Kimliksizler, evet ben bir dejenereyim…

1

Kimlik bir aidiyet ifadesidir ve insanın pek çok aidiyeti olduğu için aslında pek çok kimliği vardır.

Örneğin insanın dini aynı zamanda dini kimliğidir; ahlaki değerleri ahlaki kimliğidir, cinsel seçimi cinsel kimliğidir; ideolojik seçimi ideolojik kimliğidir vs.

Diğer yandan dininin farklı olması, dinsel kimliğinin farklı olmasına karşılıktır; ahlaki anlamda değerlerinin farkı olması ahlaki kimliğinin farklı olmasına karşılıktır; cinsel seçiminin farklı olması cinsel kimliğinin farklı olmasına karşılıktır; ideolojik farkı da ideolojik kimliğinin farklılığına karşılıktır.

Kısacası her kimlik aynı zamanda bir aidiyette, tercihe veya yaşam biçimine karşılıktır ve o aidiyetin, tercihin veya yaşam biçiminin kimlikle ifadesi ise kimlik içi gurubun dayanışmasını teşvik etmek içindir.

Neden? Derseniz.

Çünkü farklılıklar birbirlerine karşı hoşgörüsüzdür, azınlıkta olanı aykırı görme ve yok etme eğilimi göstermektedir.  

Peki bir kimlik neden başka bir kimliğe saldırır?

Bu konunun en önemli noktasıdır; çünkü bizi bu konuyu yazmaya ikna eden şeyde aslında bu kimliklerin kendilerinden farklı olanlara karşı hoşgörüsüz davranmalarından dolayıdır. 

Bir kimliğin farkından dolayı baskıya uğraması o kimliğin a-b-c kimliğine mensup olmasından ötürü değildir, azınlıkta olmasından ötürüdür ve belki farkında değilsiniz ama azınlığa düştüğünüzde siz başka kimliklere baskı yapanlarda baskıya uğramaktasınız, bunu görmüyor ve buna rağmen sizin de başkalarına karşı hoşgörüsüz davranmanızın nedeni yeterince insanlaşmamış beşer ruhunun yakaladığı fırsatı kendi açısından almaya çalışmasıdır.

Bunu biraz açalım:

Öncelikle her kimlik kendi kimliğinin doğru olduğu iddiasındadır ve çokça kimlik ise kafalarının karşımasına, kendi kimliklerine karşı kuşkuya düşmelerine neden olmaktadır.

Peki neden bazı kimlikler kabul görüyor da bazı kimlikler kabul görmüyor?

Toplum normalde farklı kimlikler toplamıdır, ancak kimliklerin bir kısmı kendisini zaman içinde diğer kimliklere kabul ettirmeyi başardığı için eskisi gibi tepki görmemekte, toplumun yaşam biçimine -kısmen veya bütün olarak- yerleşmiş, geleneğin bir parçası haline gelmeyi başarmıştır. 

Tepki gören kimlikler geleneğin bir parçası olmayı başaramayanlardır, burada durumlarının bilimle izahı veya başka yerlerde kabul görüyor olmaları o neticeyi değiştirmemektedir, çünkü şu an ve burada kendilerini kabul ettirme gücüne sahip değiller.

Yani kısacası o güçleri olsaydı onlarda kabul görecek, ülkenin o sözüm ona muteber yurttaşı olarak ülke içindeki şerefli yerlerini alacaklardı.

Bazı kimlikler azınlıktır ve varlık nedenleri genellikle çoğunluğun kabul verdiği bazı kimliklere karşı varlık kazanmaktadır; tabii bu da onları olası kontrolü bırakırlarsa kendi kimliklerini kaybedeceklerini, toplumsal bağlarının çözülmesiyle yok olmaya götüreceğini düşünmelerinden ötürüdür. 

Peki böyle bir olasılık var mı?

Aslında var.

Her fikrin diğer bir fikrin türemesi olduğu gibi aslında her kimlikte diğer bir kimliğin türemesidir ve biri kan kaybettikçe diğeri güç kazanmakta, toplumda daha çok yer bulma şansını yakalamaktadır. 

