Kazanmanın Tek Yolu

1

Barış Pınarı Harekâtında yedinci gün…

Reuters’e göre sabah saat dokuz buçuk civarlarında Tel Abyad ilçesindeki PKK/PYD-YPG’nin bayrağı indirildi ve Türk Ordusu yoğun obüs saldırısıyla kenti temizledi. Ve 2014’de önce IŞİD tarafından işgal edilen kent, ABD’nin desteği ile temizlenmesinin ardından 2015’de bu seferde PKK/PYD-YPG tarafından işgal edilmişti. Bugün Arap ve Türkmen’leri tehdit eden bu unsurlar ilçeden kaçarak, Türk Ordusuna kenti teslim etmişlerdir. Sabah saatlerinde Akçakale’den duyulan sesler şu saatlerde öyle sanıyorum ki yerini sessizliğe bırakmıştır. 

Basında çıkan Akçakale’den olması muhtemel bir saldırı bambaşka yerden başlayarak “baskın” niteliğini göstermiş ve bugünkü askeri başarıya sebebiyet vermiştir. 

Evet, başarılıdır. Ancak bu operasyonun bu “başarı” kısmı sadece askeri olarak sayılabilir. Siyasi olarak bunun ne kadar başarılı sayılacağı, ilerleyen günlerde yazılı ve görsel basında çıkacak olan sivil kayıplar, sivil yerleşim alanlarına verilen zararlar ve bu zararların telafisi ile belli olacaktır. 

Bu operasyonda “başarı ve başarısızlık” sizlerin de fark ettiği gibi iki şekilde olacaktır; “Askeri” ve “Siyasi”. Askeri başarı ve başarısızlık ayrı konulardır, siyasi olan ise apayrıdır. İkisi de farklı uzmanlıklar ve farklı uzmanlar gerektirir. Birinde başarılı olup, diğerinde kaybederseniz bu iş olmamış demektir. Mutlak zafer için, her ikisinde de “şüphesiz” ve “şaibesiz” başarı şarttır.

Askeri olarak başarı matematikle belirlenir. Rakamlarla… İlerlediğiniz bölge, verilen askeri kayıplar, ele geçirilen terörist sayısı (ölü ya da diri) ve gelmiş olduğunuz nokta. Bu maddeler neticesinde “askeri başarı / başarısızlık” belli olur. 

Fakat “Siyasi Başarı ve Başarısızlık” çok daha farklı, karmaşıktır. Sebep – Sonuç ilişkisi dışında birçok mikro ve makro değişken vardır. Asla rakamlarla ifade edilemezler üstelik. Tek bir hata ile her şeyi berbat edebilirsiniz örneğin. Tek bir fevri çıkış size pahalıya patlayabilir mesela… Nasıl ki; AKP’li Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın bahsettiği “Fetih” gibi… Fetih neydi? Fetih ne demekti? İşte böyle bir çıkış yaparsanız o zaman “Başarı ve Başarısızlık durumu” değişir. Eğer bu bir “Fetih” ise işler o zaman kötü demektir. Ve şu an karşımızda olan tüm dünya, o zaman karşımızda durmaya devam etmeye ve bu inatlarını, kendilerince uyguladıkları yaptırımları hayata geçirmeye kalkarlar. Hakları da vardır.

Bugün Çin de operasyonları durdurmamızı söyledi. Filistin kınadı. Kralları öldüğünde “Milli Yas İlan Ettiğimiz” Suudiler zaten çoktan sildi bizi… Ümmet sanıyorduk oysa biz hepimizi… Meğer öyle değilmişiz. Kandırılmışız yine… Almanya ve İngiltere silah satışını durdurdu. Keza Çekya da öyle. ABD, bazı sert önlemlerini açıkladı. Hem de oldukça sert önlemler! Bir Alman otomotiv şirketi yapacağı yatırımları durdurma kararı aldı.

