Kifayetsiz Mc Carthy’lere Dur Demenin Zamanıdır

1

Anayasanın 28. Maddesi, “Basın Hürdür, Sansür Edilemez” demektedir.
Bununla beraber son günlerde iktidarı eleştiren bir çok basın yayın kuruluşu açık veya örtülü baskı altında.
İktidarın hoşuna gitmeyen haberler Korona Virüsü kadar kötü muameleye tabi tutuluyor.

Tele 1’e, Fox Haber’e, Cumhuriyet Gazetesine hatta Ekşi Sözlük’e dahi katlanamıyor iktidar cenahı… Muhalefete ve onun önemsediği kişi, kavram ve kurumlara her tür saldırı mübah, tersi ise zinhar yasak. Fatih Portakal hedefe kondu, Can Ataklı’ya sürekli bir hücum var. Yasal haklar bile gıdım gıdım veriliyor, Can abi Youtube’da sesini duyurarak zararı azaltmaya çalışıyor.

Haber alma hürriyeti, eleştiri hürriyeti ve mizah hürriyeti tehdit altında…
Tek Parti döneminde, Demokrat Parti döneminde darbe dönemlerinde tanıdık olduğumuz bir tutum 2020’de tekrar kendini anımsatıyor.

AKP gibi neredeyse ülkeyi tek başına yöneten bir parti, istediği tüm yasaları Meclis’ten güle oynaya çıkaran bir parti eleştiriye katlanamıyor.

Bu durumun tek bir gerekçesi olabilir.
“AKP, KENDİNDEN EMİN DEĞİL”
Yaptığı icraatın ve faaliyetin başarısı konusunda tereddütleri var. Eğer öyle olmasa neden eleştirilmekten bu denli rahatsız olsun.

Basın yoluyla yapılan eleştiriler için ağır cezalar, mahkemeler, kapatmalar öngörülüyor. İktidar yandaşı gazeteciler de, bu kervana katılmış durumda.
Farklı söz söyleyen herkesin cezalandırılması bekleniyor.

Kendinden emin olan yaptığına güvenen neden kendisini eleştireni cezalandırmak ister? Elinde zaten basın ve yayın aygıtı da varken bu icraatını anlatır.

Dün rahmetli Özal’ın ölüm yıldönümü idi. Özal 1927 doğumluydu. Ömrü Türk siyasi tarihinin tamamını gözlemek için kafiydi. Özal’ın 12 Eylül darbesinden 90’ların başına getirdiği Türkiye için hayali; “2,5 Gazete” idi. Özal bile tek tip basın öngörmemişti.

Reklam

Bugün ise iktidarı “haksız eleştirmek” gibi uçucu bir kavramla, iktidar partisinin hakim olduğu denetim kurumu muhalif basını sınırlamaya çalışıyor.

Bu dönemin dünyada karşılığı Amerika’nın soğuk savaş döneminde başvurduğu Mc Carthy uygulamaları olabilir.

Senatör Joseph Mc Carthy Şubat 1950’de “İçimizdeki Düşmanlar”ı ifşa ederek dünya tarihine ‘Mc Carthizm’ olarak bilinen dönemin açılışını yapmıştı.

Mc Carthy’nin Amerikan kamuoyunda müthiş bir cadı avına dönüşen uygulamalarından muzdarip olanlar arasında, herkesin tanıdığı isimler de vardır :
Leonard Bernstein, Luiz Bunuel, Orson Welles, Artur Miller, Danny Kaye ve Albert Einstein bunların en tanınmışları. Daha az tanınan ya da hiç tanınmayan binlerce insan Mc Carthy’nin anti komünist histerisi içinde ezilip gittiler, acı çektiler, cezalandırıldılar.

Hollywood film endüstrisi için üretilen bir kara listeye dahil olan hiçbir sanatçıya filmlerde rol verilmedi. Yüzlerce sanatçı sadece komünizm sempatizanı oldukları gerekçesiyle işsiz bırakıldı.

