Kemal Öztürk özeleştiri demiş, aman ha! İnsanı afaroz ederler…

0

Suçu başkalarına atmak, düşmanlar belirleyip onları hedef tahtasına oturtmak en temel insani tavırdır. Sosyal çevreden, eğitimden, ahlaki ve dini değerlerden nasibini alamamış insanlar için normaldir, bu davranış şekli. Ama eğer hakkında konuştuğumuz insanlar, kendilerini müslüman olarak tanımlıyorsa, en temel insani davranış konusunda daha temkinli olmamız gerekir.

Neden mi?

Çünkü müslüman dendiğinde aklımıza gelen: Akıllı, düşünceli, diğergam, mütevazı, her gece uyumadan önce kendini hesaba çeken, kul hakkına önem veren, bir delikten ikinci kere sokulmamaya özen gösteren, basiretli inanmış kişidir.

İslam’ın nasıl bir düşünce yapısı olduğunu tefekkür eden müslüman kişi, bireysel ve toplumsal ibadetleri düşünerek, toplumsal alanda hakkına tecavüz ettirmediği gibi başkasının hakkına da tecavüz etmeye yeltenmez.

Gazeteci dostumuz Kemal Öztürk, islam dünyasının özeleştirici ihtiyacına vurgu yaparak, cehaletin müslümanlar için en büyük tehlike olduğunu dikkatli bir şekilde ifade etmiş.

Ne kadar sevindim, yazısını okurken.

Demek ki; Yeni Şafak gazetesinde de özeleştiriden, tefekkürden ve cehaletten bahseden yazar arkadaşlarımız var diye düşündüm.

Şimdi aklınıza şu gelmesin: ‘Tabii canım, her yerde bunlardan bahseden yazarlar var’.

Hayır, her alanda bunlardan bahseden yazar yok.

Bunları yazarken, bulunduğunuz nokta önemli.

Tarafsız, dincilik yapmadan, bir tarafı kayırmadan, objektif yazılar kaleme alan yazarlar yok malesef!

İslam’ı koruma adına objektif olmayan yazıları sürekli okuyoruz.

Ama orta çizgide olup, doğruyu yazmaya çalışanlar, ne acıdır ki; ya REFORMİSTLİK’le, ya VATAN HAİNLİĞİ’yle, ya da AJANLIK’la suçlanmaktalar…

İslam dünyasının özeleştiri ihtiyacını dile getirdiğimizde, muhalif kalem olmakla suçlanıyoruz. Şimdi merak ediyorum, acaba Kemal Öztürk’ü ne ile suçlayacaklar?

Öğrenmeye kapalı müslümanlar, en iyi müslüman olarak kendilerini gördükleri için, sanki kendilerini peygamberden daha müslüman sanmaktalar.

Bu tip müslümanlar, milli görüşçü-tarikatçı-grupçu zihni ile İslam’ı anlayanlar. Bu tip insanları çevrenizde sürekli görebilirsiniz.

Kemal Öztürk yazısında açıkça dile getirmiş, ama çok doğal olarak hep genel tanım ve terimleri kullanmış. Normaldir. Yoksa kallavi müslümanlar taşa tutarlar.

Şarlatan hocaların, sahte şeyhlerin, hurafeci tarikatçıların, cehaletin dibini boylamış cemaatlerin, ahlaksız din adamlarının, yalancı, hırsız, düzenbaz müslüman tiplerin sorumlusu kimdir?

Sanıyorum, kendisi de aslında sorduğu sorunun cevabına vakıf ama açıkça dillendirmeye çekinmekte.

Ben kendisine yardımcı olayım:

Şarlatan hoca kimdir?

Arap ülkelerinde birkaç dönem lise yada üniversite okuyup, kendini hoca diye lanse eden. Hocalık makamını rant olarak görerek, bu konumdan maddi-manevi kazanç sağlayan. Toplumun karşısına çıktığı zaman şov yapmak için, ilahileri-sureleri-kasideleri şarkı söyler gibi teganniyle okuyan. Dini duyguları sömürmek için, sürekli dincilikten dem vuran. Dinleri birbiriyle dövüştürür gibi İslam’ı diğer dinlere galip kılmaya çalışan. Hristiyanlığı ve Yahudiliği sürekli kötüleyerek, ‘onlardan olanları dost edinmeyin’ diyerek yalan konuşan cahiller. (Ayette geçen DOST değil, VELİ kavramıdır. Bu kavram da İslam hukukunda önemli bir terimdir).

