Kılıçdaroğlu: Siyaset kirlilikten arınmak ahlaki zemine oturmak zorundadır

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Hatay’da iş insanları ile kanaat önderleri, muhtarlar ve apartman görevlileri ile buluştu.

“Önce apartman görevlisi kardeşlerime değinmek isterim. Sosyal kimlikler üzerinden siyaset yapıyoruz.” diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Altınız bir kez daha çizeyim. Kimlik, bizde genelde yanlış anlanır. Sosyal kimlikler üzerinden siyaset yapıyoruz. Muhtarlar, apartman görevlileri, işçiler, milletvekilleri, devlet memurları, ev kadınları bir sosyal kimliktir. Sosyal kimliğe sahip olanların sorunlarını oturup düşünmemiz ve tartışmamız lazım. Çünkü o kimlik içerisinde herkes var. Her partiden insanların çocukları işsiz. Sanayici dediğimizde hepsi bir partiden değil ki çok farklı siyasi görüştü olan sanayicilerimiz, çiftçilerimiz, üreticilerimiz var.

İstanbul’da, Güngören’de böyle bir toplantı yaptığımızda bir apartman görevlisi, ‘Rutubetin içinde otuyoruz, bütün çocuklarım hasta’. Belediye başkanı arkadaşlarıma söyledim onu dinledikten sonra. Bundan sonra yapı ruhsatı verirken en azından apartman görevlisinin oturacağı yerin insani koşullarda olması lazım. Yine bir apartman görevlisi kadın, İstanbul şunu söyledi: ‘Ben çalışıyorum, eşim de çalışıyor, ama eşimin zaten sigortası yok, ben burada görevliyim. 30 gün çalışıyorum, 15 gün primim yatıyor. Ama ben gidip diyemiyorum, niye benim primimi eksik yatırdınız diye. Diyemiyorum çünkü bunu söylersem korkuyorum, ya beni kapının önüne koyarlarsa.’ Gerekli güvenceleri sosyal devletin sağlaması lazım. Fakirin, fukaranın yanında olana biz sosyal devlet diyoruz.

Bir çiftçi ekecek, biçecek, sonra zarar edecek. Peki nasıl geçinecek? Banka borçları, yüksek faizler olacak. Hayat, bir zincir gibi birbirimize bağlamış. Her birimizin farklı görevleri, işlevleri var. Gönlümüzde yatan, bu zincirin içinde kim varsa hepimiz mutlu olalım.

Apartman görevlisi arkadaşlarım unutmasınlar, onların hakkını, hukukunu sonuna kadar arayacağım. Taşeron işçilerine kadro vermiyorlardı. Bir milyonun üzerinde taşeron işçinin, kadrosu yok. Hiçbir güvencesi yoktu. Yılar yılı dile getirdim, sizin hakkınızı savunacağım diye. Sendikalar sahip çıkmadı, ben sahip çıktım. Önce onlara dernek kurdurdum. Erzurum’da kuruldu, oradan başladı. Şimdi bir milyona yakını kadro aldı. Demek ki mücadele olursa başarıya ulaşabiliriz. Apartman görevlisi kardeşlerim de unutmasınlar, o mücadeleyi yapacağız.

Demokrasinin temel taşı muhtarlardır. Bunu sakın unutmayın. Diyeceksiniz ki ‘Nerden çıktı, muhtarlar demokrasinin temel taşı oldu’. Bu topraklarda yapılan ilk seçim 1833 yılında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde bir muhtarlık seçimidir. Düşünebiliyor musunuz, milletvekillerinden önce. Seçim, demokrasinin temelidir, özüdür. İşin temelinde yatan milletin iradesidir. Milletin iradesi 1833 yılında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde bir muhtarlık seçimiyle tecelli etti.

Muhtarlık kurumuna önem vermiyorlar. ‘Muhtar mı, eee seçildi tamam, bitti’ o kadar. Ama ülkenizde demokrasiyi geliştirmek ve büyütmek istiyorsanız muhtarlar için bir kanun çıkması lazım. Belediye başkanları, milletvekilleri, cumhurbaşkanı için, herkes için var, siz de seçimle geliyorsunuz. Onları seçen millet sizi de seçiyor. Sizin bağımsız bir kanununuz yok, isteyin. Bu kardeşiniz onu hazırladı. Bütün muhtar derneklerine gönderdik ama dedik ki ‘Eksiğimiz, yanlışımız olabilir. Siz işin içindesiniz, alın bir bakın bakalım. Burada eksik, yanlış varsa tamamlayalım’. Aldık ve tamamladık. Başka siyasi partiler yaptılar mı, hayır yapmadılar. Demokrasiye aşığız biz. Demokrasi olmazsa kucaklaşamayız biz. Demokrasi olmazsa farklılıklarımızı zenginlik olarak kabul edemeyiz. Farklılıklar zenginliktir, kavga aracı değil. Biz farklılıklarımızı kavga aracı yapıyoruz. Farklı düşünceler bir toplumu ileriye taşır.

Sizin bir bütçeniz yok. Niye? Bir mahalleye bakmıyor musunuz siz? Seçilmediniz mi? Diyelim ki mahallede fakir bir ailenin çocuğu üniversite kazandı, Adana’ya gidip kaydını yaptıracak. Belediye başkanına, milletvekiline, bakana, cumhurbaşkanına ulaşamıyor. En rahat mahallenin muhtarına ulaşır. Sizin gidiş dönüş için bir otobüs bileti alacak bir bütçenizin olması ayıp mı olur? Ben bunu söylediğim zaman ‘Parayı nerden bulacağız’ diyorlar. Benim maliyeci olduğumu bilmiyorlar herhalde. 27 buçuk yılımı, bütçe nasıl yapılır, para nasıl harcanır, israf nasıl önlenir, buna ayırdım.

Bazen Suriyeliler’e kızıyoruz. Vay efendim, Suriyeli geldi, şöyle yaptı, böyle yaptı diye. Suriyelinin bir kabahati yok arkadaşlar. Adam kaçmış, canını kurtarmış. Kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, genç… Kime kızacağız. Suriyeliler’i buraya getirene kızacağız. Biz bırakmışız, bağcıyı dövüyoruz. Asıl bağa bakacaksın. Bu Suriyeliler buraya niye geldi? Sınır boylarındaki ilçelerde Suriyelilerin sayısı çok daha fazla. Biliyorum, fazla. Kim getirdi, kim bu tabloyu önümüze çıkardı? Çözemiyorlar, çözemezler. Ama çözmeye kararlıyız. Bütün Suriyeli kardeşlerimizi kendi ülkelerine göndereceğiz ama barış içinde göndereceğiz. Kavga ederek değil.

Siyasetin ahlaki zeminde büyümesi ve yürümesi lazım. Sözüm var, Allah nasip ederse dostlarımızla birlikte iktidar olduğumuzda Meclis’e ilk sevk edeceğimiz bir numaralı kanun, Siyasi Ahlak Kanunu olacak. Bir siyasi, siyasete girdikten sonra zenginleşmişse bilin ki malı götürmüştür. İki kere iki, eşittir dört. Kendi hayatımdan biliyorum. Siyasete girdik, girdiğim gün mal beyanımı internet sitesine koydum. Hepsi teriyle kazandığım mallar. Karımın yüzüğüne kadar koyduk. Ama ben zenginleşmedim. İyi milletvekili maaşı alıyorum. Çoluk çocuk geçiniyoruz. Peki nasıl oluyor da birileri büyük han hamam sahibi oluyor. Siyaset kirlilikten arınmak zorundadır. Ahlaki zemine oturmak zorundadır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here