- Kadir Has Üniversitesi’nin ‘Kadın’ raporu açıklandı - 29 Mart 2022
- KÜSTÜM ÇİÇEĞİ VE ASLAN AĞZI - 29 Mart 2022
- Rusya Ukrayna krizi nereye gidiyor? - 29 Mart 2022
Kekeme zamanların silüetiydi düşen sulara, dil çaresizlikler giyinmişti yerlere sürünek etekleri kirlenmişti, gözden düşeli çok olmamıştı daha iki dostu da onu terk etmişti…
Herkesin bir bahanesi vardı kendine göre, haklı bir gerekçesi, sokaklar tutulmuştu göz gözü görmüyordu canım dediğinde canın çıksın diyenler çoğunluktaydı. Kekeme zamanlardı söylemek istediğin anlaşılmaz anlaşılan zamana ayak uydurmazdı.
Hayatın dokunulmazlıklarındaydın ne garip ticaret yapmayanların bile ticari kaygılarının olduğu bir memleketti burası kimse emek vermezdi ama herkes emeği bilirdi bütün söylenenler onun üstüneydi, acıyı yüreklerinde duymayanların, ölümü yakınında görmeyenlerin, yokluğu, esareti, direnmeyi bilmeyenlerin başka gözler ve hayatlardaki acıları kendi yaşamış gibi anlatmaları çevreden yükselen vah vah yazık olmuş nidalarında kendilerine örtünecek umut ve yaşam payı çıkarmaları da bundandı sanırım…
Bir sabah erken önünüze konan bir öğünlük kahvaltı değildir acı. Sizi gitgide saran anlattıkça sizi daha derinden yaralayan küçüldüğünüzü sandığınız anları biriktirip kimseye anlatamadıklarınızı anlattıklarınızın yaşamınızdan yavaş yavaş eksilip gitmesiydi.
Dostluk dedikleri sanırım sanrılara, korkulara, karabasanlara yenilen anlamı olmayan bir sürü insanın ona anlam kazandırmaya çalıştığı bir iç düzüşmeydi.
Her şey çok kolay söylenir olmuştu ve nasıl kolay söylendiyse o kadar kolay ve basit çözümleri vardı insanların, bu sayfa kapanınca her şey biter kapatılan sayfalar kirlenmiş miydi, ya da kirletilmesine izin mi vermiştik. Bunlar uzun sorgulamalara, pişmanlıklara eleştirilere yer bırakmayacak kadar kısa ve gerçek öykülerden oluşan zaman dilimleriydi.
Şimdi herkesin yer değiştirmeye boyut değiştirmeye çalışıp, kaçmaya uğraştığı KEKEME ZAMAN lardı öncesi ve sonrası olduğunu unuttuğu söylediklerinin altı çizilmeden üstü karalandığı saniyelere fazla gelen yılların dolduramadığı boşluklarda varmış gibi görünen aslında hiç olmamışlar mıydı ki….
Kekeme zamanlar yeni başlayacağım bir dizi gerçek yaşam öyküsünün belki de bendeki gün yüzüne çıkışların somut ve nesnel akışına soyut olmayan imgeleri katmak için çırpınışlarımdaki yazılan her şeyi içeren ve okudukça pek çok yüreğe ok gibi saplanıp kalacak acının tadını ve sevincin rengini değiştirebilecek psişik öyküler manzumesi olarak ölümsüzlüğe adım atan öykülerin başlangıcındaki sessizlik olarak kalacak ..
Pek çok yaşanmışlık öyküleşecek, kanatlanacak küçük uçmaya duran bir serçe gibi gelip avuçlarınıza konacak…
Mehmet Uzunun (yitik bir aşkın gölgesinde) kitabını okuyordum kekeme bir zamanda korkak ürkek tavşanlara havuç rendelerken, onları tilkilerden korumak için dikenli teller örmeye çalışan kekeme sözcüklerin yetersiz kaldığını anlamıştım.
Karsınızda sizin gözlerinize bakmadan sesinizi duymadan yanındayım diyenlere dostuz diyenlere, aslında onların kendilerini kandırdıklarını o saydam beyazlığın arılık ve durulukla alakası olmadığını, o ışık huzmesinin onları değişik bir boyuta taşımak için küçük bayram şekerleri olduğunu anlatamayan kekeme bir alfabenin, arasına sıkışan bir ayraçtı kelimeler kekeme zamanları örselemeden, örselenmeden geçemeyeceğimiz hiç bir yol yok muydu, bir çözümü olmalıydı muhakkak…
Susmayan telefon ne anlatırdı bir diğer ucundan gelen yabancı ve kaba Türkçesiyle size ‘kimsin’ diyen sizi arayan ama kim olduğunuzu bile bilmeyen birine ne diyebilirdiniz. Kimliğinizin fotokopisini gönderemezsiniz, o hiçtir çünkü.
Kekeme zamanlarda belki de olmazlar, onmazlar, yokluklar, yok edilişler, burdayım deyip orada hiç olmayanlar.
Döneceğim deyip dönmeyenlere, siz konuşsanız da duyup ses vermeyenlere.
Bir hayattan neler çıkabileceğinin kısa bir öyküsü olacaktır hala neden anlamsızlıklara anlam katmaya çalıştığıma da anlam veremediğim.
Bu kekeme zamanda artık sözcüklerin dili çözülsün istiyorum, herkesin söyleyecek bir şeyi olmalı ki, içimin kurşunları menzilini bulabilsin, ki sol gösterip sağ vuramadığımız bu hayat bizi bir kere daha nakavt edemesin.
Bildiğim tek gerek bu kaygılar benim değil biliyorum.
Sevgi ve saygılarımla …
9:36 14/10/2013
Mustafa Gülcan












