Kerbela, Hüseyin, Aşura ve müslümanlar

3

Muharrem ayının 10. günü önemli bir tarih. Şiiler için önemli demeye dilim varmıyor. Çünkü Şii ne, Sünni ne, önce bunları tartışmak ve berraklaştırmak lazım. Muharrem’ın 10. günündeki Aşura adeti sadece Şiilerde değil aynı zamanda Sünnilerde de mevcut. O kadar iç içe ki, neresinden tutup başlasak.

Belki de bu yüzden 1338 yıldan beri bir tarafından tutulup başlanmamıştır.

Zaten internetten okursunuz diyeceğim ama konu o kadar çetrefilli ki, başlasanız ‘imanımdan olmayayım’ der bırakırsınız.

Kısaca aktarmaya çalışayım.

Muaviye’nin oğlu Yezid, Hz. Hüseyin’i ve beraberindekileri Kerbela’da öldürtmüştür.

Neden derseniz. Nedeni ta eskilere dayanıyor. Hz. Osman’ın katillerinin bulunmamasına.

Kim bulacaktı? Hz. Ali.

Bulamadığı için Hz. Osman’ın amca oğlu Muaviye, Talha, Zübeyir ve Hz. Ayşe buna tepki gösteriyorlar.

Bu isimler de öyle böyle isimler değil. Hz. Ayşe, Hz. Ebubekir’in kızı ve daha da önemlisi Hz. Muhammed’in (sav) eşi. Yani bildiğiniz İslam dininin Resulu Hz. Muhammed (sav)…

Başlayan ikilik devam ediyor, artıyor, Muaviye denen siyasi kurnaz zeka halifeliği saltanata (babadan oğula geçme sistemi) çevirene kadar. İşte Yezid de, o Muaviye’nin saltanatla gelen oğlu.

Hz. Hüseyin de, Hz. Muhammed’in (sav)  kızı Fatıma’nın Hz. Ali ile evliliğinden olan oğlu. Yani Peygamber torunu.

Sanırım kısaca anlatabilmişimdir. Çünkü devasa kutsallıkla okuduğumuz İslam tarihinin önemli karakterleri olan kişiler. Ama bu olayları yaşayanlar da aynı kişiler.

Aklınıza şu gelmesin: ‘Okuduğumuz İslam’ın yıldızları başka kişilerdi, bunlar başka kişiler…’. Yok, hayır değil. Aynı kişilerden bahsediyoruz, şaşırmayın.

İki akraba, iki sülale diyebileceğimiz bir durum. O halde konu nedir, illeti nedir derseniz. İşte bunu açıkça söylemek acı ve çok zor. İlleti ‘iktidar ve güç savaşı’. Hz. Hüseyin direk böyle düşünmese de, rahatsızlığı var. Ancak Muaviye, Hz. Hüseyin’de potansiyel iktidar arzusu gördüğü için, onu tehlikeli saymakta. Tıpkı babası Muaviye’nin Hz. Ali’den haz etmeyip, ona isyan başlattığı gibi.

Neticede Muharrem ayında Kerbela’da Yezid’in adamları bir orduyla oraya gelip Hz. Hüseyin ve yanındakilere iki seçenek bırakıyorlar: Ya esir olma ya savaşma. Hz. Hüseyin ve yanındakiler savaşmayı yeğliyorlar ve küçücük bir grup oldukları için hepsi kılıçtan geçiriliyor…

Başka etkenler neler? Sayalım:

-Hz. Ebubekir’in halifeliğinde başlayan ensar-muhacir ayrımı,

-Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali zamanlarında sorun olan Fedek arazisi,

-Hz. Ömer’in suikastla öldürülmesi,

-Hz. Osman’ın halifeliğinde akrabalarını vali yapması ve onlara düşkünlüğü. Onun döneminde ortaya çıkan isyancılar (bu isyancıları çok iyi araştırmak gerek) ve onların Medine’ye kadar gelebilmeleri,

-Hz. Ali’nin arabulucu olması,

-Mervan’ın (Hz. Osman’ın damadı ve kuzeni) ortalığı karıştırması,

-Hz. Osman’ın öldürülmesi,

-Hz. Ali dönemindeki isyan ve fitne (fitne derken, yanlış anlamayın, başka coğrafyadan birilerinin gelmesi değil, gene sahabeler arasında çıkan ikilik, ayrılık ve çıkan sosyal problemin adı)

-Hz. Ali’nin Peygamber’in damadı ve güçlü bir taraf olması, (karşısında Hz. Osman, Zübeyir, Talha ve Hz. Ayşe var)

-Hz. Ali döneminde ‘Sıffin savaşı’, (Muaviye ve yanındakiler)

-Hz. Ali’nin öldürülmesi,

-Kurnaz siyasi deha Muaviye dönemi, oğlu Yezid,

Ve Kerbela ….

Evet, zihniniz karıştı öyle değil mi?

Normal. Neden normal; çünkü zihninizde ideal-realite, kutsal-hayatın gerçekleri, azimet-ruhsat, normal-anormal şartlar ikilemleri oluştu.

Olsun, bunların oluşması çok güzel. Demek ki İslam, namaz-oruç-hac-zekat değilmiş sadece….

Devam edelim: Bugüne geldiğimizde peki kim haklı? Hz. Hüseyin ve o ekol yani Şia mı, yoksa Şia’nın karşı ekolu Sünniler mi? Bilemiyoruz. Çünkü hiçbir Sünni Muaviye ya da Yezid diye isim koymamıştır. Ama Hasan ve Hüseyin çok meşhurdur.

