Kılıçdaroğlu: Hakimler ve Savcılar Alçak Kurulu diyebiliriz

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Yargının siyasallaştığını öne sürerek, tarihten gelen adalet duygusunun perçinlenmesi ve büyümesi gerekirken giderek zemin kaybettiğini belirtti.

Bir kişiye yapılan haksızlığı, zulmü kabul edemeyeceklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Zulme karşı direnmezsek, sesimizi yükseltmezsek sadece ve sadece düşüncelerimizi değil, insanlığımızı da kaybetmiş oluruz.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, Gezi Parkı davasında beraatine karar verilen Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın “nasıl olsa tahliye edileceğim” diye odasındaki bütün eşyalarını dağıttığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Dün onu beraat ettirmeye kalktılar.” dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Yargıya gözdağı veriyor. ‘Sen nasıl onu beraat ettirmeye kalkarsın’ diyor. Kimsin sen? Bu lafı eden insanda adalet duygusu yoktur.” dedi.

Kavala’nın beraat kararının ardından başka bir soruşturmadan dolayı tekrar tutuklandığını anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu mudur adalet, insanlık, hak, hukuk? Buna aklı başında olan kişinin itiraz etmesi lazım. Bunun siyasi yönü yoktur. İnsani, vicdani, ahlaki bir meseledir. Siz bunu sadece siyasetin terazisine koyarsanız yanlış yaparsınız. Biz neden görevden zorla el çektirilen AK Parti’li belediye başkanlarının hakkını savunduk? Adalet için, milletin iradesine duyduğumuz saygı için yaptık. Günahsız, beraat etmiş bir adam için ‘nasıl beraat ettirirsin’ diyor. Ayıp bununla da sınırlı kalmıyor. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, afedersiniz yüksek değil artık, hakimler savcılar alçak kurulu diyebiliriz. Hakimler ve Savcılar Kurulu hemen toplanıyor, o yargıç hakkında soruşturma açıyor. Ondan sonra da biz kalkacağız onlara güveneceğiz. ‘Bu ülkede adalet var’ diyeceğiz.”

“Kimsenin nefes almasını istemiyorlar”

Anayasanın mahkemeler ile hakimlere emir ve talimat verilemeyeceğine ilişkin 138. maddesini okuyan Kılıçdaroğlu, “Bunu Anayasa söylüyor. ‘Bu memlekette anayasaya mı var?’ diyeceksiniz. Anayasa askıda. 20 Temmuz darbe dönemini yaşıyoruz. 12 Eylül darbe döneminde, 12 Mart darbe döneminde hiç değilse savcılar, hakimler vardı. Çok daha ağır bir faşizm düzeniyle karşı karşıyayız. Kimsenin nefes almasını istemiyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir damat İstanbul olayı var. Gitmiş kanal yolundan kendisine 13 dönüm arsa kapatmış. Yer var mı? Var. Tapu, ada, pafta, parsel var mı? Var. Hepsi doğru mu? Doğru. Yalanlayan bir makam var mı? Hiçbir makam yok. Cumhuriyet gazetesi yayınlıyor, hemen ‘yayın yasağı getirdik’ diyorlar. Niçin? Kimse öğrenmesin. Biz, damat İstanbul’un neler yaptığını çok iyi biliyoruz. Gazete, erişim yasağı getirildi diye haber yapıyor. Bu sefer erişim yasağını eleştiren yazıya da yasak getiriyorlar. Allah aşkına bunlar hakim mi Saray’ın köleleri mi? Söylüyorum; bu kararı verenler hakim değil Saray’ın köleleridir.” ifadelerini kullandı.

Reklam

“Man Adası iddialarıyla” ilgili bir belgesel yaptıklarını ve yayın yasağı getirildiğini de anımsatan Kılıçdaroğlu, “O yayın yasağını veren hakimin vicdanı, hakimlik ahlakı var mı? Eleştirdim diye tazminat davaları açıldı. Önce benim davalarımın düştüğü mahkemenin hakimlerini değiştirdiler, yerine Saray’ın hakimlerini getirdiler. Ağır tazminatlara beni mahkum ettiler. Sandılar ki ben geri adım atacağım. Sizin feriştahınız gelse geri adım atmam.” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumanın, haram ve kul hakkı yememenin, vatandaşın hakkını sonuna kadar savunmanın görevleri olduğunu ve siyasetin bunun için yapılacağını söyledi.

