Kim Konuşabiliyorsa; İnsandır…

2

“Ağzınızdan çıkan söze dikkat edin, kaderinize etki edebilir” der İmam-ı Rabbani.

Bugünkü yazımı yukarıda belirttiğim konu üzerine kaleme alacağım. Çünkü; modern insanoğlunun kanaatimce en büyük sıkıntısı, iletişim çağında iletişim kuramamasıdır. Konuşamaması ve meramını anlatamamasıdır.

Konuşabilme; Yaratıcı’nın insan olana en büyük ikramı, ihsanıdır. “Kim konuşabiliyorsa, insandır. Çünkü, konuşma bilgelik, bilgelik konuşmadır” der Luther.

Hadis-i Şerif’teki “Kellimün nase ala kadri ukulihim” (İnsanlara akıllarınca hitap edin) cümlesi (Hz. İsa da Zeytindağı vaazında “Hitap ettiğiniz insanların anlayabileceği bir dille konuşun” demişti), günümüz insanının da dikkate alması, uygulaması gereken önemli bir husustur. Çünkü; bizler konuşmuyor, kavga ediyoruz. Şiddet; konuşamayan insanların yaptığı tek şeydir.

Kural ve yöntemlere uyularak yapılan konuşma (Münazara) ve düşünceyi nakletme biçimi (Mülahaza). Bu kavramları milletçe yediden yetmişe tekrar gözden geçirmemiz gerekmektedir:

Konuşulanın kadere etkisi üzerine en yakın misal Fethullah Gülen’in bedduasıdır.  “Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkan vermesin” demiş ve bedduada sarf ettiği her söz, kendisine, muhiplerine ve cemaatine dönmüştü.

“Kişide dilince değişir kader, ya yurda baş olur ya da başı gider” der Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig isimli kitabında. Hallac-ı Mansur bu sözü teyit eder bir ömür sürmüştür. “En-el Hak” cümlesi ile münafık olarak görülmüş ve bu sözünü geri alması istenmiş. Diğer türlü “başından olacaksın” denmiş. Kendisi; “Sözümden dönmezem; Halikı koyup halka yalvarmazam” der ve boynunun vurulmasına rıza gösterir.

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, Söz ola ağulı aşı, bal ile yağ ede bir söz” der Yunus.

Bilge insan Barış Manço da “Öğrenilmesi gereken ilk dil, tatlı dildir” diyerek konuyu teyit etmiştir.

Siyasetin bize teneffüs ettirdiği hava, kullanılan sözlerin ya sertliğinde ya da naifliğinde şekillenir. Siyasi erk, kullandığı her söze dikkat buyurmalıdır. Lider olarak addedilen isimlerin, sevenleri, muhipleri kullanılan lisanı benimser. Siyasi rakiplerine o lisan-ı halin, halet-i ruhiyesi ile amel ederler. Bu yüzden politikanın dili hep sulh eksenli, bütünleştirici, birleştirici ve kutuplaştırmayan beyanlardan müteşekkil olmalıdır.

Bizi yönetenlerin iki dudağının arasından çıkan her olumlu ya da her olumsuz cümle, ülke sathına sirayet eder. Bu halet-i ruhiyenin müspet olması, ülke geneline huzur ve tebessüm yayar. Olumsuz her cümle, kin üretir, nefret üretir, kimya-yı uhuvveti (kardeşliği) dumura uğratır.

Mitinglerde, grup toplantılarında, düpedüz konuşmalarda damdan düşer gibi ve uzun uzadıya; siyasi hatipler ne konuştuklarına dikkat etmek zorundadır. Fatih Sultan Mehmet “Sonunda özür dileyeceğin bir sözü söyleme” diyerek, ağızdan çıkan sözün ne kadar kıymetli olduğunu vurgulamıştır.

Günümüz siyasetçilerinin, bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan Fatih’in bu sözüne riayet etmeleri, hem kendileri hem de bu topraklarda yaşayan seksen milyonun selameti için elzemdir. Hatta dünya ülkelerine verdiğimiz intiba için de son derece önemlidir.

Lider ya da hatip sert söylemlerle cezbeye gelebilir, o an için coşku oluşturabilir. Böyle anlatmakla çok zevk duyabilir, liderliğini perçinleyebilir. Fakat; hamaset (kahramanlık) zannedildiği gibi, dinleyici üzerinde her zaman arzu edilen etkiyi bırakmayabilir.

Bilge konuşur. Çünkü; söyleyecekleri var. Ahmak konuşur. Çünkü; söylemek zorunda olduğunu zanneder. Bilge ve ahmak ayırdını çok iyi yapmak gerek. Ne zaman konuşulması ne zaman susulmasını gerektiğini, “ben hatibim” diyen bilir.

“Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini / İki cihân cehennemini, sekiz uçmağ ede bir söz” (cennette sekizinci makam) der Yunus Emre. Sözler sihirlidir, büyülüdür. Dua ya da beddua etkisindedir.

Söz, ağırlığınca altın eder…

Abdülhak Hamit Tarhan’ın ünlü “Makber” şiirinde sözün kıymetine çok güzel bir atıf vardır. Der ki;

“Ketmetme bu râzı, söyle bir söz,
 / Ben isterim âh öyle bir söz! .. / Güller gibi meyl-i ibtisâm et, / 
Dağ-ı dile çâre bul, merâm et! / 
Bir tatlı bakışla, bir gülüşle/ 
Eyyâm-ı hayâtımı tamâm et!”

“Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız” hadis-i şerifinden sonra parantez içinde yazılı olan (müsamaha)’dan dem vurulur.

Müsamaha kelam-ı lügatımızdan çıktı gibi. Yerine “tolerans” getirildi. O da yeterince kabul görmedi, yerine “hoşgörü” kelimesini ikâme ettiler. Bu üç kelimenin birbirinden ayrı manası vardır.

Mehmet Akif’in sözü ile bağlayalım. “Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek” der merhum şair. Hakikati söylemekten korkmayın. Söz, söyleyenden daha kıymetlidir. Söze etki eden kimin söylediği değil, sözün niteliği, ağırlığı, kıymetidir. Söz kutsaldır.

Şems-i Tebrizi şöyle der; “Diyorlar ki dost acı söyler. Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni sevmeyen acı söyler. Dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.”

Hz. Ali’nin sözü de beyanımızın esasını destekler mahiyettedir. “Tatlı dilli olanların etrafındaki hâle (ışık) her geçen gün artar” der.

“Aynı dili konuşanlar anlaşamazlar amma aynı gönlü paylaşanlar anlaşırlar” der Mevlana.

Değere değer veren değerli insanlar, ortak payda oluştururlar.

Allah herkesin dengini dengine denk getirsin. Sözü ile, kelamı ile, muhabbeti ile vesselam…

2 YORUMLAR

  1. Sivri dilli olmak, sivri acı biber ikram etmeye benzemez. Birinin hazmı yoktur diğeri hazmı kolaylaştırır. Günümüz insanı söz verdi mi sözünde durmaz, sözü acı, sözü de gözü de dönmüş olanı tercih eder oldu.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here