Yani aslında her kimliğin diğer bir kimlik için tehlike arz ettiği görecede olsa doğrudur, ancak görece diyorum, çünkü bu onlara göre doğrudur, özünde ise doğru değildir; zira bunun pratik karşılığı aslında farkın farkındalık yaratması ve farkındalığında seçenekleri artırmasından başka bir şey değildir. 

Yani aslında işin özüne dönersek insan yenilikten korkuyor, inşa ettiği eskiyle huzur bulmaya çalışırken yeni olan gelip huzurunu kaçırıyor ve ona bu işin dahası olduğunu ve yürüyeceği yerde kendisini bir mağaraya kapattığını söylüyor.

Düşününüz, tam başınızı örtecek bir çatının altına sığınıp huzur bulacağınızı umarken birleri çıkıyor ve size çatınızın sizi yağmurdan, selden, çamurdan, yangınlardan ve depremlerden koruyamayacağını, çünkü o çatıyı inşa ederken bu gerçekliklerin hiçbirini göz önüne almadığınızı söylüyor.

İş aidiyette olsa gerçekte seçeneklerin çoğalması ne demektir?

Ya da seçeneklerin çoğalması iyi midir?

Aslında iyidir, çünkü çokluğun kabulü farklılıkların kabulü anlamına geliyor ve farklılıkların kabulü ise kişiye kendi farkının, daha açık bir ifadeyle kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin mutlak olmadığını gösteriyor. 

Peki kimlikler mutlak değil ise nedir?

Elbette -yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi- tüm kimlikler düşünme veya yaşama biçimlerinden çıkarsınmış sonuçların kendilerini hayatta kendi farkları içinde gösterme çabalarının bir sonucudur. 

Ve doğrusu herhangi bir kimliğin özel olduğunu iddia etmesi kendi savıdır, ama o farkın kişiye veya guruba özel olduğu sözü doğrudur, çünkü her kişi veya gurubun kimliği kendisine özeldir. 

Tabii bendenizin bu kimliklere bakışını sorarsanız aslında çoklu kimlikten kimliksizliğe ulaşmayı savunuyorum.

Peki neden kimliksizlik?

Aslında çok basit, çünkü çoklu kimliğin kabulü bizi beklendiği ve olması gerektiği gibi bir kimliksizliğe doğru götürüyor ve o kimliksizlikte aslında bizi tüm kimliklerin tek potada birleşip eridiği insan kimliğine doğru götürüyor. 

İnsan kimliği tüm kimliklerin zirvesi olarak bir çeşit kimliksizliktir, çünkü insan kimliği insanı aidiyetlere göre almamaktadır, aidiyetleri farkların bir neticesi ve farkları da insan olmanın bir gereği olarak almaktadır. 

1 YORUM

  1. Beşeriyet İnsan üst kimliğine sahiptir. O halde bu İnsan kimliğinin herkesin kabullenebileceği bir tanımı olması lazım. İnsanın mahiyeti nedir?

    Fizyolojik olarak herkes kolayca tanımlayabilir de fiziki olarak insan bedenini yönlendiren ona bir takım işleri yaptıran ve yaptırdığı eylemlerle de ona bir değer atfeden, değerini yükselten alçaltan şeyin adı ruh ise ruh nedir?

    Ruh duygular bütünlüğü ise duyguların mahiyeti nedir?

    Duygular özgür müdür, gelişi güzel serpilip mi gelişir?

    Duygular sınırsız mıdır, sınırlamak mümkün müdür?

    Benim duygularım tamamen benim. midir, yoksa başkalarını da ilgilendirir mi?

    Duygularımın başkalarının da duygularıyla kesiştiği bir nokta var mıdır, varsa o noktayı nasıl tanımlayabiliriz?

    Son soruya eğer var cevabı verebiliyorsak o zaman başa dönüp şu sorulara cevap aramalıyız; duygularımızı başkalarının duygularıyla kesiştiği yere göre herkesin kabulllenebileceği bir tanıma kavuşturmamız mümkün değil midir?

    Sanırım şimdi tartışmak için doğru bir zemin belirlemiş olduk. O halde herkesin bu zeminde yürümeyi öğrenebilmesi mümkün değil midir?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here