“Herkesle kavga ettiler”

Dış politikaya ilişkin geçmişte söylediği sözleri hatırlatan Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “‘Suriye’ye niye girdin, Suriye’deki kavganın bir parçası neden oldun, İdlib’de, Libya’da ne işin var, Mısır ile niye kavga ettin?’ dedim. Bugün Filistin bile bizi desteklemiyor. Bunları Türkiye’nin, mavi vatanda yani Doğu Akdeniz’de daha güçlü olması gerektiğini ifade etmek için söyledim. Herkesle kavga ettiler. Kahramanlık edebiyatı yapıyor. Sen kim kahraman kim? Süleyman Şah Türbesi’ni terör örgütünden kaçıran adama kahraman mı denir?

Egemen güçlerin gösterdiği havucun peşinde koşmayacaksınız. Bu çok önemlidir. Egemen güçlerin gösterdiği havucun peşinde koşarsanız memleketi felakete sürüklersiniz. Türkiye o sürecin içine sokulmuştur. Pinpon topu gibi ‘kahraman Putin’, bir süre geçiyor ‘hain Putin’. ‘Kahraman Trump’, bir süre geçiyor ‘hain Trump’. Allah aşkına sen kimsin? Bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Dışişleri Bakanlığının sağlıklı, tutarlı bir dış politikası yok mu? Bir grup Saray’da oturmuş, dış politika belirliyor. Hiçbirisinin aklı da ermiyor. Defalarca söyledim yine söylüyorum; tek bir Mehmetçiğimizin tırnağı bütün Suriye’den daha değerlidir. Sadece Suriye değil, tek bir Mehmetçiğimizin tırnağı bütün Libya’dan daha değerlidir. Bizim gençlerimiz, çocuklarımız, evlatlarımız… Türkiye’nin çıkarları olduğunda eyvallah ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ordusu, Saray’ın ordusu değildir. Elli sefer söyledim; egemen güçler ateşi kendileri tutmazlar, maşa kullanırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni egemen güçlerin maşası haline getirmek kadar bu ülkeye yapılacak başka bir ihanet yoktur.”

Kılıçdaroğlu, Anayasa’ya göre savaş ilanına karar verme yetkisinin Meclis’te olduğunu ifade ederek, “Niye gelip Meclis’te kapalı oturumda bilgi vermiyorlar? ‘Kapalı olmaz’ diyorlarsa açık oturumda bilgi versinler. İdlib ve Libya’da neler oluyor, bunları öğrenmek zorundayız. Milli iradeyi temsil eden, savaş ilanına karar verme konusundaki tek yetkili organın bilgisi yok. Sonra bize demokrasiden söz ediyorlar.” dedi.

CHP’nin Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruların eleştirildiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eğer biz Anayasa Mahkemesine defalarca gitmeseydik bugün Orta Doğu’da Türkiye çok daha karmaşık, derin sorunlarla karşılaşacaktı.” dedi.

Kılıçdarolu, 2005 yılında Cumhurbaşkanı RecepTayyip Erdoğan’ın başbakan olduğu dönemde “Suriye sınırındaki 216 bin dekar arazinin mayınlardan arındırılması ve 49 yıllığına İsrail’e verilmesine” ilişkin Bakanlar Kurulu kararı çıktığını belirterek, “Şimdi herkes elini vicdanına koyup bir düşünsün, bugün 216 bin dekarlık arazide İsrail olsaydı ne olurdu? İkinci soru bunu kim engelledi? CHP engelledi. Kararnameyi Danıştaya götürdük ve iptal edildi. Erdoğan vazgeçmedi. Suriye sınırındaki 216 bin dekar arazinin İsrail’e 49 yıllığına verilmesi için kanun değişikliği yaptılar. Anayasa Mahkemesine gittik, yine iptal ettirdik. Kim kazandı? Türkiye kazandı.” dedi.

Reklam

“Adalet herkes için geçerli olmalı”

Kılıçdaroğlu, “Derdimiz çok biliyorum. Sorunlarımız giderek katmerleşiyor bunun da farkındayım. Ama bütün bu sorunları aşmak, bu ülkeye baharı getirmek, herkesin huzur içinde yaşamasını sağlamak mümkün. Bu ülkeye adaleti getirmek için de hep beraber mücadele edeceğiz, çalışacağız.” diye konuştu.

