Kılıçdaroğlu: Hakimlerin bugün iradeleri yok ve baskı altında

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da muhtarlar ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya geldi. “El birliği ile Türkiye’yi aydınlığa çıkarmamız lazım.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Barış ve huzur ortamının olması lazım. Siyaset kurumunun topluma güven vermesi lazım. Devleti devlet yapan; tasada, kıvançta bir arada olmaktır. Elbette ki farklı siyasi görüşlere saygı duymak zorundayız. Beraber, önce milli değerlerimizi bir arada tutmak zorundayız. Siyasetin de asıl amacının bu olması lazım.

Şimdi devletin organlarını nedir? Devletin organlarını bu anayasa belirler. Referanduma sunulmuş ve vatandaşlar da kabul etmişler. Diyorlar ki devletin organları burada var. İlk dört madde zaten, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddeler. Bunlar da tartışılıyor son günlerde ama, o tartışmaların tamamı yapay. Hiç kimse ilk dört maddeye dokunamaz. İlk dört maddenin teminatı Türkiye Cumhuriyeti’nin şerefli vatandaşlarıdır. Bunu herkesin bilmesini isterim.

Şu anda Türkiye çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıya. Neyi kastediyoruz? Var olan hükümet, çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıya. Milli egemenlik dediğimiz bir kavram var. Bütün anayasalarda yer alan bir hüküm var. ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ der. Cumhuriyetin kuruluşunda 1921 Anayasası’nda, ‘hakimiyet bila kaydü şart milletindir’ diye ifade eder. Millet, egemenliğini nasıl kullanacak. Organları aracılığıyla kullanılır. Yetki bir kişiye verilmez. Diyar ki anayasa 3 organ var. Yasama, TBMM; yürütme, cumhurbaşkanlığı ve bakanlar kurulu; yargı, yani hakimler. Üç organ aracılığıyla millet egemenliğini kullanır.

Bunlardan birincisi TBMM. Sizin seçtiğinizi sandığınız milletvekilleri gerçekten de TBMM’de milleti temsil ediyorlar mı? Önemli bir soru. Sizin önünüze gelen ve sizin altına mühür bastığınız listeler, sizin seçtiğini milletvekilleri mi, başkanlarının seçtiği milletvekilleri mi? Siz aslında sandığa gittiğinizde milletvekili seçmiyorsunuz, bir partiye oy veriyorsunuz. Öyle olunca ne oluyor? TBMM’de görev yapan milletvekilleri kendisini seçen organa bağlı oluyor, millete değil. Genel başkanlar ne derse aynısını yapıyorlar. Çoklu organ yetmezliğinden iktidarı kurtarmanın yolu milletin kendi vekilini seçmesidir.

İkinci konumuz. Yürütme. Bakanlar, cumhurbaşkanı. Bunlar yine anayasanın öngördüğü kurallara göre görevlerini yaparlar. Devleti saydam kılarlar. Sizin verdiğiniz her kuruşun hesabı millete verirler. TBMM’nin çıkardığı kanunların gereğini yaparlar. İhale nasıl yapılacaktır kanun belirler, ihaleyi yapan ilgili bakanlıktır. Bu kurumlarda ve ilgili bakanlıkta sorun varsa. O zaman kurumlar görevini yapamaz. Bugün geldiğimiz nokta. Dün önemli bir belge ulaştı. Arkadaşlara söyledim, kamuoyu ile paylaşın diye. Gidiyorsunuz, temel atıyorsunuz. Temel attıktan bir sürer sonra ihale yapıyorsunuz, temeli atan firmaya ihaleyi veriyorsunuz. Olacak şey mi?

Üçüncüsü yargıdır, mahkemelerdir. Mahkemelerin bağımsız olması lazım. Anayasa’nın 138’inci maddesini okuyayım. Hiç kimse makam, mevki ya da kişi yargı yetkisinin kullanılması bakımında mahkemelere talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hakimlerin bugün iradeleri yok ve baskı altında. Bakın şöyle bir uygulamayı düşünün, elinizi vicdanınıza koyun. En altta bir hâkim var, karar veriyor. Karar gider yukarıya, oradan Anayasa Mahkemesi’ne. Anayasa Mahkemesi der ki bu karar yanlıştır düzeltin. Anayasa Mahkemesi’nin karalarını bütün makam ve mevkileri bağlar. En alttaki hâkim, ‘Anayasa Mahkemesi kararını uygulamam’ diyor. O zaman yargıya nasıl güveneceksiniz. Bunu uygulamayan hâkimi de terfi ettireceksiniz. Hakimlik can ve mal güvenliği demektir. Bir haksızlıkla karşılaştığımda ilk başvuracağım yer hakimdir. Orası adalet değil de adaletsizlik dağıtıyorsa o zaman oturup düşünmemiz lazım.

Farklı düşünceleri dile getirmek bir ülkenin büyümesini sağlamak demektir. Atalarımız diyor, ‘akıl akıldan üstündür’ diye. İstişarenin olmadığı yerde bir devlet yönetilir mi? Garip uygulamayı anlatayım size. Sistem değişti, kanun tekliflerini milletvekilleri verecek. Seçildiniz, vekil oldunuz. Geldi birisi dedi ki ‘Ya şu tıbbi cihazlarla ilgili kanun teklifi hazırlar mısınız?’. Ya tıbbi cihazı biliyor musun, nasıl hazırlayacaksın?… Her işi ehline teslim etmeniz lazım.

