Kırmızı Işık ve Covid 19

0

Hiç sevmiyorum bu kırmızı ışıkları.

Hani insanın sevmediği kıl burnunda bitermiş ya, hep de ben geçerken yanıyorlar.

Ne güzel şöyle hep yeşil ışık yansa, hiç durmasam yollarda.

Kırmızı ışık hep başkalarına yansa.

Kırmızı ışıkları sevmiyorum.

Gerçi bana hep yeşil yansa başkalarına hep kırmızı yanmış olacak.

Muhtemel ki onlar da sevmiyorlar kırmızı ışıkları.

Onlar da durmadan geçmek istiyorlar.

E bide bana hep yeşil yansa ötekiler nasıl geçecek.

Saçmalıyorum sanırım.

xxxx

İşte hayatta da hep yeşil ışıklar yansın istiyoruz.

Her istediğim hemen oluversin, istemediğim hiçbir şey olmasın istiyorum.

Her şey benim istediğim gibi gitsin hiç bozukluk, yanlış, hata olmasın istiyorum.

Hava hep güneşli, ılık olsun istiyorum.

Vücudum hep sağlıklı, Covid 19 benden uzak olsun istiyorum

Ama bazen tak diye kırmızı ışık yanıveriyor karşımda.

Ya tam da hızlanmışım geçecek, engelleri aşacakken olur mu bu şimdi diyorum.

Ama kırmızı ışık dur biraz diyor bana.

Bekle, dur, şu bitmek tükenmek bilmeyen koşuşmalarından vazgeç.

Biraz nefeslen, nereye, nasıl, niçin gittiğine bak biraz.

Yavaşla diyor hayat bana bazen.

Hız öldürür.

Hızlı yaşamak da bazen hiç yaşamamak anlamına gelir.

Hızlı trene hiç bindiniz mi bilmiyorum!

Dışarısını seyredemezsiniz. Evler, ağaçlar, dağlar, nehirler siluet şeklinde hızla geçip gider gözlerinizden. O an eşyayı göremez olursunuz.

Eskiden bir yerden bir yere gitmek seyahat etmekmiş. Yavaş yavaş, sindire sindire, özümseyerek giderdiniz.

Şimdi hayal meyal şekiller arasında kaybolup gidiyoruz.

Kaybolan görüntüler değil, biziz aslında.

Kırmızı ışıklara çok ama çok ihtiyacımız var.

Biraz durmalı ve düşünmeliyiz.

Covid 19 bir türlü durmasını, kendisini dinlemeyi bilmeyen, beceremeyen biz insanların; yeni,  anlamlı ve keskin kırmızı ışığımız olabilir mi acaba!?

Önceki İçerikDoğunun bilgeliği, Batı’nın filozofisi
Sonraki İçerikAziz Paul’ün ayak izlerini takip ederken Tarsus’dan Efes’e
Levent Bilgi
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here