Adaletin, herkes için geçerli olması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, dünyanın adalet üzerine inşa edildiğini söyledi. Grup toplantısına katılan hukuk fakültesi öğrencilerine, “Yarın hakim, savcı, avukat olacaksınız. Adaletten şaşmayacaksınız. Adaleti yükselteceksiniz.” diye seslenen Kılıçdaroğlu, adaletin toplumun kaynaşması anlamına geldiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, “Adalet, hak arayan kişinin başvurduğu yer demektir. Adalet, haksızlığa uğrayan kişinin hakkını teslim etmek, egemen güçlerin önünde eğilmemek, hiç kimseden, hiçbir organdan talimat almamak demektir. O nedenle adaleti önemsiyoruz. O nedenle ‘Devletin temeli adalettir.’ diyoruz. Adaletin olmadığı bir yerde devlet olmaz, devletin kurumları ağır ağır çürür. Siz bazen farkında dahi olamazsınız.” değerlendirmesinde bulundu.

Adaleti yüceltmenin, toplumun ana omurgası haline getirmenin, her yurttaşın savunması gereken bir kavram olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu nedenle adalete büyük önem verdiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, adaletin son 18 yılda çok büyük kayıplar verdiğini, adalete güven kaybının yaşandığını, ülkenin en tepesindeki hakimlerin “adalete duyulan güvenin yerlerde süründüğünü” söylediğini iddia etti.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Yargıtay Başkanı’na, Anayasa Mahkemesi Başkanı’na, aklı başında herhangi bir hakime sorun, aynı şeyi söyleyecektir. Adalete duyulan güven giderek ivme kaybediyor. Oysa tek güvencemiz adalet olmalıydı. Haksızlığa uğradığımızda başvuracağımız yer adalet kurumu olmalıydı. Adalet kurumu bizatihi adaletsizlik dağıtırsa orada devlette çürüme başlar. Bunun farkında mı Adalet Bakanı? Elbette farkında. 18 yıl geçtikten sonra, 28 Şubat 2019’da, ‘Yargının sorunlarını çözme konusunda önemli mesafeler aldık. 2019, yargıya güven yılı olacak.’ diyor. Demek ki ondan önceki yıllar yargıya güven duyulan bir yıl değildi. 2019, yargıya güven duyulan bir yıl oldu mu? Hayır. Egemen güçlerin, siyasal yandaşların telkini, baskısı, önerileriyle uyuşturucu kaçakçıları, FETÖ’nün en önemli adamları serbest bırakılırken gariban Harp Okulu öğrencileri hala yargılanıyorlar, hapisteler. Neden? Sayın Bakan, Mart 2019’da da devam ediyor, ‘Türk yargı sisteminde bir ilk olarak tüm hakim ve savcılarımızın bağlayıcı şekilde uyacakları etik ilkeleri belirledik.’ Yani 2019’da bütün savcıların ve hakimlerin uyacağı ahlaki kuralları, etik ilkeleri benimsemişler. ‘Bu ilkeler ile yargı mensuplarına ve Türk yargısına güven artacaktır.’ diyor.”

Türk Yargı Etiği Bildirgesinin maddelerini okuyan Kılıçdaroğlu, “Bu kuralların hepsine herkes imza atar. Aklı başında olan herkes böyle olmasını ister adaletin.” dedi.

Kılıçdaroğlu, bildirgenin sonunda yer alan “Bu bildirge, Türkiye Cumhuriyeti hakimleri ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen bağlayıcı bir belgedir. Hakimler ve savcılar, bu bildirgede belirtilmeyen bir durumla karşılaştıklarında, takip etmeye onur ve vicdanları üzerine söz verdikleri yukarıdaki ilkelerin ruhuna uygun davranırlar. Türk Yargı Etiği Bildirgesi hakimler ve savcıların, adına karar verdikleri yüce Türk milletine ve onun her bir ferdine verilmiş sözüdür.” ifadelerine dikkati çekti.