Ama Şia der ki: Ehli Beyt, İmamlar ve o koldan gelenler ‘masumdur’. Yani günahsızdır ve günah işleyemezler. Eee hani Hz. Muhammed kızına ‘Babanın peygamber olduğuna güvenme’ demişti. O zaman ayette geçen ‘…emrolunduğun gibi dosdoğru ol!’ (Hud,112) cümlesi ne demek?

Mehdi, İmam gelecek bizi kurtaracak da der Şiiler.

Bu nasıl bir girdaptır,

Bu nasıl bir çıkmazdır…

İşte bu yüzden müslüman toplumlar çıkar yol bulamıyorlar. İşte bu yüzden mezhep savaşları çok kolay çıkıyor ve genişliyor.

Bir de bunların üzerine müslümanların tembelliğini, okumaya düşman olmalarını, bilimden kaçmalarını, dincilik yapmalarını da ekleyin. Vay halimize..

Üniversite yıllarında sahabeleri abartılı karakterler ve yıldızlar gibi gösterdiklerinde hep sorardım: Peki ya Sıffin, ya Ali-Muaviye savaşı, saltanata dönüşme ve Yezid, güç ve iktidar kavga ve savaşları?

Bana denen şu olurdu: ‘Bu konuları açıp, kurcalayıp müslümanların inançlarını, düşüncelerini bulandırma….’

Aradan yirmi yıl geçti, müslümanların düşünceleri bulanmadı da berraklaştı mı?

Müslümanların düşünceleri, hayatları çok mu iyiye gitti?

Müslümanlar yarım kalan medeniyetlerini taçlandırdılar mı?

HAYIR…. Daha da kötü oldu.

Demek ki, sorunların üzerine gidilmesi gerekiyor.

Müslümanlar tam da bu konuyu çözmeden selamete eremeyecekler.

Kutsallığa bağlamadan, ilahlaştırmadan, masumdur demeden, seyittir-ehli beyttir demeden, açık-net-objektif şekilde olaya yaklaşıp çözümler aranmasının zamanı geçiyor ve geçmekte.

Bu da nasıl olacak?

İslam’ın ne olduğunu düşünerek, İslam hukukuna yönelerek, dincilik yapmadan ve hukuku esas alarak, hurafelere değil ilme önem vererek, ‘güç ve iktidar hırsı o gün sahabelere bunları yaptırmışsa bugün bize neler neler yaptırır, dikkatli ve özenli olmalıyız’ diye özen göstererek, ‘ben ve cemaatim önemli deme noktasından sistem önemli’ noktasına gelerek ve de en önemlisi samimi olarak.

Zihninizi karıştırdığımın farkındayım. Ama İslam’dan bahsediyoruz, bu çok normal.

Namaz, oruç, hac, zekat diye dört ibadete indirgenmiş bugünün müslümanlarının İslam’ı değil bu, Mutlak Varlık olan Rabb’in bize gönderdiği İslam…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikK. Atatürk: “Bütün Ümidim Gençlerdedir”
Sonraki İçerikEmekli müftü Mehmet Gündoğdu soruyor: Bize neler oluyor?
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

3 YORUMLAR

  1. “sahabeleri abartılı karakterler ve yıldızlar gibi gösterdiklerinde hep sorardım” onların abartılı karakter olmaları yıldız olmaları peygamber efendimizi görüp ilahi mesajları ilk elden almaları başka bir sebebi yoktur heralde. peygamber efendimiz bir emri onlara söylediğinde nasıl karşıladılar bunu ne yaptılar nasıl üstesinden geldiler biz nasıl yapacaz bunu düşünmek olay başka bir sebeni yoktur heralde. diğer görüşlerinizede katılıyorum ve sancısını çekiyorum sanırım dinin namaz oruç vb indirgenmesi konusu çok önemli benim içinde…

  2. Bu olayların başlangıç sebebinin sahabelerin adalet anlayişlarindan kaynaklandığını, bir tarafın adalet-i zahir ( geleneksel hukuk) anlayışında olduklari ve bu hukuka göre hareket edilmesi gerektiğine inanmaları, Hz Ali nin ise adalet-i mahza ( Kur’ani adalet)anlayışını benimsedikleri ve kavganın bu anlayış farklılıklarından kaynaklandığını anlatıyor Said Nursi hazretleri risalesinde.

  3. Geçmişi geçmişte bırakmak ne kadar da zor.
    Arabın derdi taa 2018 de bizi bu kadar gerer mi arkadaş?
    Geriyor işte!
    Hadi Arabı geriyor bize ne oluyor birader!

    İslam denen itikad Arabın Araba karşı geliştirdiği bir iktidar mücadelesinin adıdır.
    Bu temaşanın kutsallıkla bir alakası yok.
    Cennetle müjdelenen neredeyse her fani (Ebubekir hariç) daha işin başında katledilmiş.
    İslam peygamberinin nesli onun ölümünden hemen sonra yeryüzünden kazınmış.

    Kaçıp kurtulanlar seyitlik taslayıp duruyorlar.
    Önüne gelen seyitlik mertebesinden kibir, kitle ve tabiki iktidar geliştirip duruyor.
    Birde bu derdimiz oldu.

    Din, iktidar arzusunu mümkün kılmak için geliştirilen ideolojik bir varsayımdır sadece.
    Asıl trajik olan dünyanın bütün varsayımlarını sığ bir Arap düşüncesinin içine sığdırmaya çalışmaktır.
    Allah adlandırması bile kabedeki en büyük putun adı iken.

    Yeryüzünde üretilen deyim, özdeyiş ve atasözlerini topladığımızda dinin varsayımlarını vukufiyetiyle aşar geçer.
    Birde, Tanrıyı bu işe karıştırmayın.
    O bari bize kalsın…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here