanmış görünüyor. Bu nedenle ülkeler arasında, veri paylaşımı konusunda şeffaflığa ihtiyaç var. Suudi Arabistan dün, umre vazifesini yerine getirmek isteyen vatandaşlarımızı ülkesine kabul etmeyeceğini açıkladı. İngiltere ise Türkiye’yi kırmızı listede tutmaya devam ediyor. Gerekçe, dünya standartlarında veri paylaşımı yapılmaması… Ne yazık ki Sağlık Bakanı bu konuda sabıkalı. ‘Vaka’ dediler, ‘hasta’ dediler. Rakamları kararttılar. Yine 2020 ölüm ve ölüm nedeni istatistikleri, TÜİK tarafından yayımlanmadı. Anlaşılan vefat sayılarında mızrağı çuvala sığdıramıyorlar. Şimdi tüm dünya salgın verilerimizi kuşkuyla değerlendiriyor. Hep söylüyorum. Güven ruh gibidir. Terk ettiği bedene bir daha asla geri dönmez. Artık Sağlık Bakanına da Erdoğan şahsım hükümetine de güven kalmamıştır.

YÜREKLİ BİR SAVCI DANIŞMANIN İFADESİNİ ALABİLECEK Mİ?

Güven demişken, hafta sonu sarayın danışmanı müteveffa Burhan Kuzu hakkında, bazı ciddi iddialar yeniden gündeme geldi. Bu iddialar yenilir, yutulur cinsten değil. Bu konu hakkında bazı şahitler de ortaya çıktı. Burhan Kuzu kimin üzerinden kimin aracılığıyla iş takip etmiş, Burhan Kuzu’nun danışmanı çıktı açıkladı. Şimdi yürekli bir savcı çıkıp da bu danışmanın ifadesine başvurabilecek mi? Artık yapılması gereken, yönetimdeki çürümüşlüğe son vermektir.”

Öztrak, sorulara da yanıt verdi. Sefalet endeksinde Türkiye’nin son yılların en yüksek rakama ulaşmasının sorulması üzerine Öztrak; “Ülkemizde 9 milyondan fazla işsizimiz var. İşsizlerimizin sayısı 101 ülkenin nüfusundan fazla. En yüksek enflasyona sahip 15 ülkeden biriyiz. Üretici ile tüketici fiyatları arasındaki makas, hiç bugüne kadar görmediğimiz biçimde açılmış vaziyette. Ortada ciddi program olması lazım. Güven veren yönetim olması lazım. Böyle bir yönetim iş başına gelmeden, bu göstergelerin daha da kötüleşmesini izlemeye devam edeceğiz” dedi.

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın “Partim beni nasıl durduracak?” çıkışı yapması ile ilgili soruya Öztrak, “Tanju Özcan görevinin başında, çalışmaya devam ediyor” yanıtını verdi.

CHP’nin, cumhurbaşkanlığı adaylığı için eski AKP’li Mehmet Şimşek ile görüştüğü iddialarının anımsatılması üzerine Faik Öztrak, “İddianın ortaya atıldığı kanal CNN Türk. Bugün bu soruyu soran kanallar ise neredeyse havuz medyasının tamamı. Manzara açık. Saraydan ellerine, kendilerinin çalıp oynayacağı senaryo verilmiş. Bunun üzerinden yeni bir suni gündem harekatı başlatmaya, milletin asıl gündemini çalmaya çalışıyorlar. Allah akıl fikir versin. Başka bir şey söylemeye gerek yok” dedi.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here