“Türkiye, dünyanın en büyük avukat hapishanelerinden biri haline gelmiştir”

Kılıçdaroğlu, 25 baronun dün yayınladığı ortak açıklamaya işaret ederek, bunun avukatların yüzde 80’ini kapsadığını belirtti. Kılıçdaroğlu, bildirgede, “Son dönemde, kamuoyunun dikkatle takip ettiği toplumsal önemi haiz davalarda yaşanan hukuksuzluklar ve yürütmenin yargıya doğrudan müdahalesi anlamına gelecek uygulamalar kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır.” denildiğini anımsattı.

Bir grup toplantısında, Hakimler Savcılar Kurulunun (HSK), hakim ve savcılara dağıttığı bir broşürden söz ettiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Orada, ‘Şu konuda karar verirken önce bize danışacaksınız.’ diyordu. Anayasaya, hukuka, evrensel hukuka aykırı bir uygulama. Yayın kimin yayını? HSK’nin yayını.” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, 25 baronun ortak açıklamasındaki “HSK, mevcut yapısıyla tamamen siyasileşmiş ve yürütmenin talimat niteliğindeki açıklamalarını görev addederek bağımsız yargıçlar üzerinde bir baskı mercii halini almıştır.” değerlendirmesinde bulunulduğunu belirterek “Bir anlamda sarayın talimatını, hakime bildiren organ halini almıştır.” dedi.

Açıklamadaki “Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ağır yargı krizini yaşamaktadır.” ifadesine işaret eden Kılıçdaroğlu, “Eğer bu ülkede avukatların en az yüzde 80’i ‘Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yargı en ağır krizi yaşadığı bir dönemden geçiyor.’ diyorsa herkes şapkasını önüne koyup düşünmek zorundadır.” dedi.

Kılıçdaroğlu, açıklamadaki “Türkiye, son yıllarda yaşadığı demokrasi krizi ile dünyanın en büyük avukat hapishanelerinden biri haline gelmiştir.” ifadesini okuyarak, “Ben söylemiyorum; bu ülkenin avukatları söylüyor. Yargının olmazsa olmaz kurumlarından birisi olan savunma hakkını bütün dünyada temsil eden avukatların söylediği bu.” diye konuştu.

“Onları eşya gibi değerlendirmek, taneyle ifade etmek kadar insanlık ayıbı başka bir şey yoktur”

“Şehitlerimizden söz ederken çok dikkatli bir dil kullanmamız lazım.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Çünkü bu ölüm, anlamlı bir ölümdür. Erdoğan, Libya’da şehitlerimiz olduğunu söylüyor, gizlice defnedilmişler. ‘Tabi birkaç tane şehidimiz var ama şunu da söyleyeyim yüze yakın orada o lejyonerlerden etkisiz hale getirdik’ diyor. Onları eşya gibi değerlendirmek, taneyle ifade etmek kadar insanlık ayıbı başka bir şey yoktur. Aynı Erdoğan şehitler için kelle ifadesini kullanmıştı.

İktidar medyası heralde bir talimatla bu tane sözcüklerini oradan özenle çıkarmış. Erdoğan’a sansürü, Erdoğan medyası uyguluyor. AK Parti’nin internet sitesinde de o sözcükler çıkarılmış. Çünkü doğru olmadığını AK Partililer de kabul ediyor. Beyefendi prompterdan konuşmayı kesince ne söylediğini bilmiyor. Şehitler tepesi boş kalmayacak diyor. Beyefendi şehitler tepesi boş durmayacaksa seni kefenle karşılayan gençler vardı, onları gönder oraya. Bir kibir abidesi olarak sarayda oturuyor. Ama ona karşı en gür sesi çıkaran partinin de CHP olduğunu çok iyi bilmekte.

Ayakkabı kutusunda rüşvet alan adam, nasıl olur da büyükelçi tayin edilir? Yarın o adam daha büyük bir rüşvetle devletin sırlarını satarsa ne diyeceğiz? Şimdi Viyana Büyükelçisi atandı. Bir ülkücü kardeşimizin ölümü nedeniyle aranıyordu. Vatandaşlıktan çıktı. Sözde Ermeni Soykırımı’nın tanınması için mücadele etti. Şimdi büyükelçi. Bu büyükelçiliği de sayın Bahçeli’ye armağan ediyorum.

Bir büyükelçimiz daha var Şaban Dişli. 1 milyon dolar rüşvet alan adam. Muammer Güler’in de hakkını yememek lazım. Ona da Washington Büyükelçiliği yakışır. Zafer Çağlayan’ın da saat merakı var en iyisi İsviçre.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here