Kanun teklifini verenler TBMM komisyonlarında hangi kanun teklifinin altına imza attıkların dahi bilmiyorlar. Böyle bir sistem olmaz. Bunları değiştirmemiz lazım. Tutarlı bir sistemi inşa etmemiz lazım. Bir kişiye devlet teslim edilemez. Dünyanın hiçbir yerinde bir kişiye devlet teslim edilmemiştir. Osmanlı’da padişah vardı, vezir ve ulema heyeti de vardı. Devleti bir kişiye teslim etmişiz. Olmaz, yanlıştır. Bizim oturup düşünmemiz lazım, beraber. Bunu düzeltemezsek, sonu felaket olur. Nasıl felaket olur? İşte yaşıyorsunuz zaten. Türk lirasının nasıl erdiğini görüyorsunuz. Nasıl eriyor; en çok milliyetçiyiz, yerliyiz diyen insanların iktidarında eriyor.

Nasıl oluyor da bir hükümet, bir Cumhurbaşkanı kendi vatandaşından dolar üzerinden borçlanır. Senin paran Türk lirası, niye dolar üzerinden borçlanıyorsun. Senin paranın itibarının olmadığını söylüyorsun, zaten. Bu mudur milliyetçilik, milliyetçilik sıradan kavram değildir. Milliyetçi olmak kolay bir olay değildir. Milliyetçilik her şeyden önce kendi ülkesinin çıkarlarını savunmak demektir. Eğer, Merkez Bankası’nda yasa dışı 128 milyar dolar yok edildiyse ve bunun hesabı verilmiyorsa ortada sorun vardır. Dile kolay 128 milyar dolar. Eğer biz 190 milyar doların üzerinde bir faizi Londra’daki tefecilere ödüyorsak, siz ödüyorsunuz, nereye gidiyor bu paralar?

Düşüncesinden ötürü insanları suçlamak kadar yanlış bir şey yoktur. Her düşünceye saygı duyacaksınız. Düşüncesini söyledi diye insanı hapse atarsanız bu doğru değil. Örnek vereceğim. Ortaçağ’da bir kişi çıkıyor. Milyarlarca insan diyor ki dünya düzdür, bir kişi diyor ki ‘Hayır dünya yuvarlaktır’. Yakalıyorlar, engizisyon mahkemesine götürüyorlar… Buyurun dünya düz mü, yuvarlak mı? Bir kişi mi doğruyu söyledi, milyarlarca kişi mi? İstişare kavramını unuttuk, kavga kültürüyle siyaset olmaz. Siz tartışmadan çekiniyorsanız olmaz. Eskiden çıkardı siyasi parti liderleri televizyona, başında saygı değer televizyoncu olurdu. Soru sorardı, hepimiz cevaplardık. Şimdi bu olmuyor, nedir bu düşmanlık, gerginlik. Öyle bir noktaya geldik ki komşumuzun inancını, kimliğini sorgular hale geldik. Ya komşu komşunun külüne muhtaçtır.

Bizler hep birlikte güzel bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. Sizlerin taktiriyle iktidar olduğumuzda Türkiye’ye 6 ayda rahat bir nefes aldıracağız. Hiç kimseyi düşüncesinden, inancından ötürü ötekileştirmeyeceğiz. Benim derdim o ailenin çocuğunun işi var mıdır, yok mudur? Peygambere verilmeyen yetkiyi siyasetçi kullanabilir mi?… Sakarya’da Katar ordusuna peşkeş çekilen tank-palet fabrikası var. İktidara geldiğimizde 1 hafta içinde o fabrikayı Katar ordusundan alacağım, şanlı Türk ordusuna teslim edeceğim. Esnafın bankalar borcu var. Bir hafta içinde faizlerini sıfırlayacağız, ana parayı da taksitlere bağlayacağız. Esnafın kira stopaj borcu var, sıfırlayacağız. Ne demek kira stopajı, zaten vergi veriyor. Çiftçilerin bankalardan ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden aldığı borçların faizlerini sıfırlayacağız, borcu takside bağlayacağız.

Kredi Yurtlar Kurumu’nda çocuklar üniversiteyi okurken para alıyorlar, üniversiteyi bitiriyor. İşi yok. Ama gidip yakasına yapışıyorlar ya çocuk ya babanın. Ya çocuk işi olmadan nasıl ödeyecek. Geri istiyorsun, önce iş vermen lazım. Onu da bir hafta içinde düzelteceğiz. Devlet o çocuğa iş verdikten sonra onun borcu taksitle alınır ya da faizleri silinir.

15 Temmuz şehitleri, Beşiktaş’ta hayatını kaybeden şehitlerimiz. Bu şehitler için toplanan paranı tamamını bir hafta içinde sahiplerine iade edeceğiz. Şartlar ne olursa olsun iktidar olduğumuzda Süleyman Şah Türbesi’ni kendi topraklarımıza dikeceğiz, bayrağımızı da oraya dikeceğiz. İçimde ukdedir. Bir hafta içinde yapmazsam siyaseti bırakacağız. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. Kendi toprağını bırakıp kaçıyorsun. Üstelik karşında bir ordu da yok. Bizim şanımıza yakışmaz bunların tamamını düzelteceğiz.

Şimdi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımak istiyorlar. Bir yeri aldığınızda para basarsınız. Burası bana aittir dersiniz… Şimdi Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşıyorsunuz, Ankaralılar buna izin verecek mi? Yarın bir gün TBMM’yi de taşıyalım diyecekler. Ankaralıların kendi bankalarına sahip çıkmaları lazım. Oraya finans merkezi yapacağım diyorlar. Sen finans merkezini bırak, Londra’daki tefecilerden 83 milyonu kurtarın.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here