Reklam

Sosyal medyayı ciddiye alırsak bizi destekleyen tek Avrupa ülkesi sanırım Macaristan… Bundan da çok emin değiliz. Katar, Azerbaycan, Pakistan ve Venezüella dışında bizi destekleyen kimse yok. Çünkü siz amacınızı direk belirliyorsunuz; “Fetih” yani “İşgal” yani “İlhak”. Onlar da bunu ciddiye alıp diyorlar ki “Siz İşgalcisiniz”… Haksızlar mı? Siz kendiniz bahsediyorsunuz “Fetih”ten ve sonra diyorsunuz ki; “Hayır efendim öyle bir şey yok!” Bu ne kadar inandırıcıdır? Bu ne kadar isabetli bir diplomasidir? 

Biz bu operasyona “Fetih” dersek yani bir toprak parçasına zorla, savaşla, kan dökerek girip, işgal edip, mevcut yönetimi yıkıp, tüm yönetimi elimize geçirirsek ve durum buysa, amaç buysa, bu kadar ülkenin karşımızda durması normaldir. Çünkü şu çağda artık “fetih” – “işgal” – “ilhak” bir anlamda insanlık suçu sayılmaktadır.

Yıllardır İsrail’le neden kavga ediyoruz? “Çık Filistin’den İşgalci İsrail” diyoruz? Onlar da kendi dinlerince; “Vaat edilmiş topraklara” karşı bir Fetih yapmıyorlar mı? Onlar Fetih yapınca “işgal” biz yapınca “haklı” mı oluyoruz? Yani Fetih, bu yüzyılda hangi kültüre, inanışa ve yaşam tarzına bakılırsa bakılsın, yanlıştır! 

Ama bizim amacımız bir “Fetih” bir “İşgal” ve bir “İlhak” değildi. Bizlere de böyle denmedi mi? Bu olmadığını ilk günden beri yine aynı isimlerden defalarca duymadık mı? Peki, o zaman neden böyle bir açıklama yapılır? Kendi siyasi tabanını hareketlendirmek için, bu kadar basit bir gaye uğruna, kendi terminolojilerindeki heyecan uyandıran bir kelime olan; “Fetih”in dünya kamuoyunda bizi nasıl zor durumda bıraktığı nasıl düşünülmez? Bu nasıl ciddi bir hatadır böyle? Bize zaten “İşgalci” diyorlardı, bu “Fetih” kelimesiyle bunu diyenleri onaylamış olmadık mı? 

Oysa bizim orada olma amacımız; “Yıllardır ülkemizi yiyip – bitiren terör sorununu kökten çözmekti.” Ve bu bizim sonuna kadar hakkımızdır. Bu operasyon da, bu amaçla başladığı için haktır ülkemiz adına! Buna engel olmak isteyen kim varsa karşısında dururuz, durmaya da devam ederiz. Her türlü yaptırımlarına da direniriz! O zaman dirayetli duruş gösteren herkesin yanında dikiliriz ulus olarak! Amaç bu olunca her bir fert siyasi görüşünü, fikrini, zikrini, dinini ve onları farklı yapan her bir etkeni itekler. Biz bir olmayı, kutsal olan tek bir ülkü etrafında toplanmayı bilen bir ulusuzdur! Ve amacımız; kendi masum milletimizin yıllardır canını yakmış olan “terör sorunu” ve onun uzantıları PKK/PYD-YPG ‘yi sonsuza kadar yok etmek” ise bu kesinlikle haklı bir amaçtır! Ve bunun için yapılacak her eylem, duruş, operasyon ya da harekât, onurumuzdur!

Yani biz orada yukarıda dediğimiz gibi “fetih” amacıyla değil kendi ulus güvenliğimizi tehdit eden “terör” amacıyla varız. İşte burada daha da hassas olmalıyız. Hassasiyetimiz; bizi siyasi olarak ya bir başarıya götürecektir ya da içinden çıkılması güç, onarılması imkânsız arızalara. Öyle hastalıklara sebep olur ki bu durum, belki geçmişte olduğumuz “Hasta Adam”dan daha da beter halde yataklara düşebiliriz. Dikkat etmemiz gerek ağzımızdan çıkan her kelimemize… Özellikle karar alıcı merkezlerin. Kimsenin siyasi çıkarına, beklentisine ve amaçlarına göre bir milletin geleceği ile oynanmaz! “Fetih” kelimesi de korkarım ki bu amaca hizmet etmektedir. Bunun günahı da vebali de çok büyüktür! 