Sahte Şeyhler kimdir?

Mistik yönü ön plana çıkararak, insanları korkutarak, uzakdoğudaki-Kabaladaki gibi ortak mistik dünyayı sadece İslam’da varmış gibi sunan. ‘Bana Hz. Peygamber rüyada gösterildi’ gibi İslam-dışı bir söylemi dillendiren ukela ve şımarık psikolojisi bozuk kişiler. Asıl ERMİŞ, ermiş olduğunu kesinlikle göstermediği halde, müritler uçursun diye kendinde ruhsal üstünlük göstermeye çalışan. Takvadan dem vurup, cüppe-sakal-sarık edebiyatı ile kendini İslami gibi sunmaya çalışan. Havada uçan uçakları durdurabilen üstadlar var diye insanları kandıran düzenbazlar.

Hurafeci tarikatçılar kimdir?

(Hurafe: Batıl inanışlar, menkıbe, efsane, dinde olmayan asılsız inançlar ve hikayeler)

İslam ile alakası olmayan evliya, ermiş, seçilmiş kişi, peygamber hikayeleri ve menkıbeleriyle insanları kandıranlar.

‘Siz hiç düşünmez misiniz, akletmez misiniz?’ ayetlerine rağmen, akıldışı-saçma-gayri İslami hikayelerle İslam’ı yaşanan hayattan uzaklaştıranlar.

Akla ve bilime uymayan saçmalıkları kendilerine hedef alıp, bütüm bu saçmalıkları DİN’miş gibi sunmaya çalışanlar.

Her ibadet için uydurulmuş dualarla insanları dindarlaşmaya ve zihinlerini uyuşturmaya çalışanlar.

‘Bizim şeyhe gelmiş-geçmiş bin yılın ilmi verilmiştir’ diye inanan insanlar yığınıdır.

Cehaletin dibini boylamış cemaatler kimdir?

Cehalet, İslam’ın en büyük mücadele ettiği haldir, bilgisizlik halidir. Cehalet içinde olmak namaz kılmamaktan, oruç tutmamaktan, kurban kesmemekten kısaca bütün ibadetleri yerine getirmemekten çok daha kötüdür.

Cemaatlerin cehalet içinde olması, bir bakıma aslında normaldir. Neden mi?

İslami cemaat adı verilen yapılar, anormal durumların ürünü olan, İslam’a ters toplumsal gruplardır. Cemaat ismi veriliyor diye, bunları İslami kabul etmek safdilliktir.

Bireysel alanda İslam’ın yaşanması yani bireysel İslam ve toplumsal alanı kapsayan hukuk prensipleri ile çalışan hukuksal İslam vardır.

İslami cemaatler, kendini İslammış gibi göstermeye çalışan yapılar olduğu için, cehalet içinde olmaları normaldir.

Müslümanlar, başta açıkladığımız şekilde olsalardı, düşünürler ve şuna karar verirlerdi:

‘Bireysel İslam’ı şahsımızda, ailemizde yaşarız. Toplumu ilgilendiren alanlarda İslam hukuku geçerlidir, bu yüzden cemaatler İslam’a terstir. Bu bakımdan tabi olmam yanlıştır’.

Yalancı, hırsız, düzenbaz müslümanlar kimlerdir?

Bu tip insanların kendilerini müslüman olarak tanımlamaları sebebiyle olumsuz sıfatlarını İslam’la bağdaştırmak kendi kararlarıdır.

Bu konuda da, bizim bir yorum yapma hakkımız yoktur, kendi kararlarıdır.

Her gece yatarken yaptıklarını gözden geçirmek zorunda olan müslümanların, özeleştiriden bu kadar uzak olmaları, kimse kusura bakmasın ama, İslam’dan uzak olduklarının işaretidir.

Namaz kılıyor olmak, İslami söylemi alışkanlık haline getirmek, dinci görünmek MÜSLÜMAN olmak değildir.

Geniş coğrafyaya yayılmış müslüman ülkeler bu şekilde sürünüyorlarsa, bu onların ne kadar İslam’dan uzak olduklarının delilidir.

Sevgi ve bilgiyle kalın…

[Not: İkinci yurdumuza ulaşmak için yolda olacağımdan dolayı Cumartesi günkü yazımı gönderemeyeceğim. Bilginize sunarım.]

 

Önceki İçerikKürt Ordusuna Katılan Yabancı Askerler
Sonraki İçerikTürkiye’den Almanya’ya iltica başvuruları arttı.. Yüzde 22’si kabul edildi
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here