Kendini bilmek

0

Bir insanın kendisini bilmesi olasılığı var mı?

Muhtemelen herkesin bu soruya kendisince bir cevabı vardır ve çoğu cevap birbirinin aynısı değildir, zira bu kişinin olayı alış biçimine bağlı olarak farklılıklar gösterebilir.

İnsan kendisini mi bilecek yoksa kendini kendisinden eden şeyleri mi?

Zira çoğu insan kendisini bilmeyi anlatırken tam olarak kendisini kendisinden eden şeyleri anlatır.

Aslında belki de ilk sorumuz şu olmalıdır: 

Kendini bilmek nedir?

Sonuçta insanlar bunu belirli bir şeye göre değil, onlarda anlamlanmış herhangi bir şeye göre alma ve izah etme yoluna gidiyorlar ve konu hakkında bilgileri ilerledikçe izahları da gelişiyor veya değişiyor.

Bilgeler kendini bilmeyi kendini idrak veya kendisinin farkına varma şeklinde alıyorlar ki, bu iki çıkarsama arasında neredeyse hiçbir bağ yoktur; zira bilmek olmakken, farkına varmak ayrımsayabilir duruma gelmektir.

Diğer yandan, insanlar zaten kendilerinin idrakindedirler, sorun o idraki neye göre alındıklarıdır.

İnsanların kendilerini şeylere göre almaları ve şeyler üzerinden bir tanıma kavuşturmaya çalışmaları ise kullanılan en yaygın yoldur.

Öte yanda, şeylerin idrakinde olmayanın kendisinin idrakine varması da bir koşul değildir, çünkü sonuçta kişi kendisini tanımlarken şeylere göre tanımlamaktadır veya daha değişik bir ifadeyle şeyler olduğu için kendisini ifade etme şansı bulmaktadır. 

Yani kişi aslında şeylerle olan ilişkisi gereği kendisini tanımlama şansını yakalamaktadır.

Bu da demek oluyor ki, şeyler olmasa kişinin kendisini tanımlaması ve bir ifadeye kavuşturması şansı da olmayacaktı.

O zaman kişi için kendisini tanımlaması şansının şeylerle olan ilişkisi gereği mümkün olduğunu söyleyebiliriz.

Buna özellikle insanlar arası ilişkileri de dahil etmeliyiz, çünkü bu ilişkiye ikinci kişinin dahli olmasaydı bunun umuma ifadesi de söz konusu olmazdı.

Hem zaten bir ilişki iki farklı kişi için bir anlam değerine sahipse bu onu bilindik veya bilinebilir bir ifade değeri yapar. 

Buna bilindik diyorum, çünkü bilindik olmasaydı bir ifade değeri olmazdı; yani kişisel bir ifade değeri mutlak bir kendini bilme olsa da onu bilme şansımız yoktur.

Demek istiyorum ki, kendini bilmenin bizde bir karşılığı yoksa onun bir kendini bilme olduğunu söyleyemeyiz, ama bu kendini bilme belirli şeylere dairse, o zaman onu anlama ve hakkında bir yargıya varma şansımız olabilir, çünkü direkt veya dolaylı bizde o şeyin muhatabıyız.

Ama tabii bilgeler bizim gibi düşünmüyor, onlara göre bu şeylere göre kendini bilmedir, “gerçek kendini kendisini idrakten geçmektedir” derler”. 

Naçizane fikrim ise; şeyler olduğu için kendimizin idrakine sahip olduğumuzdur.

Diğer yandan bilgeler belirli bir düşüncenin insanı kendisini bilmeye götürebileceğini söyler ki, bana göre bunun belirli olması şart değildir, zira her düşünce o kapıya gitmek için bir yol olabilir, yani buna sınırlama getirmenin bir mantığı yoktur. 

Bu tıpkı Japonya’ya en hızlı gitmek için doğudan veya batıdan gitmeyi seçmeniz gibi bir şeydir; kaldı ki, varacağınız yerin mesafe sınırı hakkında bir şey bilmiyorsanız o yola doğudan veya batıdan bitmiş olmanın sizde bir karşılığı yoktur, çünkü bunu ancak denedikten sonra bir fikir beyan edebilirsiniz. 

Yani demek istediğim elinizde bir veri yoksa varma konusunda geliştirdiğiniz her fikir yalnızca bir seçenektir.

Ama yolu biliyorsanız -bilginize göre- bir takdirde bulunabilirsiniz; ancak yolu bilmenize rağmen birileri oraya sizden önce varıyorsa bu onun bilgisinin sizin bilginizden daha derin olduğunu gösterir. 