Başarımızı ancak ve ancak, amacımızın samimiyetini tüm dünyaya gösterdiğimiz anda ilan edebiliriz; “Bakın sizin de gördüğünüz ve beyhude olarak beyan ettiğiniz üzere biz buraya “işgal”e değil terör sorununu kökünden bitirmek için geldik” diyerek. Ve hızla bu operasyonu nihai hedefine ulaştırmamız lazım. Bölgedeki PKK/PYD-YPG terör unsurlarını olabildiğince çabuk etkisiz hale getirmemiz şarttır. Ordumuzun buna gücü vardır. Bu operasyon uzadıkça amacımızın bu olduğu konusunda kendi halkına karşı bile güven duygusunu kaybedecektir mevcut yönetim. Bırak ki, dünyayı buna ikna etsin. 

Hızla bu operasyonun bitmesi sonucunda dünyaya yapacağımız; “Türk Ordusunun, artık o bölgede kalmasına, savaşmasına ve kontrolü elinde tutmasına hiç bir sebep kalmamıştır. PKK/PYD-YPG terör unsurları tamamen temizlenmiştir. Ordumuz güven içinde topraklarına dönmeye başlayacaktır. Suriye ulusuna, kendi kader haklarını kendileri belirleme konusunda başarı ve şans diliyoruz” İşte o gün, bu açıklama yapıldığı gün; bizi “işgalci bir güç” gören tüm dünya, utanıp elleriyle yüzlerini kapatmak isteyecektir. Hatta bulundukları yere kendilerini gömmek isteyenler bile çıkacaktır. Ve şunu diyeceklerdir: “Türkler, gerçekten terörden bıkmış – usanmış bir millet olarak dediklerini yaptılar! Savaşın başladığı ilk günden bu yana hepimizi, tüm dünyayı karşılarına aldılar. Ve dediler ki; “Amacımız terör sorunu.” Hiçbirimiz inanmadık! “İşgalcisiniz” dedik. Onlar görünen o ki; terörü bitirmişler. Ve o bölgeyi işgal etme güçleri bile varken, onurluca geri çekilip Suriye’nin yönetimini Suriye’ye bırakacak kadar da “modern – çağdaş ve hümanist” bir milletmiş. Utanmamız gerek!” 

Reklam

Bunu dedirtmenin, kazanmanın tek bir yolu vardır: Bu operasyonu hızlıca, tek hedefimiz olan; PKK/PYD-YPG terör unsurlarının etkisiz hale getirilmesine ulaştırmak. Bunu yaparken sivil hedeflere çok titiz – ihtiyatlı davranmak ve sivil kayıpları minimumda tutmak. Yerel halkı kızdırmamak, kendimizden nefret ettirmemek… Diplomasi kanalını ve bu kanaldaki krizleri “akıllıca – barışçıl ve nazikçe” çözmek. Hayal dünyasından uzak durmak; “nükte etmiştir, bu bir şakadır” ile “ciddi yaptırımlar” arasındaki farkı görebilecek kadar gerçekçi olmak, hayalperest durmamak. Ve “Gazi” ordumuzun her bir neferinin, “Teröre karşı yürüttüğü bu operasyonda” milletçe yanında durmak, arkasında olmak, gerekirse kendimizi siper etmektir! Başka da bir kazanma yolu gözükmemektedir! 

Ve günü geldiğinde de; Suriye topraklarında bir tane bile terör unsuru kalmadığında, bize “işgalci” diyenlere “gülümseyerek” yavaş ve emin adımlarla ülkemize dönmek. Amacımız bu değil mi zaten? Eğer amacımız buysa, kazanmanın yolu da oldukça basittir. Hız ve onurluca bir yürüyüş…

1 YORUM

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here