Koca koca profesörler kobay mı olmuş oldular şimdi?

0

“Kobay” kelimesi ile günlük hayattaki ilk karşılaşmam üniversite yıllarına dayanır. Güzide bir hocamızın ağzından dökülen şu cümleler oldukça ilgi çekiciydi: “Biz insanlarımızı kobay olarak kullandırtmayız. Yeni ilaçları kendi insanlarında önce “onlar” denerler, baktık zararı yok, biz de kullanırız!”

Benimle birlikte aynı sözleri işiten arkadaşlarımın aklından neler geçti, siz bu sözler üzerine ne düşünürsünüz bilmiyorum ama benim aklıma düşüverenleri gelin birlikte tartışalım…

Tartışalım ki, bu günlerde sosyal medyada paylaşılan resimlerden gördüğümüz üzere, değerli hocalarımızın, yani “koca koca profesörlerin” neden “kobay” olmakta bu kadar acele ettiklerini, hatta “kobay” olabilenlerin kendilerini şanslı saydıklarını anlayabilelim…

Kolayı varken, yani “Bu ilaç, şu hastalıklara iyi gelir, hadi herkes kullansın!” demek dururken, modern zamanlarda tıbbi çalışma diye bir şey ortaya atıldı. Yani, bir ilacın ortaya çıkabilmesi için, önce hayvan çalışmalarının bitmesi ve ciddi bir sıkıntı ile karşılaşılmamış olması gerekir. Ardından da, önce 10 civarında sağlıklı gönüllü- kobay- bu ilacı kullanır ki, hayvanlarda görülmemiş bir yan etki, insanda ortaya çıkacak mı diye kontrol edilir (Faz 1). Daha üç beş sene önce İngiltere’de, bu ilk aşama insan çalışmasında ciddi yan etkiler ortaya çıktığı, ölüm ile sonuçlanmasa bile ciddi organ yetmezliklerine ve uzun süreli yoğun bakım ve rehabilitasyon süreçlerine ihtiyaç duyulduğu bildirildi. Yani, her aşamada dikkatli olmak gerekmektedir.

Bu ilk aşama insan çalışmasında sorun ortaya çıkmaz ise sayıları kabaca 100’ü bulan sağlıklı -nadiren de hasta- gönüllü, yani “kobay” bulunması gerekir (Faz 2). Bu sefer de ilacın insan üzerindeki etkisi incelenmeye çalışılır. Bitti mi, bitmedi… İkinci aşamada istenilen sonuçlar elde edildikten sonra üçüncü aşama başlar ki, burada da 1000’lerce gönüllü hastalara –“kobaylara”- ihtiyaç vardır (Faz 3). Üçüncü aşama tamamlandıktan sonra, genelde bir ilaç başarılı mı, değil mi anlaşılır. Ama yine de bitmez. İlaç, ilaç ruhsatı alıp eczanelerde yerini aldıktan sonra da dördüncü aşama dediğimiz çalışmalar devreye girer (Faz 4). Çünkü daha önce ortaya çıkmamış yan etkiler her an görülebilir endişesi ile o ilacı kullanan kişiler- hastalar izlenmeye devam edilir. Bu son aşamada artık o ilacı kullanan kobay olarak adlandırılmaz, çünkü ilacın etkinliği anlaşılmış, kabaca yan etkiler ortaya çıkmış ve otoriteler ilaca ruhsat vermiştir. Anlayacağınız, bir ilacın masamıza ilaç olarak gelebilmesi için 1000’lerce “kobay”ın bizden önce o ilacı kullanmış olması gerekiyor.

Bu süreçleri yazması, okuması bile insanı yoruyor…

Halbuki… Yanılıyorsam düzeltin lütfen. Bitkisel ilaç diye ortalıklarda gezen ilaçların çoğunda bu süreçler atlanmış durumda. Hatta yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bitkisel ilaçların içinde olduğu söylenen maddelerin yarısından çoğu yok! Uzatmaya gerek yok, aslında diyorlar ki, bizim bitkisel ilaçlarımız gayet iyidir, araştırmaya da gerek yok. İnsanlar güveniyorlar ki, bize de bu yeter. Yani, bitkisel ilaçların çoğunda ilaçlar etkin mi, yan etkisi var mı diye yukarıda özet geçtiğim araştırmaların hiçbirisi yapılmıyor. Bu da şu anlama geliyor, bitkisel ilaçlar piyasaya çıkmadan önce “kobay” kullanılmıyor. O halde, kullanan herkes “gönüllü kobay!”

Peki, koca koca profesörler ne yapıyor?

Toplumun en az üçte birisinin daha sağlıklı bir hayat için “gönüllü kobay” olduğu bir ortamda, onlar “ölmemek için kobay” olmayı göze alıyorlar! Ya binlerce kişide kullanılıp yan etkisi az olduğu gösterilmiş COVID-19 aşısını ölmeden alabilmek umuduyla kobay olacaklar, ya da aşı piyasaya çıkana kadar üç- beş ay daha COVID-19’a yakalanma korkusu ile her gün işe gidip gelecekler. Hatta o aşıyı olurlarken şunu da biliyorlar. O “koca koca” profesörlerin yarısı, içinde aşı olmayan aşıyı – yani plasebo aşıyı-  olmaktalar. Türkiye’de COVID-19’a yakalanan her on kişiden birisinin sağlık çalışanı olduğu göz önüne alınacak olursa, meslektaşlarımızın korkuları daha kolay anlaşılır.   

Biz insanlarımızı kobay olarak kullandırtmayız…

Yeni ilaçların baktık zararı yok, o zaman satın alırız yaklaşımının ilaç geliştirme çalışmalarına olan katkılarından daha hiç bahsedemedik bile. 

Neyse…

Çuvaldızı batıracağımız daha çok yanımız var sanırım.

Esen kalın…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here