Kısacası bilgi vasıtayı ve vasıta da varma durumunuzu değiştirebilir.

Muhtemelen çoğunluk gündönümü farkından dolayı doğudan gitmeyi tercih edecektir, çünkü doğu gezegen döngüsünün lehte kullanılması şansını vermektedir. 

Fakat dediğim gibi bilgi ve vasıta farkı her şeyi değiştirebilir, yani örneğin siz doğuyu güzergâh seçmişlerden farklı olarak batı yönünü seçebilir ve varacağınız yere onlardan önce varabilirsiniz, yeter ki vasıtanız ve geliştirdiğiniz yöntem buna uygun olsun. 

Konu oraya hangi yöntemle nasıl varacağımız değildir, ama yine de şu notu düşmemde umarım bir sakınca yoktur; zira doğu size gündönümü farkı verse de eğer vasıtanız uygunsa aslında hiç yol gitmeden de oraya gidebilirsiniz; yeter ki vasıtanız yerçekimini devre dışı bırakacak bir irtifaya çıkabilir olsun, o zaman siz Japonya’ya değil, Japonya size gelecektir.

Bilgeler insanın gerçek doğasından söz eder ve kişinin bu doğasına nüfuz etmesiyle kendisinin farkına varacağını söyler. 

Doğrusu ‘gerçek doğa’ derken onların ne kastettiğini bilsem de o kanıda değilim, zira insan doğası da diğer türler gibi şartlar içinde yapılanmıştır ki; bu yapılanma halen devam etmektedir ve bunun bir yerde durması içinde bir neden yoktur, aksine durması sorun teşkil edecektir.

O nedenle mükemmellik insanın kaderi değildir, bu yalnızca şartlar gereği insanın takip etmek zorunda olduğu veya kaldığı bir yoldur ve insan mükemmelleştiği için her gün biraz daha kendisinin farkına varmakta, kendisini bilme konusunda daha bir ileri gitmektedir.

İnsan her dönem kendisini bilmekten söz etmiştir ve her dönemin bilmesi şartları gereği belirli bir kararlılık göstermiştir, o yüzden dünkü adamın kendisini bilmesi konusundaki kararlılığını göz önüne aldığımda onun için “o bu günkü adamdan daha kararlıdır” diyemiyorum, zira her dönemin kararlılığı kendi bilgisine göredir.

Bilgeler insanların kendi gerçek doğalarına nüfuz etmelerini engelleyen şeyin iradi zayıflıkları, duygusuzlukları ve küçüklüğü görmezden gelerek anlam bindirilmiş ortak değerlere gereğinden fazla bağlılık gösterdiklerini gerekçe gösterirler. 

Bunların farkındalığı körelttiği, iradeyi çözümü belirli şeylerin bilgisi içinde aramaya yönlendirdiği gerçektir, ancak bu genel bir yönelim olsa da tüm insanların aynı şeyi yaptığı değildir, çünkü gerçekten arayışını daha süptil -parçacık- düzeyde sürdürenlerde var; kaldı ki henüz kimsenin elle tutulabilir bir şey bulduğu da söz konusu değildir. 

Gerçek şu ki, insanlığa bugüne kadar elle tutulabilir ne verilmişse onu bilgelik değil bilim vermiştir.

Elbette bilgeliği bilimden soyutlamıyorum, zira bilgeliği bilimden soyutladığımızda bilimi şeylerin bilgisi derekesine düşürür, onu insani olandan koparma hatasına düşeriz.  

Kısacası bilime insani değer ve anlam katan şey bilgeliktir.

Ama biz şimdilik bilimle ilgilenmiyorduk, kendimizi bilmek istiyorduk değil mi?

Tabii bilimi de bilgelikten soyutlamadan. 

Ben öncelikle kişinin kendisini bilmesinin bulmasına ve bulmasının da isteğine bağlı bir seçim olduğunu düşünüyorum, sonuçta bilmek veya bulmak için istemek gerek.

İstek elbette bir dürtüdür, ancak arzulanan şeyi elde etmenin yegane güç kaynağı odur. 

Kişi kendisinde o gücü buluyorsa bu, isteğinde o aşamaya geldiğine işarettir, artık kendinin idrakine varması veya kendisini bulması yalnızca bir teferruattır. 

Ama istek yoksa onun için ne gönüllü olunabilir ne de ona güç bulunabilir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here