Mc Carthicilik tarihe kara bir leke bıraktı. Albert Einstein’i bile karşısına alan onu suçlayan bu cadı avının en büyük zararı, aslında biraz da Komünizme karşı mücadele eden Amerikan toplumuna olmuştu.

Nitekim Mc Carthy döneminin ipliğini pazara çıkaran gazetecilerden Burrow, bir Hava Kuvvetleri teğmeni olan Milo Radulovich’in Komünistlerle bağının kanıtlanması için önlerine konan zarfı, ne kendisinin ne de avukatının açmasına izin verilmediğini anlatır.

Murrow şu sözlerle durumu tarif etmektedir :
“Muhalifliği bağlı olmamakla karıştırmamalıyız. Her zaman aklımızda tutmalıyız ki, suçlamak kanıt değildir. Yargı kanıta ve hukukun işleyişine dayanır.Birbirimizden korku içinde yürümemeliyiz. Korku bizi mantıksızlık çağına sürüklememeli. Tarihimizi kazarsak bizlerin korkak insanların neslinden gelenlerden olmadığımızı görürüz.”

Reklam

Bu tarihsel söylev aslında geçerliğini hiç yitirmedi.
Mc Carthy sadece hakkı yenen binlerce idealist Amerikalının yaşadığı acılar yüzünden değil, kendi ideallerine yaptığı ağır ihanet nedeniyle de hayırla yad edilmedi.

Belki de buna dair en ilginç saptamayı Komünizmi gerçekten yenen Reagan’ın bir adamı yıllar sonra yapmıştır. Reagan’ın eğitim Bakanı William Bennett, Mc Carthy’yi milyonlarca Amerikalıyı ister Cumhuriyetçi, ister Demokrat, ister Bağımsız olsun birleştiren anti komünist ülkünün altının oyulması ile suçlamıştır.

Mc Carthy gerçek bir problem olan ülke içindeki bağlılığı zayıf Amerikalılara işaret etmiştir. Ama onun yaklaşımı, sevdiğini iddia ettiği ülkeye en büyük zararı vermiştir. O bu tavrıyla anti komünizmin adını lekelemiştir. Sovyetlerin Amerikan kurumlarına sızmasını önlemeye dair meşru çabaları da akamete uğratmıştır.

Mc Carthy öleli 66 sene geçti ama Mc Carthy döneminin dersleri gayet güncel.

AKP kendine güvenini ve bu ülkeye dair sözlerinin geçerliğini muhafaza etmek istiyorsa; her biri birer kıfayetsiz Mc Carthy taklidi olan bu sözde yandaşlarından arınmalı, eleştiriden korkmadan yol almalıdır.

Tarih Mc Carthy’nin baskılarının değil; aklın ve özgür iradenin haklı olduğunu geçmişte ve Amerika’da olduğu gibi, bu ülkede de gösterecektir.

Bana inanmıyorsanız Mc Carthy baskısına karşı şu sözleri eden Einstein’e kulak verin :
“Eğer yeterince insan bu baskılara karşı (hapse girmek ya da ekonomik kayba uğramak gibi) fedakarlık yaparsa başarılı olacaklardır, eğer bunu yapmazlarsa bu ülke kendileri için planlanan kölelikten daha fazlasını zaten hak etmemektedir.”

1 YORUM

  1. Trol orduları tasfiye edilsin diyorsunuz. İyi diyorsunuz da hocam milletin yerine her klik kendi milletlerini yani trol ordularını oluşturmuş ve bütün politikalar bu troller üzerinden şekilleniyor. Meydana getirmek için çok paralar harcadıkları “millet”lerini tasfiye ederlerse kendilerini yalnız hissederler. Bu olmayacak bir şey.
    Benim önerim erken seçim. Bu daha iyi bir fikirmiş gibi geliyor bana ama onu da kimse istemiyor galiba.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here